Unutmuyoruz, affetmiyoruz!

28 Şubat darbe sürecinin 14. yıldönümü.

1997’de asker, Milli Güvenlik Kurulu toplantısıyla bir kez daha siyasete, topluma, hukuka, adalete ve özgürlüğe müdahale etmişti.

Bunu bir “balans ayarı” şeklinde sunmuşlardı.

Hedefinde İslam olan bir mücadelenin 1000 yıl süreceği çığlıkları atılıyordu.

Kartel medya darbe şakşakçılığı yapıyordu.

Bugün yargının siyasallaşmasından şikâyet edenler, otobüslere doldurulup kışlalarda brifing alıyordu.

Adları kirli darbe planlarından, hain komplolardan karşımıza çıkan rektörler, İslami kimliği olan akademisyenlere ve başörtülü öğrencilere karşı “cadı avı” başlatmıştı.

Kampüsler, kışlaları aratmıyordu.

12 Eylül’de olduğu gibi 28 Şubat’ta da akademinin canına okunuyordu.

Sırf imam-hatip okullarının orta kısımlarını kapatmak adına eğitim sekiz yıla çıkarılmıştı.

Yıllardır milyonlarca öğrencinin hakkını gasp eden katsayı uygulaması yine bir 28 Şubat mirasıydı.

Askere emniyetle işbirliği adı altında şehirlerin içinde dahi operasyon yapmanın yolunu açan EMASYA protokolleri yine o günlerin uygulamasıydı.

Sonra fişlemelerle meşhurdu 28 Şubat.

Batı Çalışma Grubu adı altında toplanan cunta, tüm ülkeyi fişliyor; halka memur olduklarını unutarak efendiler gibi davranıyordu.

Milli Güvenlik Bilgisi derslerine giren subaylar, okullarda kaç bin öğretmeni fişlemiştir, bu fişlemelere ne olmuştur, kesin olarak hâlâ bilemiyoruz.

Son günlerin popüler davalarından bu fişlemelerin uzun yıllar devam ettiğini ise görebiliyoruz.

Bu darbe sürecinin ülkeyi nasıl bir yolsuzluk, rant ve faiz bataklığına sapladığını ise 2001 krizinde hep birlikte gördük.

Bankaların içlerini utanmazca boşaltanlar, bedelini yine soydukları halkın sırtına yüklemediler mi?

Bugün ortaya saçılan belgelere, komplolara ya da planlara inanmayanlar, acaba 28 Şubat’ın yaşanmışlıklarını nasıl izah ediyorlar?

27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı nereye oturtuyorlar?

Kendi iktidarlarını, kirli çıkarlarını ve firavunca düzenlerini koruma ve kollama adına halkın hayatını kararttıklarını ne çabuk unutuyorlar?

Aslında unuttukları yok.

Balık hafızasına sahip olduğunu zannettikleri halklar da unutmuyor.

Üstelik affetmiyor.

İnanmayanlar, yakın doğuda ayaklanan halklara baksın, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de kendi darbecilerine karşı isyan eden halkları görsün!

On yıllarca susturduklarını zannettikleri insanlar nasıl da her şeyi hatırlıyor ve hesaplaşmak için şimdi sahneye muhteşem bir dönüş yapıyorlar, bellesinler!

Peki, bizim darbecilerimizi unutup affettiğimizi kim iddia edebilir ki?

Onlar değil mi iman ettiğimiz değerlerimizi yasaklayan?

Onlar değil mi analarımızdan öğrendiğimiz dilleri yok sayan?

Onlar değil mi Allah’ın insanlara bahşettiği en temel hakları gasp eden?

Onlar değil mi milyonlarca insanın hayatını defalarca karartan?

Söyleyin, nasıl unutalım?

Neden unutalım, niye affedelim?

Hayır, zalimlerimizi hatırlamaktan vazgeçmeyeceğiz.

Ve onlar, adalet önünde mahkûm edilmedikleri, işledikleri suçlardan ötürü yargılanmadıkları sürece rahat etmeyeceğiz.

Darbelerin kalıntıları kalkmadan, çalınan haklarımız iade edilmeden de olmaz!

One thought on “Unutmuyoruz, affetmiyoruz!

  • Abi yüregine saglık. ZaLimler hesap vermedikce bu yangın sönmeyecektir. SeLamun aLeyküm

Bir cevap yazın