PKK, Hizbullah ve Kürdler

Siyaset tarihi zaten operasyonlar tarihidir. Fertler, örgütler, cemaatler, milletler, devletler; fikirler ve semboller üzerinden savaşır, iktidar mücadelesine girişir.

Türkiye’yi ve dünyayı iyi okuyamayan İslamî ve Kürdî çevreler hata üstüne hata yapmaktadırlar. Halkı bu işe katmıyorum, çünkü halk sadece seyreder. Savaşı ve sonucunu seyirciler değil, aktörler – oyuncular belirler.

Gördüğümüz şu; PKK ve Hizbullah Cemaati’ne yönelik operasyonlar hep gündemdedir. Bu iki örgütün askeri kanatları ve onların paralelinde hareket ettiği varsayılan, uzantıları diyebileceğimiz legal alana müdahale edilmektedir. Legal alan nerede başlar, nerede biter o da pek bariz değildir bu yapılar açısından.

KCK”lıların tutuklanması, Mustazaf-Der”in kapatılmasını bu bağlamda ele almakta fayda vardır.

Benim izah etmeye çalıştığım şey şu; PKK ve Hizbullah bu baskıları AKP’nin veya Fethullah Hoca Cemaati’nin bir kararı ve uygulaması olarak görmektedirler. Bu yanlıştır. Elbette AKP iktidardır ve İçişleri Bakanlığı, Emniyet ve diğer kurumlar onların emrindedir. Fethullah Hoca Cemaati de güçlüdür. Ama olay bununla sınırlı değildir. Türkiye’de bir devlet iradesi vardır ve bu yapı taktik değiştirir ama mahiyeti aynı kalır.

Ergenekeon operasyonu elbette Türkiye’de iktidar olma operasyonudur. Sonucu da gelecek yıllarda Türkiye’de kimin, kimlerin ve hangi fikriyatın hâkim olacağını belirleyecektir. Sonuç ne olursa olsun bu iktidar Türkî olacaktır. İslamî veya liberal rengi az veya çok olabilir. Türk devletinin intibak kabiliyeti vardır ve tamamen körelmemiştir.

Ergenekon operasyonu dünya ile uyumun bir adımıdır ve AKP bunun için uygun bir araçtır. Çünkü halkı temsil ettiği varsayılır. Fethullah Hoca Cemaati de bağlantıları, ilişkiler ağı ve kamuoyu oluşturma kabiliyeti nedeniyle yardımcı bir faktördür. Ellerindeki imkânları iyi kullanmakta ve doğru partnerlerle, doğru zamanda adımlar atmaktadırlar.

PKK ve Hizbullah Cemaati ise Kürdlerin genel durumunu, günün gerisinde kalan eski tarz siyaseti temsil etmektedirler. Bir defa Parti ve Cemaat şeffaf değildirler. Dünya ve muhataplarına amaçları hakkında doyurucu bir sunum yapamamaktadırlar. Kürdleri temsil noktasında da meşruiyet sorunu yaşamaktadırlar.

2009 yılı Mart Seçimleri ile beraber DTP-BDP üzerinden parti için meşruiyet meselesi kısmen çözülmüş gibi gözükse de siyasi olarak net talepler yok ortada. Dünyanın ve Kürd halkının anlayabileceği somut, rafine edilmiş bir talepler listesi bulunamamaktadır. Öcalan’ın sağlığı, esareti bir talep olarak algılanamaz. Veya PKK’li militanların dağdan eve gelme yol ve yöntemi bir talep veya siyaset olarak algılanmamalıdır. Bu Kürd halkını oyalamaktan başka bir şey değildir.

PKK olsun, Hizbullah olsun yakın bir gelecekte de Kürdistan’da varlıklarını ve etkinliklerini muhafaza etmede zorlanmayacaklardır. Toplumsal tabanları ve örgütlenme kabiliyetleri de vardır. Ancak geçmişte sergiledikleri fiiliyat ve kendi içyapılarındaki muğlâklık nedeniyle sorunludurlar. Çağa uygun, şeffaf, katılımcı bir yapıda değildirler. AKP veya Fethullah Hoca Cemaati’nde gördüğümüz esneklik, feraset, diplomatik başarı bizimkilerde yoktur. Olmadığı için de yenilgi ve başarısızlığı tatmakta ve bunu alışkanlık haline getirmektedirler.

