Van 154. Eylem: Kürt sorununda çözüm için çatışmalara son!

Kürt sorunu, sistemin, inkâr eden, yok sayan, faşizan yapısından dolayı ortaya çıkmış bir sorundur. “İnkâr eden ve yok sayan” anlayış, Kürtlere tahammül edememiş, zihinsel yok sayma düşüncesi, somut/fiili yok etme eylemine dönüşmüştür. Bu anlayıştan dolayı cumhuriyetin kuruluşundan bu güne kadar yüzbin civarında Kürt öldürülmüştür. Basıklar, işkenceler, mahrum bırakılmalar, aşağılamalar, köy yakmalar, kısacası hayatı zindana çeviren zulümler sorununun başka bir yönüdür. Bütün bunlara rağmen Kürtler birlikte yaşam temelli adalet, hak ve özgürlüklere dayalı bir çözüm istemektedirler. Mağdur taraf çözüm isterken, bir asırdır zulmeden, gücü ve imkânları elinde bulunduran, kendini devletin sahibi gören taraf çözüm istememektedir. Çözümü istemeyen bu güruh sorunun kötü, çirkef sonuçlarından hiçbir şekilde etkilenmemektedir. Toplumsal olarak “tuzu kurular” olarak ifade edilen bu güruh ölüme gönderdikleri gençlerin ölümlerini, Hantepe olayındaki gibi, dizi izler gibi izlerken, yüreklerini yaraladıkları anaları görmezden gelmektedirler.

Bu güruh örneklerini daha öncede gördüğümüz şekli ile son zamanlarda İnegöl ve Dörtyol da ortaya çıktı. Ortaya çirkef senaryolar kondu. Toplumda kaos/kargaşa oluşturmak, Kürt ve Türk halkını karşı karşıya getirip, birbirine düşürmeyi amaçlayan bu karanlık, bu çirkef girişim gereği gibi soruşturulmalıdır. Soruşturma devlet içine yerleşmiş çete mantığını aşacak şekilde yapılmalı, sorumluları ortaya çıkarılmalı, soruşturma sonucu mutlaka kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Yargı da artık hukukun gereğini yerine getirmelidir.

Temelde Kürt sorunu başta olmak üzere, toplumda temel hakların ihlali ve özgürlüklerin yok sayılması ile ilintili kirli bir anlayışı hayata geçiren güçlü bir yapının olduğunu biliyoruz. Ülkenin gerek sivil kanatta, gerekse askeri kanatta var olan bu kirliliği temizlemesi gerekmektedir. Bu cümleden Balyoz darbe planı ile ortaya çıkan gerçek örtbas edilmemeli, zanlılar korunmamalıdır. Artık halkın yararına toplumsal mutabakat ve barış için esaslı bir temizlik yapılmalıdır.

Ayrıca, adeta seri cinayet şeklini alan 2009 da Diyarbakır Lice de Ceylan Önkol’un öldürülmesi ile başlayan, 2010 da Van Özalp’ta Olcan Akyürek’le devam eden ve son olmasını arzuladığımız Van merkez Kurubaş köyünde Canan Saldık isimli çucukların öldürülmeleri olayları ile ilgili soruşturmaların toplumu tatmin edecek şekilde sonuçlandırılması, sorumlularının açığa çıkarılması ve gereğinin yapılmasını istiyoruz.

Değerli basın mensupları;

Gerek Hantepe olayı, gerek İnegöl ve Dörtyol olayları ve gerekse balyoz darbe planı ile ortaya çıkan gerçeklik ve seri çocuk ölümleri Türk halkının da bir muhasebe yapmasını gerekli kılmaktadır. Birlikte saadet ve huzur içerisinde mutlu bir şekilde, insanca yaşamak mümkünken çocuklarını ölüme götüren bu anlayışı sorgulamalıdır. Kürt sorununun çözümü, toplumsal huzur ve saadetin sağlanması için Türk halkı da inisiyatif almalı, adaletin tesisine dönük, hükümeti somut çözüm ortaya koymaya zorlayacak sivil tepkiler ortaya koymalıdır.

Gelinen bu noktada hükümeti Kürt sorunun çözümü konusunda samimi ciddi ve somut adım atmaya çağırıyoruz. Çözüm çabası olarak deklere edilen “açılım” sürecini ölümler gerekçe gösterilerek yavaşlatmanın, sorunun çözümünü ertelemenin mantığı yoktur. Zaten sorun sebep ve sonuçları itibarı ile şiddeti, kanı ve ölümleri beraberinde getiren bir sorundur. Ölümleri gerekçe göstererek çözümü ertelemek, daha önce çözüm olmadığı kesin olarak görülmüş şiddete şiddetle karşılık vermeyi hedefleyen özel ordu düşüncesi çözümü istememekle eşdeğerdir.

Ve yine hükümet cenahından devlet bakanı ve başbakan yardımcısı Cemil ÇİÇEK, AK PARTİ genel başkan yardımcısı Kürşat TÜZMEN’nin her türlü izandan yoksun açıklamaları sorunun çözmünün istenmediğinin ayrı bir işareti olarak algılanmaktadır. Ölümlerin son bulması isteniyorsa, çözüm için mutlaka herkesin bildiği, sorunun gerekçelerini ortadan kaldıracak samimi, adilane, hukuki ve somut adımlar atılmalıdır. Bunun ilk adımı olarak taraflar derhal çatışmalara son vermelidirler.

Sayın basın mensupları;

Temel hak ve özgürlükleri esas alan, tüm toplum kesimlerinin insani ihtiyaçlarını karşılayan, hak ve adalet ilkelerine dayalı köklü bir anayasa değişikliği talebimizi önceki basın açıklamalarımızda dile getirmiştik. Bu talebimizi yineliyoruz. Bununla birlikte; Çocuklar, yaşlılar ve özürlülerle ilgili eşitlikçi, seyahat özgürlüğü ve ailenin korunması, memurların sendikal hakları, işçiyi mağdur eden grev ile ilgili yasakların kaldırılması, dilekçe hakkı, askeri şura kararlarına karşı yargı yolunun açılması, 12 eylül 1980 darbesinde emeği ve katkısı olanlara yargı yolunu açması, anayasa mahkemesi ve HSYKA ile ilgili düzenleme, meclis başkanı, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve jandarma genel komutanının işledikleri suçlarla ilgili olarak yüce divanda yargılanması gibi içerdiği düzenlemelerden dolayı olması, olmamasından daha faydalı olduğunu düşündüğümüz son kısmi anayasa değişikliğini olumlu buluyor ve destekliyoruz.

Değerli basın mensupları;

Gerek ülkemizde ve gerekse dış dünyada inanç özgürlüne karşı tahammülsüzlük, baskı ve ötekileştirme devam etmektedir. Başörtüsü yasağı zulmünün son bulması için hiçbir çaba göstermeyenlerin hata kısmi çözümü dahi engelleyenlerin, son zamanlarda bu sorunu meydanlarda siyasi malzeme konusu yapmalarını kınıyoruz. Avrupa da minare ve Burka yasağı özgürlükler konusunda batının ikiyüzlülüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.

VAHÖP Adına

Münir MAVİŞ

İnsan-Der Yön. Kur. Bşkn.

VAHÖP (VAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU BİLEŞENLERİ)

GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ, İNSAN-DER, MAZLUMDER, MEMUR-SEN, UMUT IŞIĞI DERNEĞİ, ERDEM-DER, ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ, VAN İMAM HATİP MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ, KA-DER

Bir cevap yazın