Ankara (223) Çürüme ve yozlaşma çocuklarımızı vuruyor!

Geçtiğimiz günlerde Türkiye korkunç cinsel istismar haberleriyle sarsıldı. Duyduğumuzda kanımızı donduran bu olaylara çoğumuz inanmak istemedik, hâlâ da kabullenmek istemiyoruz bu insanlık dışı gerçeği.

Fakat ne yazık ki olaylar doğru. Siirt’teki 4 ilköğretim öğrencisine, her yaşta ve konumdaki insan kılıklı hayvanlar tecavüz etmiş, hem de 2 yıl boyunca. Aynı kentin bir başka ilçesinde, 8-13 yaşındaki çocukların yine kendi yaşlarındaki bir kız çocuğuna şantaj yaparak 2-3 yaşlarındaki bebekleri kaçırıp; tecavüz edip öldürdüklerini öğrendik sonra.

Bu iki olayın şokunu atlatamadan bir haber de Manisa’dan geldi. Hemen arkasından İzmir’deki seri katil haberleriyle adeta şok geçirdik toplum olarak… Arkasından Kayseri’deki bir yatılı ilköğretim okulunda iki öğretmenin sekizinci sınıftaki kız öğrencilerine cinsel tacizde bulunmaktan, okul idarecilerinin de olayı kapatmaya çalışmaktan dolayı açığa alındıklarını gazetelerden okuduk.

Toplum olarak şok geçirdik ama olup bitenler karşısında derin bir sessizliğe gömüldük nedense… Sivil toplum kuruluşları, vatandaşlar, eğitimciler, ebeveynler suskun izledi haber bültenlerini… “Onlar bizim de çocuklarımız” refleksini harekete geçirmedik, geçiremedik…

Meğer toplum bu kadar çürümüş de, 70 milyon insanın haberi bile olmamış. Belki de 70 milyonun 70’ine de ucundan bucağından bulaşmış bu çürüme…

Biz buradan tüm yetkililere ve vicdan sahiplerine soruyoruz. Bize ne oldu da bu hale geldik?

Eğitimciler, okul müdürleri ve öğretmenler! Sorumlu olduğunuz birimlerinizde bu olaylar olurken siz ne ile meşguldünüz? Meslektaşlarınız size emanet edilen çocukları taciz ederken hiç mi şüphelenmediniz onlardan…

Milli Eğitim Müdürü, tüm müfettişler ve personel! Bütün bu olaylar olurken siz ne yapmaktaydınız?

Ve bütün siyasetçilere sesleniyoruz. Siz bu ülkenin hangi sorunlarını çözmek için varsınız. En küçük bir olayı siyasi rant için büyütmeyi, birtakım çıkarlar uğruna kavga etmeyi çok iyi beceriyorsunuz. Fakat sorunları çözme noktasında ses çıkarmıyorsunuz. Üç maymunu oynuyorsunuz işinize gelmediği durumlarda…

Eğitim sistemini ahlak ve maneviyattan soyutlamaya çalışan pozitivistler, materyalistler bu olaylar karşısında neden suskunsunuz. Dini eğitim yaşını on ikiye çıkararak çocukların manevî eğitiminin önüne set çekenler neden konuşmuyorsunuz. Siz de biliyorsunuz ki herkesi başına bir polis dikilemez. Herkesin polisi kendi vicdanıdır. Vicdanların çürüdüğü, manevî kontrol mekanizmasının olmadığı yerde bu olayların önüne geçilemez.

Ve ey eğitimciler! Sizler nerelerdesiniz? Bu çocuklara maneviyat ve ahlak adına ne veriyorsunuz? Hangi insani ve vicdani değeri anlattınız onlara…

Her şeyden önemlisi bu çocukların dünyaya gelmesine sebep olan anne ve babalar size sesleniyoruz; dünyaya getirdiğiniz ve doğurduğunuz çocuklara sahip çıkmayacaksanız; onları aç, susuz, eğitimsiz bırakacaksanız, her türlü tehlikenin kucağına atacaksanız bari dünyaya getirmeyin.

Biz burada bu çocukları suçlamanın doğru olmadığına inanıyoruz. TV ve internetteki ahlak dışı film ve diziler karşısında sesimiz bile çıkmıyor. Porno Filmlerin, sokak aralarında bile satıldığını herkes biliyor. Fakat önlem alma noktasında hiç kimsenin kılı bile kıpırdamıyor. Toplumun en çok korunmaya muhtaç olan kesimi çocuklar iken, ne yazık ki bu çocuklar her türlü istismara açık, korumasız bir şekilde siyasete, ticarete alet ediliyorlar, dilenmeye zorlanıyorlar ve şimdi de cinsel tacize uğrayarak gelecekleri karartılıyor ve hayatları söndürülüyor.

Bizler duyarlı anneler olarak, toplumun tüm kesimlerine sesleniyoruz:

Geleceğin büyükleri, idarecileri, eğitimcileri, siyasileri olacak çocuklarımızı hiçbir şeye alet etmeyelim, alet olmalarına göz yummayalım. Buna benzer istismarlara fırsat vermemek için çocuklarımızla aramıza mesafe koymayalım. Ne kadar olumsuz olursa olsun her şeylerini ve tüm sorunlarını bizimle paylaşmalarına imkân sağlayalım.

Çocuklarımızı teslim ettiğimiz tüm eğitim kurumlarını ne pahasına olursa olsun denetleyelim, denetleme mekanizmasını harekete geçirelim.

Tacizi-tecavüzü normalleştiren dizileri izlemeyelim, gazeteleri okumayalım… Her gün yeni bir taciz vakasını sayfalarına taşıyan medya “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirtircesine her gün sayfalarında gençliği ifsad eden, insanları tahrik eden sözümona haberler (!) vermektedir. Televizyondaki diziler en çarpık ilişkileri dahi allayıp pullayarak insanımıza model olarak sunmaktadır.

Toplumumuzun geldiği nokta göstermektedir ki; eğitim sistemimizin baştan sona bir revizyona ihtiyacı vardır. İnsanların tek ihtiyacı iş, aş, ekmek değildir. Belki bunlardan daha fazla ahlak ve maneviyattır. Bu nedenle karar mekanizmasında bulunanların en kısa zamanda eğitim sistemindeki yanlışları tespit ederek, bu yanlışlardan döneceklerini ümit ediyoruz.

Unutmayın, o çocuklardan biri sizin çocuğunuz olabilirdi… Bugün önlem almazsak yarın çok geç olacak…

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLARFORMU ADINA

İLKE İLİM KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

ÖZDEN SÖNMEZ

Bir cevap yazın