Konya 173. hafta: Direniş sadece zalime muhalefet değildir

Diyanetin yan kuruluşu olan Türkiye diyanet vakfındaki görevden alma ve peşi sıra meydana gelen istifalar gözleri ve ilgileri Türkiye diyanet vakfının üzerine çekmiştir. Kendisi ve maksatları bir tartışma konusu olan diyanetten sonra diyanet vakfının da ne yaptığı veya yapması gerekenlerden neleri yapmadığı ve böyle bir kurumun niçin var olduğu bir kez daha tartışılmaya açılmıştır.

Devletin din üzerindeki tahakkümünü ifade eden diyanet bu tahakküm hususunda dinin devlete karşı tarafsız olarak ilan edilen laiklik algısını devletin dine müdahalesi olarak uygulayan bir görüntü çizmektedir. Dinin devlete müdahalesinin kanunlarla yasaklandığı bir ülkede devletin dine müdahalesi kurumlarla gerçekleşmektedir. Dini, hayatın içerisinden alan ve vicdanlara hapis etmeyi öngören bir yönetim anlayışı bunu yeterli görmeyip dinin tabiatına da kurumlar aracılığıyla da müdahale etmeye kalkışmaktadır.

Türkiye diyanet vakfı kadın faaliyetlerinin yürüten Ayşe Sucunun görevden alınmasıyla, ilgili vakfın kadınlar üzerinde ne tür bir çalışma ürettiği de ortaya çıkmıştır. Kendisini dini temsil makamında gören bu anlayışın dinle olan bağlarının zayıflığı dini hayata olan ilgilerinin basitliğine rağmen dinle alakalı işler de ona şekil vermeye çalışmaları bir tahrif çalışmasından ibarettir.

Ülkenin en önemli gündemi olan başörtüsü üzerinden, dini hayata yapılan baskıların, adı geçen kurum tarafından hiç gündeme almaması tenkit edilmektedir. Bu kurum ve yetkililerinin zalimlere sessiz kaldığından bahsedilmektedir. bu görüşte olanlar kanaatimizce ciddi bir yanılgı içerisindedirler. İlgili kurum ve yetkilileri kesinlikle başörtüsü zulmüne karşı tarafsız kalmamışlardır. Üstüne üstlük Onlar bu zulmün hem destekçisi hem de bu zulmün sonuçlarının pratik uygulayıcıları olmuşlardır.

Başörtüsü zulmünün altında yatan en büyük etken seküler bir yaşam tarzına muhalif olması ve bu yaşam tarzının alternatifi olmasıdır. Sonuçları itibarıyla bu yasak seküler bir yaşam biçimini benimseyen fertlerin oluşması ve dinin sekülerleşmesinin sağlanması amaçlıdır. Diyanet vakfındaki bu yetkililerin bu amaca yönelik yaptıkları çalışmalar ortadadır. Yani onlar zulme sessiz kalmamış bilakis zalimle işbirliği içerisinde bulunmuşlardır. Müslüman halkımızın paralarıyla oluşturulan bu tür kurumların, dini hayata müdahalede rol almış olmaları kabul edilebilir değildir.

Bir direniş ve zulme karşı koyuş, sadece zalimin kendisine muhalefet değildir. Aslında onu besleyen düşünceye, inanca ve anlayışa karşı koymaktır. Bununla birlikte zulmün ayakta durmasını sağlayan her kişi, kurum ve kuruluşa da karşı olmaktır. Bunlar ister dini maksatlarla kurulmuş oldukları iddiasında bulunsunlar, ister başka maksatlarla kurulmuş olsunlar aynıdırlar.

Müslüman halkımızı, kendi dini hususunda hassasiyet göstermeye, zalimi ve onun destekçilerini adları ne olursa olsun ve hangi kimlik altında bulunursa bulunsunlar, onları desteklememeye ve reddetmeye çağırıyoruz.

Unutulmamalıdır ki; putların en büyükleri din adına dikilenler ve din adamları tarafından dikilenlerdir. İçinde bulunduğumuz günler buna şahitlik etmektedir. Hristiyan din adamları tarafından oluşturulan haç, çam, ve noel, uygulamaları bunların en açık örnekleridir.

Hakkın hak, hakikatin yaşanır olduğu, batılın hakka müdahale etmediği bir dünyada yaşama umuduyla hepinizi 174. haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere hepinizi Allah a emanet ederiz.

Konya İnanç Özgürlükleri Platformu

Bir cevap yazın