Ortadoğu’da yeni bir siyasi düzene doğru

İslam-korkarlar/fobikler, kapatın çenenizi ve halkın gür sesini dinleyin. Yapay Ortadoğu ikirciliğiniz/dikatominiz- ya “bizim” diktatörlerimiz ya cihat- ucuz bir numaradan öte bir şey asla olmadı. Siyasi baskı, devasa işsizlik ve yükselen gıda fiyatları, intihar bombacıları ordusundan bile daha ölümcül.

Tarih aynen bu şekilde yazılır. Üçte 2’si diktatörleri başa geldikten sonra doğmuş 80 milyonluk bir ülke, sonunda Korku Duvarını yıkıp, özsaygı tarafına geçti.

Mısır’ın neo-Firavun’u Hüsnü Mübarek, sokağa çıkmayı yasakladı; insanlar caddeleri terk etmedi. Polis teşkilatı dağıldı; halk güvenlik için organize oldu. Tanklar indi; insanlar “ordu halk el ele” şarkıları söyledi. Bu think-tank ürünü renkli bir devrim değil asla, İslamcıların alayı da değil; Bu, Mısırlı Nobel ödüllü yazar Ahdaf Soueif’in sözleri ile ortalama Mısırlıların ellerinde, bayraklar, “birlikte, bireysel, ülkelerini geri almak için ortak bir çabası”.

Kibar işkencecime merhaba deyin.

Mısır intifadası, diğer anlamlarının yanında, Batı’nın bir tarafından uydurduğu “Araplar teröristtir” propagandasını paramparça etti. Şimdi, en nihayetinde zihinler sömürgeden kurtuldu, Araplar tüm dünyaya ilham olarak Batı’ya demokratik değişime nasıl gidileceğini öğretti. Daha da iyisi tüm bunlar, ne “şaşırt ve yok et”lere, ortadan kaybolmalara, işkencelere ne de trilyonlarca Pentagon dolarlarına ihtiyaç duymadan oldu. Washington’un, Tel Aviv’in, Riyad’ın, Londra’nın ya da Paris’in bunun geldiğini görmemelerine şaşmamak gerek.

Şu an hepimiz Mısırlıyız. Latin Amerika virüsü, Orta Doğu’ya sirayet etti. Güle güle, diktatörlüğe; güle güle cahil, miyop neo-liberalizme. Önce Tunus, şimdi Mısır. Ardından Yemen ve muhtemelen Ürdün. Çok yakında da Suud’un hanesi ( “ayaklanmalar” için Mısır halkına çemkirdiklerine şaşmamak gerek) Fakat 2011 Tunus Kuzey Afrika siyasi depreminde, 2010’daki Avrupa’daki kitlesel grevlerin (Yunanistan, İtalya, Fransa, İngiltere) de payı var. Öfke, siyasi baskıya, diktatörlüğü, polis zorbalığına, uçmuş gıda fiyatlarına, enflasyona, sefil maaşlara ve devasa işsizliğe öfke.

2011 Firavun’u 1979’un İran Şah’ının bir remixi gibi. Tabi ki, bir Ayetullah Ruhullah Humeyni yok, Mısır halkına önderlik edecek. Eski Atom Enerjisi Kurumu başkanı Mısırlı Muhammed el-Baradey, caddelerdeki çok az kişi tarafından “devrimi çalmak” ile suçlanıyor. Fakat İranlıların topraklarında istemediği Şah’ın Kahire’de gömülü olduğunu hatırlamak zor olmasa gerek.

Firavun, İntifada’ya “kibar” istihbarat çarı, Ömer Süleyman’ı başkan yardımcısı ve halefi olarak atayarak cevap verdi. (1981’de başa geldiğinden beri ilk kez oluyor) Süleyman, İstihbarat Teşkilatı’nın güvendiği uğursuz bir “varyete” uzmanı. Mısır toprağında sayısız sözde “teröristler”in işkencelerini yöneten Arap Guantanamo’sun İngilizce konuşan patronu. Washington tam olarak gücenmiş değil.