2009 Mart seçimlerinden sonra Kürdlerin yerelde iktidarını, fiili özerkliği konuşacağımıza operasyonlara ve gözaltlılara takılmış bulunmaktayız. Oysa Kürdler siyasi iktidarı eline geçirmediği müddetçe yargılanacak, gözaltına alınacak ve dayak yiyecektir. AKP hükümet olarak, Fethullah Hoca Cemaati de Türk devletinin yedeğinde Kürdlerin ittifakına namzet veya onları siyasi iktidara taşımaya aday yapılarla mücadele edecektir. Bundan daha doğal bir olay olamaz.

Kürd meselesi PKK ve BDP’nin tek başına taşıyabileceği bir mesele olmadığı gibi, onlar tarafından çözüme kavuşturulabilecek bir mahiyeti de aşan boyutlara sahiptir. Fikriyatları, fiiliyatları ve dâhili sorunları da bu kifayetsizliği daha belirgin hale getirmektedir.

Hizbullah Cemaati de seçim sürecinde birçok yanlış yaptı. Tıpkı bidayetinden beri yaptığı yanlışlar gibi. Ne AKP’ye destek verdi ne de doğrudan AKP’ye cephe alıp DTP’yi destekledi ne de siyasi temsil hususunda halk ile paylaştıkları bir görüşleri var. Siyaseti kötüleyerek İslamî mefkûreyi dar yorumladıklarını gösterdikleri gibi, İslamî Kürd kesiminin temsili noktasında diplomatik manevra kabiliyetinden yoksun olduklarını da izhar ettiler. Bu yanlış tutum elan da devam etmektedir.

Mevlid Mitingi düzenleyerek ne geçmişte yaşanan sorunları unutturmak ne de bundan sonraki siyasi iktidar oyunlarının dışında kalmak mümkün değildir. Tabanın da bir tahammül sınırı vardır. Kürdlükten, hayattan, cinsiyetten, aileden, zamandan ve mekândan soyut bir İslamî söylem biz Kürdlere ne verebilir ki?

Kürdlerin bu durumundan PKK ve Hizbullah Cemaati sorumludur. Çünkü şöyle veya böyle ikisi de kardeş kavgasının yanlış bir süreç olduğunu hâla kabul etmiş değildir. İkincisi de; PKK Kürdî olanda değil hâla solculukta ısrar ederek yanlış yapmaktadır. Şiddet meselesi ve boyutu da ayrı badire olarak ortada durmaktadır.

Hizbullah Cemaati de PKK ile savaştığı dönemde ve süreçte hakiki Kürd olarak kendisini ileri sürerken, PKK’yi Marksist, Kürd insanına zarar veren bir yapı olarak tabanına anlatıyordu.

Mesela; Şeyh Said’i bir âlim ve şehid olarak sahiplenirken, onun şeriat için ayaklandığını ileri sürerken, Şeyh Said’in Kürdistan Azadi Örgütü lideri olduğunu ve bu örgütün Kürdistan’ın bağımsızlığı için kurulduğunu unutuyorlar, tabanlarından da gizliyorlar.

Oysa Şeyh Said, Azadi Örgütü için uygun bir zamanda uygun bir aktördü. Şeriat de o zaman diliminde Kürd halkının durumu ve Kemalistlerin İslam karşıtı fiiliyatından dolayı uygun bir söylem idi. İşin özünde Kürdlerin kendi topraklarında siyasi iktidara kavuşma arzusu yatmaktaydı.

Bu nedenle PKK ve Hizbullah eşzamanlı operasyona maruz kaldıkları ve ikisi de AKP ve Fethullah Hoca Cemaati’nden müşteki oldukları halde ittifak hususunda bir adım atamamaktadırlar.

Çünkü PKK’nin solculuğu, Hizbullah’ın da yanlış İslamî anlayışı Kürdler lehine ittifak veya işbirliği yapmaya engeldir. Bu kritik eşik aşılmadıkça Kürdler siyaset sahnesinde sahici işler yapamaz. Bu iki yapı şiddetten arınıp, Kürdler için işbirliğine girmelidirler. Aksi halde Kürd halkının vebali omuzlarındadır.

Sıdkı Zilan, Haber Diyarbakır


Bir cevap yazın