Asgari ücret, azami yoksulluk!

2011 yılı için asgari ücrete yapılacak zam belirlendi. Yılın ilk altı ayında yüzde 4.7, ikinci altı ayında ise yüzde 5.1. Buna göre asgari ücret, bugünden itibaren 18 yaşından büyükler için net 629.96 lira olacak.

18 yaşta bir yazım hatası yok. Meclis’te görüşülen torba yasadaki değişiklikler yürürlüğe girerse “16 yaşından küçükler ve büyükler” ayrımı “18 yaşından küçükler ve büyükler” diye değiştirilecek. Bu durumda 16 ve 17 yaşında olanlar artık ayda 80 lira daha az ücret alacak demektir.

Tüm bu ücretler gerçekten insan onuruna yakışmayacak ve emeğin karşılığı olamayacak kadar düşük! Nitekim Sosyal-İş Sendikası’nın hazırladığı bir rapor da tespiti destekler nitelikte. Rapora göre, 4 kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa bile kazandıkları para yoksulluk sınırının hâlâ altında kalıyor.

Aynı rapor, yoksulluk sınırının asgari ücretten daha fazla yükseldiğini de gösteriyor. Kayıtlı her işçiden birinin asgari ücretle çalıştığı bir ülkede, bir aylık emeğin karşılığı olarak 630 lira verilmesinin hiçbir insani, vicdani tarafı bulunmaz.  Üstelik son beş yıllık zamların hiçbiri çalışanların hayatına olumlu katkı yapmazken… Çünkü maaşlar artsa bile ele geçen maaş, temel ihtiyaç harcamalarını karşılayacak rakamların çok çok altında kalmaya devam ediyor.

Asgari ücretlilerin giderlerinde büyük pay tutan kira, ulaşım, elektrik, su, yakıt ve gıda giderlerinde yaşanan enflasyonun resmi enflasyon oranından çok daha fazla olduğu da ayrı bir gerçek. Dolayısıyla devletin hesabı çalışanın hayatındaki gerçekle kesinlikle örtüşmüyor.

Emeği sömürülen insanların sefalete mahkûm edildiğidir, yani kölelik düzeni yasallık kazanarak sürdürülmektedir. Burada kesinlikle abartı yok. Devletin yaptığı hesabı baz alarak konuşsak bile 2010 Haziran ayı itibariyle asgari ücret 521 lira 89 kuruş iken, aynı dönemde açlık sınırının 817 lira 99 kuruşta kaldığını görürüz.

Tablo bu olduğuna göre yapılması gereken de bellidir: Asgari ücret, insanca yaşayacak bir düzeye çekilmek zorundadır. Asgari ücretin gerçek enflasyon karşısında erimesi önlenmelidir.

Zamlarla ve dolaylı vergilerle beli bükülen bir halkı, tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de asgari ücret sömürüne mahkûm etmenin ne adaletle ne de hakkaniyetle bir ilgisi vardır. Bunun adı apaçık zulümdür. Zulüm ise ilelebet sürmez. Zenginin giderek zenginleştiği buna karşı yoksulun açlık sınırının altına itildiği bir ekonomik düzen, elbette toplumları ve devletleri yozlaştırır ve sonlandırır. Bugün değilse yarın…

İşte tam da bu noktada herkese önemli sorumluluklar düşüyor. Bu faizci tüketim ekonomisine, ifsad sistemine karşı insanları uyandırmak, uyarmak ve harekete geçirmek zorundayız. Türkiye Başörtüsü Platformları’nın bu haftaki eylemlerinde ve TOKAD’ın düzenlediği asgari ücret protestosunda yükseltilen çağrının devamı gelmelidir.

Emek sorununu küçümsemek, insanların hayatındaki bu önemli çelişkiye kayıtsız kalmak, İslami mücadelenin de sesini cılızlaştırır.  Çalışanların -işçi, çiftçi, memur, hizmetli fark etmez, hem kamuda hem de özel sektörde sömürüldüğü, faiz batağında her gün daha çok yoksullaştığı bir düzende, Müslümanlar vahyin şahitliğini yaparken, toplumun yaralarına karşı acil çözümler üretemese de, en azından onun derdiyle dertlendiğini ortaya koymalıdır. Toplumun vicdanı olacak tevhidi bir adalet ve özgürlük mücadelesi için hayatı her boyutuyla kavramak, sorunları her yönüyle görmek ve aralarındaki temel ilişkileri deşifre etmek zorundayız.

TOKAD’ın bildirisinde de ifade edildiği gibi:

“Ezilme ve köleleşmeyi sürekli hale getirmeyi amaçlayan zulüm politikalarını bir bütün halinde okumak, görmek gerekiyor.

Unutmayalım ki başörtüsü yasağı köleleştirmeyi amaçlar, Kürtçe’nin yasaklanması köleleştirmeyi amaçlar, Alevi halkının taleplerini yok saymak köleleştirmeyi amaçlar, emek sömürüsü köleleştirmeyi amaçlar, okullardaki resmi ideolojinin dayatıldığı eğitim süreci köleleştirmeyi amaçlar.

Bütün bu köleleştirmeleri ancak birlikte kavrayabildiğimizde durdurabiliriz.

Yoksullaştırıcı ve esir edici politikalar asla birbirinden bağımsız değildir.

Bu, böyle bilinmedikçe hakiki bir özgürleşme gerçekleşmeyecektir.”

Bir cevap yazın