Kocaeli 301. hafta: Danıştay’ın yaptığı negatif ayrımcılıktır

Danıştay 8. Dairesinin 2010 yılı Akademik Personel ve Lisans Üstü Eğitime Giriş sınavında (ALES) başörtülü adaylara sınava giriş izni veren YÖK düzenlemesini Zorlama bir yorumla iptal ederek, başörtüsünü tekrar yasaklamasını sivil toplum kuruluşları olarak esefle karşılıyoruz.

Halkımız 12 Eylül referandumunda hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına ekseriye evet oyu vererek, toplumsal dayanışma örneği göstermişti. YÖK’ün üniversitelerde başörtüsü ile ilgili almış olduğu karar tüm kesimlerce olumlu bir hava yaratmış, kanunlarda ve anayasamızda olmayan yasakçı uygulama toplumsal mutabakatla çözümlenmiştir. Anamuhalefet partisinden, iktidara ve diğer siyasi partilerce de sözlü olarak verilen beyanlarda başörtü yasağının kalkması yönünde mutabakat oluşmuşken Danıştayın almış olduğu bu kararla başörtülü kadınlara negatif bir ayrımcılık yapılmış oldu.

Sadece Müslüman toplumlarda değil yeryüzünün tüm kültürlerinde dine, iklime veya belirli durumlara bağlı olarak kadınlar başlarını örterler ve yüzün açık olmasını kimlik tespiti için yeterli görürlerken başörtüsü Danıştay’a göre insanların birbirini tanımasını engelleyen ve dolayısıyla toplumların güvenliğini tehdit eden bir şey olarak ortaya kondu. Bu gerekçe ile durumdan vazife çıkaran Danıştay, insanlığı bu gafletten kurtararak sınır aşan bir zekavet göstermiş ve çağlar aşan bu tespiti yapmıştır. Eğer bu şaka(!) bir an önce iptal edilmez ve bir yüksek mahkemenin resmi ve hukuki içtihadı olarak kalmaya devam eder ise, yarın başörtülü pasaport ve ehliyet alınamayacak, her türlü resmi işlemler yapılamayacak, en meşru ve en temel ihtiyaç olan güvenlik ve teşhis zorluğu nedeniyle başörtülü sokağa çıkmak dahi yasaklanacak demektir.

Bu karar her ne kadar, Danıştay’ın insanlığı farkında olmadığı bir tehlikeden kurtarma sorumluluğu(!)na dayalı olarak alınmışsa da, yürürlükteki anayasaya, yasalara ve uluslararası sözleşmelere uygun düşmemektedir.

Esasen, cari hukuk sistemine göre sınava başörtüsü ile girilebilmesinin bir mağduriyete sebep olmaması nedeniyle, ne Eğitim-İş’in YÖK’e karşı Danıştay’da dava açmaya hakkı vardır, ne de Danıştay’ın idarenin düzenleyici kararlarına müdahale etmeye ve ket vurmaya yetkisi. Danıştay reddetmesi gereken bu davayı görüşerek ve idare yerine karar alarak hem hukuku yerle bir etmiş, hem de yürütmenin yetkisini gasp ederek devirmedik çam bırakmamıştır.

Temel hakların ancak yasa ile ve belirli bir zaman için kısıtlanabileceği kuralı hukukun en bilinen ilkesi iken, inanç ve ifade özgürlüğünün bir uygulaması olan başörtüsü konusunda hiçbir yasaklayıcı yasanın olmamasına rağmen yasağı sürdürmek istemek, en hafifinden hukuk cehaleti demektir.

Ayrıca, BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi (CEDAW) Ekim 2010 Türkiye raporuna göre, özetle, başörtüsü sorununun iki yıl içinde çözülmesi ve yapılan iyileştirmelerle ilgili BM’e yazılı rapor sunulmasını istemiştir. Bu raporun ardından BM kararına uygun olarak YÖK tarafından düzeltici önlemler alınmış ve ayrıca bu çerçevede kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık Anayasaya eklenmişti. Ancak ulusal üstü hukukun bağlayıcılığı Anayasa 90. Maddesi tarafından kabul edilmesine rağmen Danıştay’ın eski hastalıklarından ve ideolojik saplantılarından kurtulamadığı görülmektedir.

Danıştay 8.Dairesinin evrensel hukuk metinlerinde yeri olmayan ve güvenlik gibi kendisini ilgilendirmeyen bir konuda karar alarak kendisini hem yasamanın hem de yürütmenin yerine koyması kabul edilebilir bir karar değildir. Beklentimiz yanlış kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulundan dönmesidir.

KOCAELİ GÖNÜLLÜ KÜLTÜR TEŞEKKÜLLERİ PLATFORMU Bileşeni

MAZLUMDER Kocaeli Şubesi üyesi

Orhangazi ERGİN

Bir cevap yazın