Konya 174. hafta: İddia temelli tutukluluk süresi cezalandırma olamaz

‘’Geciktirilmiş adalet adalet değildir’’. Böyle ifade etmişti hz. Aişe annemiz. Adaletin geciktirilmesinin mazlumlar üzerine bir zulüm olduğunu ifade ederek. Olayın bir de öteki yanı var… Zanlıların, sanıkların adaletin tesisi iddiasıyla uzun yıllar gözaltında tutulmaları… İnsanın özgürlüğünün kısıtlanması ve suçları sabit olmadan onların cezalandırılmaları şekline dönüşen tutukluluk halleri bir zulüm değil midir? Ve zulmün ortadan kaldırılmasına yönelik bu çabaların değişik siyasal okumalarla değerlendirilmesi ne kadar doğru olabilir?

Son günlerde TC. Anayasa’sının 102. Maddesinden kaynaklanan gözaltı süreleri 10 yılı geçmiş olanların Salıverilmeleri kamuoyunu ciddi bir şekilde meşgul etmektedir. Ülkede ağzı olan herkes değişik yorumlar yapmaktadır. Fakat bu 10 yıl süren gözaltı süresi hakkında pek çok kimsenin konuşmadığını görmekteyiz. İnsanların gözaltında tutulma sebepleri ne olursa olsun hangi iddia ile yargılanır olurlarsa olsunlar fark etmez, bu süreç cezalandırma halini almış olup, açık şeksiz şüphesiz bir zulümdür.

İnsanlar hakkındaki suçlamaların ve iddiaların mahiyeti onlara reva görülen bu zulmü asla haklı çıkaramaz. Bu zulüm üzerinden konuşmak yerine zanlılar hakkındaki iddiaları konuşmak zalime örtülü bir şekilde destek vermek değil midir? Adaletin tesisi iddiası zulmün gerekçesi haline getirilebilir mi?

Yargılamaların bu kadar uzun sürdüğü bu sistemde esas konuşulması gereken şey yargı ve yargı sisteminin kaynağı olmalı değil midir? Bunca zulme haksızlığa rağmen yargıyı, yargı sistemini ve onun kaynaklarını konuşmamak ve onlar hakkında tenkitte bulunmamak hangi akılla izah edilebilir? Zihinlerini siyasallaştırmamış akıllarını birilerinin ipoteğine terk etmemiş olan herkesi mevcut yargıyı, onun kaynakları üzerinde düşünmeye ve mevcut durumdan kaynaklanan zulümlere karşı çıkmaya davet ediyoruz.

Esas üzerinde konuşulması gereken bu ana gündemi terk edip, zanlıların hakkındaki iddiaları sürekli gündemde tutmayı mevcut zulme destek olarak algılıyor ve bu zulmü destekleyen herkesi şiddetli bir şekilde kınıyoruz.

Zanlıların içinden bir kişinin bile haksız yere cezalandırılması mevcut uygulamanın zulüm olduğunu söylemek için yeterli bir karinedir. Suçsuz insanların uzun yıllar hapsedilmeleri ve sonunda ‘’pardon’’(!) diyerek salıverilmeleri durumunda ortaya çıkacak zararları kim telafi edecektir?

Allah’ın özgür yarattığı insanları yargı ve yargı sisteminin düzensizliğinden dolayı kim hürriyetlerinden mahrum edebilir?

Mavi Marmara gemisinin geriye gelmesiyle birlikte yeni bir gündemde ortaya çıkıverdi. “One Minute”’li günlerde dünyanın değişik ülkelerinde İsrail terör örgütünün başında bulunan caniler mahkemeye verilip suçlu olduklarına dair kararlar alınmıştı, fakat ülkemizde mahkemeye verilmeleri dahi sudan gerekçelerle engellenmiş haklarında dava bile açılamamıştı.

Mavi Marmara katliamından sonra Türkiye ve Türk halkı olaya daha derinden dâhil olunca, böyle bir davanın açılabileceği ve İsrailli yetkililerin cezalandırılabileceği umut edilmişti. Fakat geçen zaman gösterdi ki Ülkemizde hala mahkemeler bu davaları kabul etmemekte İsrailli yetkililer hakkında bu davalar açılamamaktadır. Bu kabul edilemez durum, yargının işlevsizliğinden mi yoksa hükümetin halkımızın bilmediği siyasal ilişkilerinden midir?

Bu husus bir an önce açıklığa kavuşturulmalı ve halkımızın önünde siyasal şovlar yapanlar bu işin gerekçelerini halkımıza ilan etmelidir. Siyonist caniler yargılanıp cezalandırılmalıdır. Aksi halde bu işi yapanlar için adaleti engellemek şaibesi alınlarında yapışık halde kalacaktır.

Adaletin tesis edilip zulmün kollanmadığı Tevhid ve Adalet üzere kurulu bir dünyada yaşama umudu ile Hepinizi 175. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah’a emanet ederiz.

KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU

Bir cevap yazın