Anadil ve AK Parti’nin Açılım Ufku

Anadilde eğitim ve yönetimde çok dillilik konusunda hükümetin takındığı tutum, Kürt açılımında ufkunun sınırlarını ortaya koymakla kalmıyor aynı zamanda Kürt sorununda önemli adımlar atmasına karşın hala geleneksel milliyetçi devlet anlayışını aşamadığını da gösteriyor…

Modern anlamda dil sorunu ulus devletlerin ürettiği bir sorun. Sentetik bir olgu olarak ulus, dil birliği üzerine inşa edilir. Çünkü ulus öncelikle ortak dile sahip topluluk olarak tasarlanır. Bu da yasaklamayı, inkârı, asimilasyonu beraberinde getirir.

Türkiye’de Türkçe dışındaki onlarca dil, bu nedenle yani “tek millet” saçmalığı yüzünden, bir asırdır yasak. Buna göre tek millet olgusuyla mücessem olan birlik beraberlik, ancak yok saymayla ve yasaklarla sağlanır. Yüzyıldır bu birlik beraberlik putuna yüz binlerce insan kurban edildi. Hala bu kanlı tapımda ısrar ediliyor. İşte aklın ve vicdanın körleştiği nokta.

Bir kavmi inkâr etmenin en kestirme yolu dilini yok saymak veya yasaklamaktır. Kur’an’ın dilleri Allah’ın ayeti saymasından hareketle rahatlıkla diyebiliriz ki, bir dili yasaklamak ile Allah’ın bir ayetini yasaklamak arasında fark yoktur. Şu analojiyi de yapabileceğimizi sanıyorum; anadil meselesini fıtri haklar bağlamında değil de hikmet-i hükümet yani siyasi bir karar olarak görmekle, Osmanlı sultanlarının siyaseten katl uygulamasını siyasi izahatla meşrulaştırmak aynıdır.

Şimdi Kürt sorununda zurnanın zırt dediği noktadayız. “Artık Kürt sorunu kalmamıştır, birkaç küçük düzenleme ile sorun hallolur” diyenlere, anadil sorununun Kürt sorununun bizzat kendisi olduğunu; hakikatin de, Kürdistan halkının yaklaşımının da bu olduğunu hatırlatmak isteriz. Anadil sorunu çözülmedikçe Kürt sorunu çözülemez. Mesele bu kadar basittir.

Anadil meselesi, her fırsatta hükümetten bağımsız olduğunu söyleyen ve kardeşlikten dem vuran çevreler için de bir samimiyet testidir. Bu temel/fıtri hak karşısında hükümetle ters düşme pahasına, hükümeti hakkaniyetli davranmaya zorlamak gerekiyor.

Hak kavramı göreceli bir kavram değilse, konjonktüre, sisteme, hükümetlere göre değişmiyorsa yapılacak olan bu hakkı haykırmaktır.

SERDAR BÜLENT YILMAZ

(Bu makalenin tam hali Özgün Duruş Gazetesi 68.sayısında da yayınlanmıştır)

Bir cevap yazın