Müstakil bir alan

Bir önceki yazımızda çocuğun ayrı bir dünya olduğunu, onun bu farklılığını bilerek bir çocuğu değerlendirmek gerektiğinden bahsetmiştik. Çocuğun fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün oluşması zamana bırakılması gereken bir konudur.

Ebeveyne düşen, bu süreçte çocuğa en doğru ve sağlıklı yaklaşımı sunmasıdır. Aslında bir çocuk eğitimi söz konusu olduğunda etkili faktörler sadece anne, baba ve çocuğun doğuştan getirdiği mizaç değildir.

Bir çocuğun üzerinde söz sahibi olanlardan en vahimi çocuğun içine doğduğu toplum ve devlet politikalarıdır. Çevre, bir insanın idrak ve tecrübe serüveni için kaçınılmazdır çünkü muhakkak her birimiz bir çevreye doğarız. Sosyalizasyon süreci erken yaşlarda başlar, aile ve çevrede şekillenir. Bu çok nazik ve kırılgan alana devlet bir hayli müdahele ediyor. Modernleşme süreciyle başlayan ıslah ve inkilap süreci devletin tepeden inmeci değişim anlayışı yüzünden yanlış uygulamalara neden oldu. Hayatın her alanını kapsayan bu yenilikler sosyal ve siyasal zeminde çatlaklar oluşturdu. Bir süre sonra devlet, çocukları ailelerinden almaya başladı.

Değişim fikri Batı’dan getirilince içerik gibi form da oraya benzetildi. Soğuk binalar, soğuk duvarlar içinde, kilise modeli dizilmiş sıralar içinde oligarşinin izlerini taşıyan sözlerle muhataptır çocuklarımız. Devletin ders kitaplarında vermeye çalıştığı daha çok “cici vatandaş” metodudur. Bu suretle devlet, eğitim politikalarını daha çok itaatkar bireyler yetiştirme amaçlı düzenlemiştir. Batı’da elit tabakaya işçi yetiştirme amaçlı orta sınıf projesine yönelik oluşturulan okul, sürüler halinde yapılan eğitimin tek cümlelik tarihidir.

Özgürlükler konusunda daha fazla mesafe kaydettiğimiz şu günlerde devletin çocuklar üzerinden elini çekmesi gerek. Devletin eğitim politikası, herkesin eşit eğitim hakkından yararlanmasını sağlamak, engelleri ortadan kaldırmak, bunun için gerekli maddi ortamı sağlamak gibi teknik meselelerdir. Bunun dışında tarih, coğrafya, dil, sağlık ve din gibi konularda devlet “benim dediğim olur” derse yetiştireceği nesil evet devletçi, halkçı bireyler olabilir ama asla sivil olamaz. Sivilleşmek, devletin insanlar üzerinden ve yine insanlara yaptığı sinsi inkilapların farkına varıp, bunu kaldırma çabasıdır. Ne yazık ki günümüzde sivilliğimizi hissettiğimiz tek yer evlerimiz ki bunun da ne kadar olduğu ayrı bir tartışmadır.

Yıllardır sadece konuşulan ancak son zamanlarda ciddi bir şekilde ele alınan sivil eğitim, evde eğitim dönemi yavaş yavaş canlılık kazanmaya başladı. Bu proje sayesinde sivil alandan da fazlası çocuk için sağlanmış olacak. Çocuğa müstakil bir eğitim ve öğretim alanı açılmış olacak. Kendisini henüz çok hissettirmeyen bu projenin önemine ilişkin ayrıntıları bir sonraki yazıya bırakalım.

Bir cevap yazın