Yaratılmış olmanın hakları

İnsan tüm canlılar gibi yaratılmış bir varlık.

Tek bir nefisten, çamurdan yaratılmış…

Onun bu varoluş kökeni; aynı zamanda insanın diğer varlıklarla ilişkisini düzenlemesinde önem atfediyor.

Yaşadığımız birçok sorunda, aslında bugün bu anlamın üzerinin örtülmesinin payı var.

Örneğin tüm insanlığın aynı kökten gelmesi, insanların birbirine karşı doğuştan gelen bir üstünlük taşımadığını anlatıyor.

Bu ne demek?

Hangi ırktan ya da milletten gelmişliğin, sana diğerlerine göre artı bir değer katmıyor.

Senin konuştuğun dil de bir başkasının konuştuğu dil de Allah’ın ayetlerinden…

Sana anadilin ne kadar helalse, öteki gördüklerinin dilleri de onlara bir o kadar helal…

O halde hiç kimse, bir başkasına milletinden, dilinden, derisinin renginden ya da doğuştan gelen diğer özelliklerinden dolayı üstünlük taslayamaz.

Ayrımcılık yapamaz.

Kimse bir başkasına dilini yasaklayamaz, ne sokakta ne okulda…

Ve herkes aynı kökenden geldiğine göre, hepsinin özü aynıdır.

İçlerindeki hakkı, hayrı, iyiliği ve güzelliği barındırma potansiyelleri eşittir.

Kimse doğuştan kalıtımsal bir suç ya da kötülük ile gelmez dünyaya…

Aklın sorumluluk taşıma olgunluğuna gelmesiyle başlar tercihler.

O andan itibarense, herkes yapıp ettiklerinden mesuldür.

İnsanlar arasında farklılık varsa, onu başka yerde aramak gerek.

* * *

İnsanlar gibi yeryüzü de yaratılmıştır.

Yeryüzü ise üzerindeki tüm canlıların ortak yaşam alanıdır.

Üzerinde sadece insanların değil, doğanın da hakkı vardır.

Bitkilerin, hayvanların…

Yeryüzünün bir bölümünde sahiplik ya da egemenlik kurmak, hiç kimse için ayrıcalık ya da üstünlük anlamına gelmez.

Ve hiç kimse, yeryüzünde bir şeye sahip olmak için, bir başkasının hakkını adaletsizce gasp edip, insanları o şeyden mahrum bırakamaz.

Yani “sahip” olmak ya da iktidara gelmek, dünyanın kaynaklarından ve zenginliklerinden yararlanma hakkının tekelleşmesini meşrulaştırmaz.

Yeryüzü yaratanındır, yani tek ve ortaksız olan Allah’ın.

O da, tüm yeryüzünü insanlığın ve diğer canlıların ortak kullanımına sunmuştur.

Her kim, yönetim erkini elinde tuttuğu için yönetilenleri nimetlerden yoksun bırakmaya kalkışırsa o ilahlık iddiasında bulunmuş demektir.

İnsanların üzerinde ilahlık, rablik iddiasında bulunan sahte tanrılara isyan ise kesinlikle temel bir haktır, hatta farzdır.

* * *

Tüm peygamberler de, aslında bu farzı yerine getirmek için gönderilmiştir.

Onlar, insan olmaları hasebiyle diğer canlılardan üstün varlıklar değillerdir.

İnsanların arasından çıkmışlardır ve soydaşlarına her türlü haksızlığa, zorbalığa ve hayâsızlığa karşı tevhidin, adaletin ve özgürlüğün mesajını getirmişlerdir.

Belki kavimden kavime, bölgeden bölgeye ifsadın ve zulmün şekli değişmiştir ama özünde temel sorun hayatın vahiyle irtibatının koparılmasından kaynaklanır.

Allah’ın mesajının yeniden yeryüzünü düzene sokmaya kalkışmak ise, hiçbir zaman rant düzenlerden beslenen iktidar seçkinlerinin hoşuna gitmemiştir.

Nitekim tarih boyunca Allah’ın gönderdiği tüm elçilerin, hakka dayalı adaleti ve herkes için esenliği, huzuru ve barışı tesis etmek amacıyla “iktidar” mücadelesi verdiğini görürüz.

Ve karşılarında da, elindeki gücü ve dünya nimetleri üzerinde kurdukları iktidarı başkalarına zulmetmek için kullanan egemenleri bulduklarını…

Bu bir güç istenci değildir, adalet mücadelesidir.

Adalet ve zulüm arasındaki bu mücadele, insanlık tarihi kadar eskidir.

Egemenlerin takmış oldukları şirin maskeler sizi aldatmasın…

Aslında mücadele bugün de devam ediyor…

Bir cevap yazın