Derin AKP

İlk önce ”kel” kafalı, hovarda tavırlarıyla Kürd toplumunda kelimeler ile ifade edilmeyecek bir antipati uyandıran, ”Ergenekon” muhbiri şahıs topukları yağlayıp, soluğu Londra sokaklarında aldı.

Eh kolay değildi; Habur’un öte tarafına geçip Federe Yönetim’in idarecilerine hakaretler saydıran, işaret parmağını sağa sola sallayıp ”asıp kesme” edebiyatı parçalayan bu “zat” için, onurluca iddialara yanıt verip yargı önünde hakkını aramak.

Ne de olsa delikanlılık mert, namertlik ise bu ”unsur” gibi medya şişirmesi ”balon” kahramanların işiydi …

Muhbir firesinden sonra süregelen uzun soluklu sessizlik; düz saçları ve ince bıyıkları ile ”tipik” orta sınıf ”ecdatcılık” sendromu yaşayan ”Vezir” efendinin meydan okuyuşu ile son buldu.

Siyaset adına hiçbir yeniliğin altında imzası olmayan, bayağı ve statik yorumları ile ”salla başı al maaşı” işlerini yürüten bu ”devletlü”yü; kıyı kenarında kafayı bulduktan sonra, ”tekbir” çekip, ”vatanseverlik” edebiyatı parçalayan potansiyel seçmenleri tarafindan “satılma” korkusu sarmış olacak ki; ”Kürtlere fazla hak veriyorsunuz”, feryad-ı figanlarıyla mensubu bulunduğu camia’ya sırtını döndü.

Bitmedi … ardı sıra serin Akdeniz kıyılarında atlet-kilot fotojenik pozlar veren meşhur ”Artist Kürşat” çıkıp: ”ülke elden gidiyor ahali” haykırışları ile aba altından sopa gösterdi.

Kalın gözlükleri ve hiç değişmeyen cümleleri ile her dönemin ”vatansever” Müslümanı, bir başka ”Vezir” efendi; bu kez Kürtçenin piyasa fiyatını belirleyip :”Kürtçe fatura kesil(e)mez, ancak etiket olabilir”, diyebilme cürretinde bulundular.

Sakın ha; bir kaç çürük elma her yerde çıkar, ne var bunda (?) deyip geçmeyin, bitmedi. Şimdi de kıyı yörüklerinin Meclis-i Mebusan’a vekaleten atadıkları, çekik gözlü bir ”zat-ı muhteşem”; ”Türklük tehlike altında” nidalarıyla yeri göğü inletip alel acele istifasını sundu.

Peki sizce bu istifaların hepsi birkaç istisna ya da rastlantı mı?

Bence hiç de değil!

Bir ayağınız ”Ümmet” öteki ayağınız ise ”Milliyet” bahçesinde ise işin olacağı budur!

Asabiyet ve rahmet aynı mekanda hayat bulamıyorlar.

AKP ya ”Ümmet” ya da ”Milliyet” bahçesinden birisinden feragat etmek zorunda. Eğer ki; ”benim adım Hıdır elimden gelen budur” deyip işi yokuşa sürerse, konjüktürün partisi olmak ve bunun akabinde de tıpkı diğer halefleri gibi işi bitince bir kenara bırakılmak tehlikesini her an ensesinde hissedecektir.

Anlayacağınız, ya adam gibi ”harbi” Müslüman, Demokrat ve Özgürlükçü olacaksınız, ya da statükocu, jakoben ve despot.

İki arada bir derede kalırsanız eğer; bir tarafınızda ”muhbirler”, öteki tarafınızda ”iyi çocuklar” sizi ”ham” etmek için gün sayar, ayağınızı kaydırmak için ellerinden geleni ardlarına komazlar.

Bir lafım da şu ”75” Kürt Milletvekili’ne; yahu hiç mi sıkılmıyor, vicdan azabı çekmiyorsunuz; habire birileri ırkçı bahaneler ile Partinizi köşeye sıkıştırırken nedir bu pişkinlik ve samimiyetsizlik?

Bakın seçimler yaklaşıyor, böyle ”cici oğlan” rolleriyle yerinizi sağlama almak isterken halk size sandıkta öyle bir ders verir ki feleğiniz şaşar!

YAŞAR GÜLEN, HABER DİYARBAKIR

Bir cevap yazın