Emperyalistler şunu bir kenara yazsın: Mısır caddeleri en son bu şekilde 1919’daki İngilizlere karşı olan devrimde aktı. Şimdi, Müslümanlar, Hıristiyanlar, çalışan kesim, orta sınıf, işsizler, avukatlar, yargıçlar, el-Ezher’den hocalar, öğrenciler, çiftçiler, imamlar, bağımsız gazeteciler, blogcular, Müslüman Kardeşler eylemcileri, Ulusal Değişim Birliği, 6 Nisan hareketi; tüm bunlara göre Mübarek’in Hayvan Çiftliğinin günleri sayılı.

Beş muhalefet hareketi- Müslüman kardeşler dahil- el-Baradey’e geçici “ulusal kurtuluş hükümeti” kurulması için müzakereler için yetki verdi. Firavun’un herhangi bir şeyi müzakere etme olasılığı sıfıra yakın. Şehirli genç eylemcilerin ezici çoğunluğu el-Baradey’den ziyade “popüler komitelere” güvenmesi de işleri daha da karmaşık hale getiriyor.

Doğrudur, önümüzdeki Eylül seçimleri hesaba katıldığında, 82 yaşındaki Mübarek ölüdür. Aynı şekilde oğlu 47 yaşında Cemal de. Tipik bir diktatör oğlundan bekleneceği şekilde İngiltere’ye kaçtığı dedikoduları dönüyor etrafta. İngiliz pasaportu ve yanında bir sürü valizle, Knighstbridge’deki evinde saklanıyormuş.

Mısır ordusunun kısa vadede hangi tarafa meyledeceği hayati olacak. Göründüğü kadarıyla, Tiananmen opsiyonu dahi, sert müdahale tamamıyla masadan kalkmış değil. Her halükarda, rejimin güç oyunu açık; caddelerdeki marşlar eşliğinde Firavun o uçağa binse dahi, rejim, askeri dikta yaşamalı…

(Muhalif) Mısırlı gibi yürü

2003 başlarında Kahire ve İskenderiye’de Bush’un Irak işgalini beklerken, günlük 2 dolardan daha aşağı yaşayan nüfusun yüzde 40’ın karamsar temsilcileri dâhil, üniversite mezunlarından Sudanlı mültecilere, Mübarek sisteminin reddettiği kalabalıklarla iki ay kadar zaman geçirdim. Söylemeye gerek yok, hepsi Mübarek’i Washington’un fino köpeği olarak görüyorlardı ve Arap ulusunun doğu kanadı olarak Mısır’da tarihsel olarak saygı gören Irak’ın kaderinden dehşete düşüyorlardı. Rejime bakışları, “köküne kibrit suyu” şeklindeydi…

Kentli orta sınıf pratikte yok olmuştu. İşçi sınıfı sendikaların sıkı kontrol altında bastırılmıştı. Rejimin önceki tabanı köylü orta sınıf, gençler iş bulmak (bulamıyorlardı) için şehre göçtükçe azalmıştı. Hayatta kalabilenler devletle çalışan yozlaşmış patron takımı idi. (Bunların ekserisi şimdiler özel jetleriyle Dubai’ye kaçıyor)

Yani bunun 1979 İran’ında olduğu gibi İslami bir devrim olmaması anlaşılmaz değil. Olay ekonomik yani. Günümüz Mısır’ında İslam temelde iki akım arasında bölünmüş durumda; politik olmayan Selefiler ve onlarca yıl baskı ve işkence ile katledilen ve en nihayetinde devletin ihmal ettiği sosyal hizmetleri sağlamanın dışında açık bir siyasi programa sahip olmayan Müslüman Kardeşler.

Şu ana kadar kardeşliğin devrimin arka sahnesinde olmasının iki nedeni var. Eğer kendisini çok ortaya çıkarırsa, Mübarek’e devrimi “teröristler” tarafından tezgahlandığına dair mükemmel bir bahane vermiş olacak. İlaveten, bu sefer birçok aktör arasında sadece biri onlar.

