Ankara 266. hafta: 28 Şubat’ın hesabı hâlâ sorulmadı

Dünyada önemli olaylar olup, halklar ve rejimler büyük değişimler yaşarken, maalesef ülkemizde henüz beklenen hak ve özgürlüklerin önü tam olarak açılmamıştır. Darbe ve vesayet sistemlerinin etkisi hala devam etmekte olup, darbe anayasaları mağdurları hala haklarını elde edememişlerdir.

 YAŞ kararı ile ordudan atılan, başörtüsü sebebiyle okullara alınmayan, hukuki bir zemini olmayan (KAMUSAL ALAN, HİZMET VEREN HİZMET ALAN) gibi gayr-i hukuki yorumlarla işlerine son verilen insanımız hala mağduriyetlerini yaşarken, tüm bunlara sebep olan 28 Şubat darbecileri ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşmaktadır.

Evet, 28 Şubat’ta milletin iradesi gasp edilmiştir. Yürütülen tanklarla, yapılan balans ayarlarıyla, kurulan Batı Çalışma Gurubu’yla, Genel Kurmay’da yapılan İrtica Brifingleriyle, yayınlanan andıç ve genelgelerle birçok hukuksuzluklar işlenmiş, inanç ve düşüncesi sebebiyle bir çok insan ideolojik ayırımlar yapılarak fişlenmiştir.

Başta Ordu’dan atılan subaylar ve başörtüsü sebebiyle okuldan uzaklaştırılan öğrenciler ve görevine son verilen kamu görevlisi hanımlar olmak üzere toplumun pek çok kesimi mağdur edilmiştir.

28 Şubat’ın 14. yıl dönümünde, bir daha böyle bir şeye cüret etme niyetinde olanlara da caydırıcılık getirecek şekilde, bu haksızlık ve hukuk gaspına sebebiyet verenler derhal cezalandırılmalı, mağdurlara tazminat ödenip kendilerinden özür dilenmelidir.

Değerli basın mensupları, kıymetli dostlarımız bilindiği gibi son günlerde dünyanın gündemini değişim rüzgarları yönlendiriyor. Ortadoğu ve Afrika’daki toplumsal hareketler, despot ve zalim yönetimleri bir bir kökünden sarsarak devirmektedir. Bu da göstermektedir ki, zülüm baki değildir, er – geç zalimlerin sonu gelecektir ve büyük bir İnkılap ile devrileceklerdir.

Şu anda Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ve diğer bir takım ülkelerde yaşananlar bunun en açık yakın örnekleridir. İnsan hak ve özgürlüklerinin baskı altına alınmasının nasıl bir sosyal patlamaya sebep olduğu da dünya kamu oyuna gösterilmiş oldu. Sanırız, insan hak ve özgürlüklerini baskı altına almaya çalışanlarını bu olaylardan kendilerine bir hisse çıkarmaları gerekir.

Bu arada Libya’da baş gösteren halk ayaklanmasına değinmek istiyoruz. Libya’da başlayan kanlı olaylar, Kaddafi’nin inatçı ve despot tutumu sebebiyle bir iç savaşa doğru gidiyor. 15 Şubat’ta başlayan olaylar, çok kısa bir sürede tüm ülkeye yayılma noktasına gelmiştir. 1969’dan bu yana iktidarı elinde bulunduran ve yıllardır muhaliflerine kan kusturan Kaddafi, şimdi de ülkeyi kan gölüne çevirebileceği tehdidi ile Libya halkına göz dağı vermektedir. Çeşitli bahanelerle hapishanelerde kendisine muhalefet edenleri katleden Kaddafi şimdi de oğlunu da yanına alarak despot yönetimini devam ettirme mücadelesi vermektedir. Kaddafi’ye düşen zulmün ebedi olmadığını anlaması ve yönetimi devretmesidir.

Yıllardır, yaptığı zulmün, kurduğu aile şirketlerinin, yaptıkları yolsuzlukların, diğer aşiretlere karşı katı tutumunun sonu gelmiştir. Petrolden elde ettiği ve Fransa, İngiltere, İtalya ve Batılı ülkelerle geliştirdiği ticari girişimler sonucu elde ettiği zenginlikle şımarıp halkını, onların özgürlüklerini, hak hukuklarını ihlal etmiştir. Halkı tarafından, “Ahmak”, “Deli” olarak vasıflanan Kaddafi’nin yapacağı en akıllıca iş yönetimi bir an önce devretmesi olacaktır. Ayağa kalkan Libya halkı, özgürlüklerini, hak ve hukukunu elde etmeden oturmayacağa benziyor. Dolayısıyla fazla masum kanı akmaması için İslam Konferansı Örgütü, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler bir an önce harekete geçerek olaylara aktif olarak çözümler üretmelidir. Çünkü, şu anda sivillere karşı büyük bir katliam başlatılmıştır. Bu katliamları bizzat yöneten Kaddafi ve oğlunu buradan tel’in ediyor, daha fazla can ve mal kaybına sebebiyet vermeden ülkeyi emin ellere teslim etmesini öneriyoruz.

Katılımlarınız için teşekkürlerimizi iletir, haftaya aynı yer ve saatte buluşmak üzere saygılarımızı sunarız.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına

Vahdet Vakfı

 

Bir cevap yazın