Okullar neden açık cezaevlerini ya da kışlaları çağrıştırıyor?

Eğitim sistemi, Türkiye’de halen devletin belirlediği düşünce ve davranış kalıplarını çocuklara aktarma süreci olarak işliyor.

Çocuklardan, şablonunu son olarak 12 Eylül darbecilerin şekillendirdiği vatandaşlar olmaları bekleniyor.

Haliyle böyle bir eğitim sistemi köklü eleştirilere ihtiyaç duyuyor.

Fakat bizde eğitim sorunu, son yıllarda sınavlardan alınan sonuçlara endekslendi.

Her il ilk ve ortaöğretimden sonra yapılan sınavların sonucunu bir yıl öncekiyle kıyaslayıp, birbiriyle kıyasıya bir yarış sürdürüyor.

Şunu ise nedense düşünmüyorlar:

Sakarya bir sıra yükselse, mesela Diyarbakır bir sıra düşecek.

Kocaeli iki sıra yukarı çıksa, Trabzon iki basamak inecek.

Böylece milliyetçilik makyajının basit bir gerçeğe bile çarptığında nasıl pul pul döküldüğünü görmüş oluyoruz.

Demek ki eğitim meselesini kimse Türkiye sathında düşünmüyor.

Aslında her il sınav rekabetinde kendi özerkliğini çoktan ilan etmiş bile, başkasına kızmaya hiç hakkı yok!

Eğitim sorununun diğer eksenini ise fiziksel sıkıntılar ya da yetersizlikler oluşturuyor.

Eğitim, ne zaman masaya yatırılsa; ‘milli eğitime daha çok bütçe, daha çok kaliteli okul ve daha çok nitelikli’ formülünde karar kılınıyor.

Oysa tüm bu tartışmalar asıl soruları, sorunları, gölgeliyor:

Okullar neden açık cezaevlerini ya da kışlaları çağrıştırıyor?

Çocuklar sıcak soğuk, kar yağmur demeden her sabahın köründe neden hizaya geçiyor, tekmil veriyor, uygun adım sınıflara gidiyor?

Çocuklara neden düşünme, eleştirme, araştırma ya da sorgulama değil de ‘bizim yararımıza’ olduğunu iddia edilen bir takım kalıplaşmış düşünceler ezberletiliyor?

Ders kitaplarındaki tarih bilgisi hangi gerçekleri perdeliyor?

Geçmişle yüzleşirsek karşılaşmamızdan korkulan şeyler neler?

Yani okullardaki öğretim, neyi öğrenmememiz için yapılıyor?

Eğitim programları neden tek tip bir dili, kimliği ya da dini anlayışı dayatıyor?

Madem bu coğrafyanın tarihi ve kültürü zenginliklerle dolu, o zaman okullardaki bu düşünce sefaleti nerden geliyor?

Darbeci anlayışın eğitimde hâlâ hâkimiyetini sürdürmesinden olabilir mi?

İnsanların analarından öğrendiği dilin, ailesinden aldığı kültürün ya da inançların eğitim sistemi tarafından inkâr edilip hepsinin tek bir resmi ideoloji potasında eritilmek istemesinden olabilir mi?

Okullarda neden başka bir dünyanın mümkün olabileceği öğretilmez?

Haksızlıklara karşı adalet talep etse bir öğrenci neden hemen ‘anarşist’ diye yaftalanıp cezalandırılır?

Örneğin okul kantinindeki fahiş zamlara karşı evden yemek getirip boykot uyguladıkları için lise öğrencilerini okuldan atmayı düşünmek hangi vicdana sığar?

Peki, vicdana sığmayan bir anlayış tepeden tırnağa tüm eğitim sistemini kuşatmışken, eğitim sendikaları bu meselelerde neden üç maymunu oynar?

Bir tek öğretmenler mi var bu eğitim sisteminin mağdur ettiği?

Eğitimin özgürleştirilmesi gerekiyor.

Bu hepimiz için ortak bir talep olmak zorunda.

Adaletin, özgürlüğün, hakkaniyetin tesis edilmediği bir eğitim sistemi işlemeye devam ettiği sürece yapılan tüm değişiklikler makyajdan ibarettir.

Ama herkes yatağa yüzünü temizleyerek girer.

Sabah kalktığımızda aynada gördüğünüz eğitim sistemiyle yüzleşmekten daha ne kadar kaçacaksınız?

Nereye kadar kaçacaksınız?

BEYTULLAH EMRAH ÖNCE, Sakarya Yenihaber

Bir cevap yazın