Bir çıkmaza kapanmak

Müslümanlar, İslamî anlam ve amaçları kavramsal ve kurumsal anlamda somutlaştırmaksızın, İslamî varoluştan söz ede­mez, İslamî anlamda kendilerini gerçekleştiremezler. Neoliberal diktatörlüğün izni ve himayesi altında bir İslami dünya kuramayız.

İnsanlığa ve tarihe bir bütünlük içerisinde bakarak, analitik bir perspektife sahip olarak dünyada neler olup bitti­ğini anlamaya ve çözümlemeye çalışmalıyız. Tarihi geriye doğru ilerletmek mümkün olamaz.

Müslümanlar olarak bugün, İslamî mirasın/birikimin/bilincin, modernliklerle hesaplaşabilecek bir noktaya gelmesi için çok çaba harcamamız gerekiyor. Müslümanların geçmişte neler yaptık­larını anlatmak yerine, bugün ne yapmaları gerektiğini, bugünü nasıl dönüştürmeleri gerektiğini tartışmaya açmamız gerekiyor. Tarihi oluşturma iradesine ve eylemine sahip olmadığımız takdir­de, emperyal güçler, insanlığın geleceği üzerinde tahakkümlerini sürdürecekler.

Zulme, adaletsizliğe maruz kalanların, zulme ve adaletsizliğe rıza göstermeleri beklenemez, zulme ve adaletsiz­liğe maruz kalanlar elbette muhalefetlerini; rahatsızlıklarını, öfkelerini dile getirecek, elbette direnişe geçecekler. Günümüz­de gelenekçi, teslimiyetçi unsurlar her durumda “ne yapabiliriz ki”, biçiminde mazeretler üretirler; direnişçiler ise, her şartta ya­pabileceğimiz şeyler var diyerek eylemlerini sürdürürler.

İslamî dilin/söylemin gerçeklikle bir biçimde ilişki kurması gerekir. İslamî dil/söylem duygusal bir içerikle sınırlandırılamaz…

Geleneksel cemaatler toplumsal/kültürel/evrensel düşünce açısın­dan hiç bir üretkenliğe sahip değiller. Bu nedenle bu cemaatler ağır bir sessizlik içerisindeler. Bu cemaatlerde hiç bir şekilde bir üretkenlik yok, yeni bir fikir yok, yalnızca geçmişten alın­tılar var…

Taklitçi itaatkârlıklar üretkenlik ve özgürlükten yoksun oldukları için yeni düşüncelere, yorumlara ihtiyaç duymuyor. Yeni düşünce ve eylem biçimleri üzerinde yoğunlaşmadığımız takdirde içerisinde bulun­duğumuz belirsizlik durumundan çıkamayız.

İnsanların, kültürlerin, malların ve enformasyonun coğrafi sınırları aşarak gerçekleştir­diği yoğun ve etkili hareketlilik karşısında yerelliklere, etnik ve mezhepçi ilgilere kapanamayız. Kendi tarihimizi, toplu­mumuzu, hayatımızı inşa etme yeteneğine sahip olabilmek için, ümmet ve insanlık bilinci doğrultusunda nitelikli sorumluluklar alabilmeliyiz.

Kültürü, tarihi, toplumu, siyaseti dönüştürme gücümüz yokmuş gibi davranamayız. Tarihsel olayların ne yönde hareket ettiğini, bu olayların dinamiklerinin neler olduğunu çözümleyebilmeliyiz. İslam dünyası toplumlarında, siyasal top­lumun yok edilmesi sebebiyle, tarihe uyanmak kolay olmuyor.

Küresel hareketlilik çağında farklı kimliklere, farklı aidiyet ve yorum biçimlerine kapanmak iliş­kisizliği seçmek anlamı taşır, farklı bir aidiyete kapanmak bir çıkmaza kapanmaktır.

Kendi yorumlarına, kendi gündemlerine, kendi tarz ve yöntemlerine kapananlar, bu yöntemleri mutlaklaştıranlar kendi kendilerini felce uğratır, kendi kendilerini anlayamaz/tanıyamaz hale gelirler.

Çok hoyrat bir dünyada yaşıyoruz. Ekonomik tercihler, bütün tercihlerin, bütün değerlerin, bütün değer sistemlerinin önüne geçiyor. Zayıfları da, güçlüleri de aynı hukuki, insani, ahlaki çerçevelerin içerisinde değerlendiren bir dünyada yaşamıyoruz. Kesinlikle ahlaki mülahazaları olmayan politik uygulamalar ça­ğında yaşıyoruz…

Yalnızca bir cemaatin bencil çıkarlarını gözetmek adına oluşturulan bir dini söylemin meşrulaştırılması karşı­sında sessiz kalamayız. Dini motifleri kullanarak, çok büyük propaganda yalanlarıyla kendi tarzlarını ve yöntemlerini mutlaklaştıran cemaat, kitleler üzerinde haksız bir tahakküm bi­çimi oluşturuyor.

Aziz İslam’ı yanlış/kirli/oportünist kavram­larla uzlaştırmaya çalışan bir İslamî akım, bir cemaat hareke­ti düşünülemez. İslam toplumlarında, Türkiye’de olduğu gibi, eleştirel bir bilince sahip olmadığımız için, cemaatler sorgusuz-sualsiz oluşturulan bir meşruiyete sahipler.

Müslüman kitleler her şeyi unutabilir, sorun haline getirmeyebilir, İslamî oluşumları isabetli olarak değerlendiremeyebilir, tartışamayabilir, dini motiflerle süslü propaganda yalanlarına kapılabilir ancak, düşünen/sorgulayan/ bilen/sorumlu olan Müslümanlar her şeyi hatırlamak, hatırlatmak, yanlış ve çıkar­cı uygulamalar, sapmalar karşısında uyarı görevlerini yerine getirmekle yükümlüdürler.

ATASOY MÜFTÜOĞLU

Yazının tamamı için tıklayınız.

Bir cevap yazın