Ankara 260. haftasında yasakçıların kapısına dayandı!

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu’nun 260. hafta basın açıklamasına hoş geldiniz. 5.yılımızı bu hafta dolduruyoruz. Dile kolay, ama size ve bize zor gelen 5 yıl yağmur-kar demeden bizi desteklediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyoruz.

Basın açıklamalarımızda her hafta değişik mağduriyetleri dile getirmeye, hak ve özgürlükler adına kapanan kapıları açmaya çalışıyoruz. Yıllardır bir türlü çözüme ulaşmayan, bizim dile getirmekten bıkmayacağımız ama yasakçı zihniyetin inatla çözümsüz hale getirmeye çalıştığı başörtüsü yasağı hâlâ ortada. Seksenli yıllarda başlayan ve pek çok kızımızın hem psikolojik hem travmatik sorunlar yaşadığı yasağın baş aktörlerinden biri Nur Serter’dir. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Yunus Söylet, yıllardır süren “ikna odaları” suçlamalarına karşı koyan sadece hukuki olarak yasağı uyguladığını söyleyen Nur Serter’den geçtiğimiz günlerde rektör yardımcılığı görevinde bulunduğu döneme ilişkin ‘ikna odaları’ ve bu odalarda başörtülü öğrencilere psikolojik baskı uygulandığı iddiaları ile ilgili yazılı, sözlü ve görsel kayıtları göndermesini istedi. Görsel deniliyor çünkü Nur Serter ikna odalarında kaç kişi ile yaptığı belli olmayan ikna konuşmalarını yaparken bunu kameraya kaydediyor. Ama bu kasetleri kimseye vermiyor ve yakacağını söylüyor. Sayın Nur Serter gizleyecek bir şeyiniz yoksa neden bu kasetleri ortaya çıkarmıyorsunuz? Milletvekili zırhı sizi daha ne kadar koruyabilir ?

YÖK başkanının açıklamalarına rağmen Malatya Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde Nur Serter döneminden kalma ikna odasına benzer bir skandal ortaya çıktı. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Göknur Aktay sınava başörtülü giren 13 öğrenci hakkında önce tutanak tutturdu, daha sonraki günlerde öğrencileri tek tek odaya alarak tutanağa imza attırdı. Daha sonra da “birkaç saat başınızı açsanız ne olur?” gibi öğütlerde de bulunan dekan kendisini özgürlüklerden yana bir insan olarak tanımlamaktan da geri kalmadı.

İnönü Üniversitesinden sonra Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde “Sanat Tasarımı ve Eleştirisi” final sınavının ortasında araştırma görevlisi Mine Küçük başörtülü öğrencilere hakaret ederek tutanak tuttu. Sınav motivasyonunu, öğrenci başarısını düşünmesi gereken eğitimcilerimizin tek derdi kızların başındaki örtü olmamalı. Üniversitelerde kılık kıyafetin serbest olduğunu her fırsatta vurgulayan YÖK’ten keyfi davranışlarıyla öğrencileri sindirmeye çalışan bu eğitimciler hakkında gerekli yasal işlemleri yapmasını bekliyoruz.

Eğitimcileri eleştirirken Eğitim-İş sendikasını da unutmuyoruz. ALES sınavına giriş kitapçığındaki kılık kıyafet yönetmeliğini Danıştay’a şikâyet ederek hitap ettiği emekçi kesimler arasında ayrımcılık yapmıştır. Danıştay’ın kendini kanun koyucu yerine koyarak pek çok kılık kıyafet yönetmeliği uygulamalarına yürütmeyi durdurma kararı vermesine alıştık ancak, kendi kitlesinin haklarını savunması gereken bir sendikanın beklenenin tam tersine kazanılmış hakların kullanılmasına bile engel olmasını kınıyor ve tüzüğünü yeniden gözden geçirmesini istiyoruz. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma gerekçesi de bizleri tam anlamıyla şok etti. Başörtüsü serbestîsinin, adayların kadın mı erkek mi olduğunun tespitini zorlaştıracağını iddia eden Danıştay, bir komedi ortaya koymaktadır. Üniversiteyi bitirmiş eğitimli bir kadına neyi giyip neyi giyemeyeceği konusunda baskı yapmak tek kelimeyle çağ dışılıktır.

Bu noktada Tunus’ta yaşanan gelişmeleri hatırlatmadan geçemeyeceğiz. Halkının inançlarına, kişiliğine saygı göstermeyen ve kendi kafasında kurduğu dünyaya göre halkını zorla şekillendirmeye çalışan Bin Ali sonunda gidecek ülke bile bulamadı. Zulüm ile abad olunamayacağını ve zorbaların sonunun zillet olduğunu hep birlikte gördük. Bin Ali’nin durumunun tüm dünya zorbalarına ders olmasını diliyoruz. Ülkemizde de “Türk Milleti adına” diyerek karar veren yargının artık milletin değerleriyle, inancıyla çelişen ideolojik kararlar vermekten vazgeçmesini istiyoruz.

“Başörtülü olarak fişlenen memurun peşini başını açsa da bırakmayız” diyen işgüzar yöneticilerimiz de var. Isparta İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürü, başörtülü çalışanını iş çıkışında şoförü veya hizmetlisine takip ettiriyor. Bu akıl almaz uygulama paranoyanın düzeyini göstermek açısından manidardır.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi yenilenirken hukuki bir tanımı olmayan irtica da tehdit olmaktan çıkarıldı. Buna rağmen 28 Şubat sürecinde çıkarılan “irtica ile mücadele” gerekçeli genelgeler hala yürürlükte bulunuyor. Vali ve Kaymakamlar bu genelgelere dayanarak STK’ları, okulları, dershaneleri geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi herhangi bir elle tutulur delil olmaksızın baskın yapma ve arama hakkına sahiptirler. Bu tür baskılar demokratikleşme önünde engel olduğu gibi bireylerin devlete olan güvenini de sarsıyor. Bu genelgenin yeniden gözden geçirilmesi ve kaldırılmasını istiyoruz.

Başörtüsünün Allah’ın emri olduğuna inanıyoruz. ‘Ya Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol’ diyen Mevlana’nın sözüne ne kadar itibar ediliyorsa, Hz. Ömer’in ‘İnandığınız Gibi Yaşamazsanız, Yaşadığınız Gibi İnanmaya Başlarsınız’ sözüne de o kadar itibar edilmesini istiyoruz.

261. haftada güzel haberlerle bir araya gelmek ümidiyle Allah’a emanet olun…

İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

AYSEL YILMAZ

Bir cevap yazın