Sakarya 280. hafta: Danıştay hukuksuzluğu sürüyor

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu tarafından her Cumartesi şehir merkezinde yapılan basın açıklamalarında 280 hafta geride kaldı. SAGİR adına Vahdet Vakfı Sakarya Temsilciliği’nden Metin Şanalmış okudu. Danıştay’ın ALES klavuzunda başörtüsü yasağı olmadığı için yürütmeyi durdurma kararı almasının eleştirildiği basın açıklamasında “Karar, yargının ne denli siyasallaştığının; ne denli ideolojik bir yapıya büründürülmek istendiğinin göstergesidir. Toplumsal mutabakatın sağlanması yönündeki girişimler, çağdışı bir zihniyetle engellenmeye çalışılmaktadır. Danıştay, idarenin hukuksuzluğuna karşı vatandaşın hak ve hukukunu koruma için oluşturulmuş bir üst yargı kurumudur. Dolayısıyla düşünce, inanç ve ifade özgürlükleri kanunsuz bir şekilde engellenen bireylerin, hukukunu savunması gerekirken bizzat kendisi vesayetçi bir zihniyetle 12 Eylüllerin, 28 Şubatların bir uzantısı olarak hukukun ve özgürlüklerin önünde en büyük engel haline gelmiştir. Diğer yandan, yasaklama kararının mutlaka bir kanun maddesine dayanması gerekir. Danıştay 8. Dairesi bu iptal kararını bir kanun maddesine değil, Yargıtay’ın aldığı karara dayandırıyor. Ancak o kararın da Anayasal bir dayanağı bulunmamaktadır.” ifadelerine yer verildi.

SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ BAŞÖRTÜSÜ PLATFORMU 280. Basın açıklaması

Değerli basın mensupları, kıymetli dostlarımız. Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun düzenlediği basın açıklamasına hoş geldiniz.

Son günlerde, Türkiye Kamuoyunun gündemini yeniden Anayasa tartışmalarının işgâl etmeye başladığını görüyoruz. Evet, bugün artık net bir şekilde anlaşılmıştır ki, insanımızın özgürlük ve haklarının önündeki en büyük engel “DARBE ANAYASALARI”dır. Despot ve faşizan bir zihniyetle hazırlanan bu anayasaları savunanlar, ülkemiz insanının “FİKİR, İNANÇ ve İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ” yönündeki taleplerine cevap verecek bir anayasal düzenlemeye karşı çıkanlar; demokrasi, insan hakları ve hatta rejimi korumak adına bunu yaptıklarını söylemektedirler, Artık, akil insanlar iradelerini kullanmalı; tüm bu söylemler arkasına sığınarak hak ve özgürlük düşmanlığı yapanlara gereken cevap verilmeli, tepeden inme darbeci cuntacılara hadleri bildirilmelidir.

Evet 28 Şubat darbesi, hâlâ düşünce, inanç ve ifâde özgürlüklerinin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Bundan güç alan kimi resmi ve gayri resmi kuruluşlar ile kimi sözde insan hakları savunuculuğuna soyunan sivil toplum kuruluşları; İslâmî kimlik, kılık kıyâfet söz konusu olunca laiklik maskesini takıp “irtica” yaygaraları ile saldırıya geçmektedirler. Tüm bu “LAİKÇİ” kesimler, demokratlık, hoşgörü, ötekine saygı gibi övündüğü meziyetlerini hemen askıya alıvermektedirler, Yıllardır Müslümanlar üzerinde gerçekleştirilen tasarruflar, bunların niyetlerini ortaya koymaktadır. Kur’an kursları ile alakalı getirilen düzenlemeler, “Haydi Kızlar Okula” kampanyalarına rağmen başörtülü öğrencilere yapılan zulüm, baskı ve ayırımcılık, İmam Hatip Lisesi mezunlarını hedef alan katsayı adaletsizliği, başörtüsü sebebiyle görevine son verilen kamu görevlileri, hanımı başörtülü olduğu için görevden atılan personel… Evet, tüm bu yapılan çağ dışı uygulamaların ne anlama geldiğinin değerlendirilmesini, kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz ve bu zihniyetin sergilediği son hukuksuzluğu yine kamuoyunun gündemine arz etmek istiyoruz.

Danıştay 8. Dairesi’nin başörtülülere sınava girme hakkı tanıyan 2010 ALES Klavuzu’na, çok komik bir gerekçe ve hukuksuz bir tavırla müdahale ederek durdurma kararı alması, yargının ne denli siyasallaştığının; hatta ondan da öte ne denli ideolojik bir yapıya büründürülmek istendiğinin bir göstergesidir. Toplumsal mutabakatın sağlanması yönünde ortaya koyulan tüm girişimler, çağdışı bir zihniyetle engellenmeye çalışılmaktadır. Danıştay, idarenin hukuksuzluğuna karşı vatandaşın hak ve hukukunu koruma için oluşturulmuş bir üst yargı kurumudur. Dolayısıyla düşünce, inanç ve ifade özgürlükleri kanunsuz bir şekilde engellenen bireylerin, hukukunu savunması gerekirken bizzat kendisi vesayetçi bir zihniyetle 12 Eylüllerin, 28 Şubatların bir uzantısı olarak hukukun ve özgürlüklerin önünde en büyük engel haline gelmiştir. Diğer yandan, yasaklama kararının mutlaka bir kanun maddesine dayanması gerekir. Danıştay 8. Dairesi bu iptal kararını bir kanun maddesine değil, Yargıtay’ın aldığı karara dayandırıyor. Ancak o kararın da Anayasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sayın Başbakan bile; “Keyfi, vicdanları yaralayan, evrensel hukuk normlarını çiğneyen, yargıya güveni bir kez daha sorgulatacak nitelikte bir karar.”… “Anayasa’nın 125. Maddesi ortadayken; yasalara, Anayasa’ya aykırı olarak alınan bu karar aynı zamanda kanunsuzdur. Yargının siyasallaşması, işte asıl budur” diyerek tepki göstermek durumunda kalmıştır. İşte bu noktada sözün kâr etmediği ve bittiği bu noktada gerek başörtüsü özgürlüğü, gerekse tüm hak ve özgürlükler Anayasal düzenlemelerle hukuksal güvence altına alınmalıdır. 8 yıllık iktidarları döneminde bu yapılmalı idi, hâla da vakit geçmiş sayılmaz seçimleri beklemeden bu hak ve özgürlükler güvence altına alınabilir.

Ve diyoruz ki, bütün insanlık dışı uygulamalara son verilerek, daha özgür bir Türkiye’nin önü açılmalıdır. Özgürlükler konusunu ciddi bir şekilde, yakînen takip eden platformumuz, sorunun gündeme taşınması üzerinde de aynı hassasiyeti göstermektedir. Dolayısıyla, “HİZMET VEREN, HİZMET ALAN” ve “KAMUSAL ALAN” gibi hukuki olmayan kavramlara son verilerek ifade özgürlüğü kapsamında kızlarımızın hem okullarda hem de okullarını bitirdikten sonra mesleklerini icra edeceği hizmet alanlarında bu haklarını kullanabilmeleri yönünde düzenlemeler yapılmalıdır. Eğitimde eşitlik, çalışma özgürlüğü, vatandaşlar arasında ayırımcılık yapmama gibi hukuki gerekler sebebiyle bu talepler mutlaka yerine getirilmelidir.

Bir sonraki basın açıklamamızda tekrar buluşmak üzere, platformumuz adına teşekkürlerimizi sunarız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu adına

VAHDET VAKFI Sakarya temsilciliği

Bir cevap yazın