Çocuk: Ayrı bir dünya

Aydınlanma dönemi ile artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı bir dünya dönüyordu güneşin etrafında, evet dünya idi dönen.

Merkez yer değiştirmiş, dolayısıyla bir nevi merkezde dünyanın yani insanın durduğu algı değişmişti. Bu değişimle birlikte insan, yeryüzündeki macerasına da başka türlü bakar oldu.

Kainat, insan ve Tanrı(Allah)tasavvurları büyük kırılmalar geçiriyordu. Kabullenişler yıkılmış, bilinmeyene(gabya) dair sorgulamalar ve arayışlar dönemi başlamıştı. Akıl, insanı bilinmeyene götürmede “modern” bir araçtı artık. Daha emin yol alabilirdi.

Bu doğayı keşfediş, teknolojiyi insan hizmetine sunmanın masum niyeti ile başlasa da zamanla insanı bu doğaya/teknolojinin getirdiği dünyaya daha da mahkum etti. Yine modern bir araç olan “ideolojiler” çıktı sahneye. İdeolojiler de modern dünyanın icatlarıdır, sözde insan için üretilen ama “insanı” bütünlüklü bir şekilde anlamaktan uzak tanımlar. İsimlerini tek tek saymaya lüzum görmediğim bu ideolojiler insanı bir bütün içinde anlamayı ıskaladılar, onun hep bir yönüne eğildiler.

Akılcılığın baskın olduğu dönemlerden günümüz (belki de hala devam eden) post-modern döneme kadar söyleyebileceğimiz en genel şey, insanın geçirdiği bu felsefik metamorfozların bir tezahürü olarak artık bambaşka bir görünüş kazanmasıdır. Herşeyi rasyonel akıl düzleminde ele alarak ve aslında tek tipleştirip mekanikleştirerek açıklayan bu yeni dünya görüşü son dönem Batılı aydınların modernleşme ile kavgaları sayesinde bir nebze de olsa kırılmaya uğradı. Yine de insanın bu dünyada gittikçe “yok olmaya” devam ettiğini görmek acı verici.

Hıphızlı akan bu dünyada hissettiğimiz hızdan dolayı görüş alanımıza düşen her şeyi görmemiz mümkün olmuyor, pek çok şeyi kaçırıyoruz bu esnada. Yukarıda kaba taslak özetini verdiğim durumun ileride gelir mi bilmem ama şimdi en zirve halini yaşıyoruz. Akla güven, insanı bir yönüne indirgeyen yaklaşımlar ve bu hız, insan hakikatini anlamamızın önündeki en büyük engeller olarak duruyor. Dahası, insanı yani kendimizi ıskaladığımızdan çocukları da ıskalıyoruz. Alemler içinde her biri ayrı bir dünya olan insanoğlu çocukluk döneminde daha da başka bir dünyadır. Bunu düşündük mü hiç? “Çocukla çocuk olmak” bu dünyaya yaklaşmanın ve başarabilirsek girmenin adıdır. Ve bu niçin önemlidir?

İnsanı alem kategorisinde hayvanlar içinde gösteren zihniyet yeni değildir, Aristo’ya kadar gider. Alemi bitkiler ve hayvanlardan(onların da kendi içlerindeki çeşitleriyle birlikte)ibaret görmek insanı birtakım ortak özellikleri var diye hayvansal bir kategoriye sokmak aslında onun sadece biyolojik yönüne bakmak değil midir? Ben, bu tasnifi en kaba haliyle böyle anlıyorum. Ne ruh vardır, ne akıl, ne diğer melekeler. Biyolojik, fizyolojik bir canlı olarak görülür. Peki biz çocuğu, bu insan kategorisinin daha da daraltılmış haliyle bir “insan yavrusu” olarak mı tanımlayacağız? Meselemizin kilit noktası burasıdır.

Herşeyden önce insanı salt biyolojik bir tasnife gömen bu anlayıştan sıyrılmalı, pozitivist lekeleri sökmeli ve bir çocuğa öyle yaklaşmalıyız. Bu, en çok da günümüz –yazının başında da anlattığım- algılarında çok zor bir çaba.

Çocuk, ayrı bir dünyadır dedik. Bunu biraz açacak olursak fizyolojik ve psikolojik gelişimler çocuklarda paralel gitmez. Beden ve ruh diyebileceğimiz bu iki yönün çocukta birbiriyle orantılı gitmesini beklemek hakikati görmemek demek olur. Çocuğu “yetişkinden” ayıran bu farklılığıdır. Çünkü bir çocuk gelişim sürecindedir, bu büyüme ve gelişme sürecinde hem fiziksel hem de ruhsal bir takım edinimler kazanır. Ve bunları kendi içi dünyasında harmanlar. Çocuğun ayrıca “savunmasız” oluşu bu etkileşimlerin pozitif ya da negatif oluşunda önemlidir. Bir yetişkinin yaşından beklenmeyen anormal bir davranışı yadırganırken, çocuğa yönelik böyle bir eleştiri çocuk dünyasını anlamamak demektir. O halde diyebiliriz ki bir çocuğun yaşadığı bu gelişim evresinde onu anlamak onun dünyasını şekillendiren unsurları anlamaktan geçer. Pek çok insan çocuk dünyasının ve ruhunun mahiyetini bilmediğinden, yaptıkları hataları haksızlık, ihlal ya da olumsuzluk olarak görmemektedir. Çocuğun bu farklılığı kabul edilmeli, ondan dünyasının dışında bir hareket göstermesi beklenmemeli. Hatta kendi dünyasındaki yaşam alanına ve idrak sürecine çomak sokulmamalıdır. Bunun ileri boyutu “insanlık suçu”dur.

Yazdıklarımıza örnek olması kabilinden kısaca Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmindeki çocuk karakterine değinelim. Yusuf isimli peltek çocuk, evde takvim sayfalarını hızlıca okurken aynı başarıyı okulda gösteremez. Aslında peltek olan çocuğun dış dünyayla tek iletişimi babası iledir. Sadece onunla konuşur(sözlü iletişim). Bunun dışında anne, arkadaş veya öğretmen ile arasında sözlü diyalog geçmez. Babası oğluna fısıldayarak konuşmasını söyler ve filmde zaman zaman Yusuf fısıldar ve konuşması hızlıdır. Bu filmdeki baba-oğul arasındaki iletişim, babanın çocuğu anlaması, onun ruh dünyasına girmesiyle mümkün oluyor. Bunun aksini yapmak çocuğun kendini gerçekleştirmesine bir engel koymak demektir ki, hak ihlalidir. Çocuğun yaşına ve ruhsal durumuna uymayan herhangi bir muameleye tabi tutulması bu ihlal kapsamındadır.

Bir çocuğun fiziksel-ruhsal açıdan korunması, onun ayrı bir dünyası olduğunun kabulu ile başlar, ama burada bitmez. O dünyayı çocukla birlikte şekillendirmek de ailenin görevidir. Tabi yazımızın başında belirttiğimiz algılardan kaçınarak…

Bir cevap yazın