Haklarıyla bir çocuk

Özde Türkiye genelde dünya kapsamında çocuk ve çocuk haklarıyla ilgili yaptığım araştırmalarda çok girift ve yoğun bir alan ile karşılaştığımı gördüm. Bu giriftlik ve yoğunluk söz konusu meselenin ontolojisinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bir çocuk ve onun haklarından bahsettiğinizde karşınıza çok sayıda disiplin ve yaklaşım çıkmaktadır.

Bununla birlikte sadece akademik ya da disipliner olmayıp da tecrübelerle aktarılarak gelen ve gelenekselleşen algılar bu alanda atlanılmaması gereken birer sosyolojik vak’a olarak durmaktadır.

Çocuk ve çocuk hakları dendiğinde öncelikle çocuk derken neyi kastettiğimizi incelememiz gerekir. Çocukluğu, insan türünün gelişim periyodunda ilk safhalardan gören bir bilimsel anlayış söz konusudur. Oysa ki çocuk bir “insan yavrusu” değil ayrı bir dünyadır. Bu yaklaşımı irdelemeyi daha sonraya bırakarak çocuk ve çocukluğa ilişkin bir değerlendirmenin ardından ancak onun eğitimi, hakları ve çocuk meselesinin kazandığı uluslararası çerçevenin takip edilebileceğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda psikolojik ve psikanaliz yaklaşımlar önem arzediyor.

Bununla birlikte birey öncesi bir devir diyebileceğimiz çocuğun sorumluluklarını konuşmak gerekmektedir. Ki çocuğun doğuştan getirdiği haklarının yanı sıra bu sorumluluk esası üzerine sonradan edindiği haklara da bakmak lazım. Bu haklar nelerdir neler olabilir?

Çocuğa yüklenen anlam önemlidir çünkü ortaya konan çocuk tanımı ve politikası üzerinden değerlendirme ve belirleme imkanımız vardır. Devletin bu iki konuda( tanım ve politika) tutarlı olup olmadığı değerlendirilir ancak bununla yetinilmez, uluslararası çocuk hakları yaptırımlarına da uyması beklenir. Bu yönden özellikle de 2.Dünya Savaşı ile birlikte ivme kazanan bir çocuk hakları literatürü gelişmeye başlamıştır. Elbette bu gündem modernitenin dayatmalarından, kapitalizmin araçlarından, iktidarın kodlarından ve eğitim yetersizliğinden bağımsız ele alınamaz.

Yukarıda saydıklarımıza ilaveten “haklarıyla bir çocuk” meselesinin Türkiye’deki handikapları ise bir hayli çok. Bir Türkiye çocuk hakları karnesi çıkarmak istesek Türkiye’ye ciddi ihtarlarımızın ve eleştirilerimizin olması kaçınılmazdır. Burada Türkiye derken devlet politikaları, sosyal politikaları, gelenekleri, değişen sosyolojik yapısı ve aile bağları ile bütün bir Türkiye’yi kastediyorum. Çünkü ihlaller, dayatmalar, işkenceler ve sömürüler her zaman devlet eliyle gerçekleşmemekte örgüt, ebeveyn ve harici kişiler tarafından da yapılmaktadır.

Buradan iki konuya daha kapı aralanıyor:

Birincisi Türkiye’deki çocuk hakları ihlallerinin dünya genelinde mukayesesi yapılsa sahip olduğu ve halen devam aile müessesinin güçlü yaptırımı sayesinde çocukların korunmasının daha da mümkün olduğunu görürüz. Her ne kadar eskiye nazaran zayıflayan bir aile bağından söz etsek de Türkiye’nin aile gerçeği -farkında olsun olmasın-devlete yardım etmekte, bu kendiliğinden sosyolojik yapı sayesinde Türkiye’de çocuklar daha iyi korunma şansı elde etmektedir.

İkincisi ise giderek daha fazla söz sahibi olan sivil toplum kuruluşları sayesinde diğer hak ihlallerinde olduğu gibi, çocuk hakları ihlallerinde de devleti eleştirebilmesi ve ona yol göstermesi de mühim bir konudur. Öyle ki bazı sivil toplum kuruluşları bir kamuoyu oluşturmak ve devlet politikalarını eleştirmekten fazlasını yapmakta çocukların haklarını koruyucu çalışmalar yürütmektedir. Bu yönüyle STK’lar da devlete yardımcıdır.

Devlet, var oluş amacı gereği ülkede adaleti ve eşitliği sağlayarak bir güvenlik ortamını oluşturmalı, ceza gerektiren durumlarda yaptırım uygulamalı bunun için de gereken hukuksal zemini oluşturmalıdır.

Dikkat ederseniz yasa demiyorum, yasalaştırarak iki kapak arasında sıkıştırılmış bir kanunlar yığınından bahsetmiyorum. Bununla birlikte önümüze çıkan yeni bir sorun da Türkiye’nin hukuk anlayışı olmaktadır. Bu anlayış ne yazık ki çocuklar söz konusu olduğunda da ciddi yargılama ve ihlal davaları krizlerine neden olmaktadır.

Tamamen pozitivist bir anlayışla yürütülen hukuk daha doğrusu anayasa anlayışı çocuğu bir yetişkinden ayırmamaktadır. Çocuk ıslah evleri bu bağlamda yeniden incelenmelidir. Türkiye’de hukukun her şeyden üstünlüğü, hatta insan için olmasına rağmen insanı aşan bir erk’e dönüşmesi son günlerde ciddi eleştiri alan bir meseledir. Bu yönüyle de sevindiricidir.

Alanı sadece bu kadar olan bir yazıda yukarıda kısaca değindiğimiz sorunların hepsini ele alıp, yol işaretlerini ve çözüm yollarını sıralamak elbette ki zor. Değindiğimiz ve daha da değineceğimiz hususlarıyla “haklarıyla bir çocuk” meselesine önümüzdeki yazılarda devam edeceğiz.

Ayşenur Bulut

sadecetalebe@gmail.com

2 comments

  • değerli fikirleriyle bizleri aydınlatan akıllı kardeşimizden fazlasıyla istifade ettik. platform haber ve okurları için önemli bir kazanım…tebrik ediyorum. tasfiye okurları da böylesi bir değerden mahrum kalmamalı…

Bir cevap yazın