“Mahalle Baskısı” tartışması sürüyor

Prof. Binnaz Toprak’ın yönetimindeki “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma, medyada “mahalle baskısı” baskısı tartışmalarını bir kez daha gündeme getirdi. Taraf yazarı Etyen Mahçupyan araştırmanın yönteminin sağlıklı sonuç vermeyeceğine işaret ettiği yazısında şu görüşleri dile getirdi: “…çalışma Beşiktaşlılara soru sorup Fenerlilerin tribünlerde nasıl davrandığını anlamaya çalışıyor. Ne var ki verilen yanıtlar buram buram öznellik kokuyor ve doğrusu bilimsel açıdan çok tahrik edici bir malzemeye işaret ediyor. Çünkü deneklerin hepsi laik kesimden gelmekteler ve bu sayede bizzat bu kesimin nasıl bir zihniyete sahip olduğunu görmeyi kolaylaştırıyor. Söz konusu çalışma derinlemesine mülakata dayanıyor ama anlaşılan araştırma tekniği olarak anket mantığını devam ettirmiş. Laiklere soru sorarak muhafazakâr kesimin ‘mahalle baskısını’ ortaya çıkarmayı ummuş. Ama onun yerine laik kesimin zihnî yapısını sergilemiş… Kısacası muhafazakârların ‘mahalle baskısını’ tespit etmek için bizzat muhafazakârlarla görüşeceksiniz… Çünkü zihniyeti kavramadan, gözlemlerinizi anlamlandırmanız hiç kolay olmayacaktır…”

Mahalle baskısından İslamofobya’ya

Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay ise araştırmayı şöyle yorumladı: “Prof. Binnaz Toprak’ın yönetimindeki “Mahalle baskısını ispatlamak üzere anlatılan bütün hikâyeler giderek İslamlaşma korkusunu pompalıyor. Baskı yapanlarla ilgili derlenen hikâyelerin toplamı İslamofobya ideolojisinin mitik dayanakları haline geliyor. Prof. Binnaz Toprak’ın yönetimindeki “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmada mülakat alınan 401 şahsın ağzından ortaya konulan verilerle çizilen tablo aslında her şeyden önce bal gibi “ötekileştirilmiş muhafazakârlar” tablosudur. Bu tabloda “muhafazakârlar tarafından baskı gören laikler” gösterilmeye çalışılmış ama ilk bakışta görünen sadece “laikler tarafından kötülenen, korkulan ve nefret edilen muhafazakârlar” olmuş… Bazı somut ve gerçekten olmuş olabilecek vakaları dışarıda tutalım, ama örneklerin büyük çoğunluğu İslamcı sermaye veya cemaatlerin salt varlığını bile kendilerine karşı bir baskı gibi gören bir yaklaşıma dayanıyor. Bu örneklerde muhafazakârların başkalarına bir baskı hissettirmemek için yapabilecekleri tek şey gözden tamamen kaybolmaktır. İşi getirmeye çalıştıkları nokta da bu. Oysa hâlâ resmen ve fiilen geçerli olan başörtüsü yasağıyla, katsayı uygulamasıyla dışlanmaya, aşağılanmaya, alt sınıf muamelesi görmeye devam edenler mahallenin “ötekileri” değil “berikileridir”.”

Cemaatlerin alternatifi ne?

Mümtaz’er Türköne ise Zaman’daki “Cemaatlerin alternatifi ne?” başlıklı yazısında araştırmaya ilişkin değerlendirmelerini şöyle bitirdi: “Aslında bir bütün olarak araştırmanın konu edindiği baskı, dindarların veya muhafazakârların değil geleneksel toplum yapısının baskısı. Geleneksel yapısını ve ilişkilerini muhafaza eden şehirlerde daha yoğun bir baskı hissediliyor ve bu baskı kendisini siyasî olarak “milliyetçi” bir kimlikle dışa vuruyor. Bu benim değil, araştırmanın yer verdiği bulguların iddiası. Ne var ki araştırmacılar bulguların bas bas bağırdığı bu sonucun farkında değiller. Cemaatçi yapı, örgütlü toplum demek. Örgütlü toplumlar kendi mensupları için güçlü denetim mekanizmaları geliştirirler; ama aynı zamanda dışarıda kalanlara ve farklı olanlara müdahaleyi de engellerler. Türkiye’de “farklı olana tahammülsüzlük” örnekleri ise cemaatçi yapılardan değil, örgütsüz oluşumlardan geliyor. Bireyin kendini tanımlamak için ihtiyaç duyduğu “öteki” yani düşman, tanımlama konusunda yetersiz kalınan durumlarda, daha çok örgütsüz ortamlarda önem kazanıyor; cemaatlerde değil. Belki de cemaatlere “farklı olana tahammül”ün sigortası olarak yeniden bakmak lâzım.”

Platform Haber

Bir cevap yazın