2004’te sloganları “La-lil-tamdid, La lil-tavrith” (Ne manda, ne sulta) olan entelektüel ve siyasi eylemcilerin bu “sarı”(kendi seçimleri) spontone halk hareketi “Kifaye” (Yeter)’in adımlarını izliyor.

Her ne kadar elit, lidersiz ve ideolojik olmayan bir hareket olsa da, kent, orta ve alt sınıf dalgasına dönüşen “Değişim için Gazeteciler”, “Değişim için İşçiler” ya da “Değişim için Gençler” gibi binlerce hareketin kıvılcımı, sayısız online forumda organize olan web-duyulu vatandaşlardı…

İsyan ediyorum, o halde varım

London School’da Ekonomi Profesörü Fawaz Gerges, bunun “Mübarek’in ötesine geçtiği. Korku duvarı kalktı. Gerçekten bölgede statükonun sonunun başlangıcı” olduğuna işaret ediyor. Aslında gerçekte de daha büyük; Tabansal, organik eylemin canlı örneği.

Ya da bu ABD dış politika gurusu Dr. Zbigniew Brzezinski’nin ürkütücü “küresel siyasi uyanışı”nın eylem hali. Gelişen dünyaya yayılmış kızgın, huzursuz, öfkeli, duygusal olarak parçalanmış, ekseri işsiz, haysiyetini/saygınlığını yitirmiş Y Nesli, devrimsel potansiyellerini dışa vurup statükoyu baş aşağı ediyor. (Firavun, tarihteki en büyük internet karartmasını uygulasa dahi)

Şunu da unutmamak gerek, neredeyse bir haftadan az süre önce, el-Cezire, ekranda dahi yoktu. Mısır televizyonu her zamanki gibi geçkin siyah beyaz filmleri oynatıyordu. Sadece üç gün içerisinde RASD, Mısır ve dışarıda 400 bin kişiyi birbirine bağladı. Firavunun rejimi uyandığında artık çok geçti, internet kapandı, sadece.

Sabit telefonlarla hareket eden, yaralanmaları kayda alan ya da irticai klinikler kuran genç eylemciler şeklinde caddelere dökülen hareket halindeki dayanışma ruhuydu bu. Ya da ortalama Kahire sakinlerinin evlerini tahtayla kapatmaları ve Mübarek rejimi silahları, kimlikleri taşıdıkları bloglarda geniş olarak söylenen yağmacılar ile çetelerden korunmak için mahalle nöbetleri ayarlamaları şeklinde kendini gösteriyordu…

Yeni düzen ölüyor, ancak yenisi daha doğmadı. Öfke Çağı, Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanıyor. Fakat kimse bir sonraki jeopolitik görünümü bilemez. İnsanların söyleyecekleri olacak mı yoksa hepsi ağıla tıkılıp var olan güçler tarafından güdülecekler mi?

Mısır, altyapı eksikliği nedeniyle çalışan bir demokrasiye dönüşemeyecek. Ancak en başından başlayacaklar, rejimin kendisi kadar sövülen muhalefetin ekserisi ile birlikte. Tarihin doğru tarafında durmuş olmanın hissiyatının yetkisiyle, genç nesil, belirleyici olacak.

Sürekli “istikrar” vadeden bir rejim değişikliği yanılsamasını kabullenmeyecekler. Avrupa ve ABD tarafından gasp edilip yeni bir kukla tarafından temsil edilmeyecekler. İstedikleri yeninin sarsıntısı; neo-liberalist olmayan tam bağımsız bir hükümet ve yeni Orta Doğu siyasi düzeni. Karşı devrimin acımasız olacağı kesin. Kahire’deki birkaç koruganın çok daha ötesine uzanarak.

Pepe Escobar* / TİMETURK

Bu makale Oğuz Eser tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.

Tam metin için tıklayınız

Bir cevap yazın