Nükleer belayı başımıza sarmayın!

İnsanlık için arzettiği tehlikeleri farketmemden bu yana, yani belki ilkokuldayken ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombalarının yol açtığı yıkımı öğrendiğimden bu yana nükleer silahlara düşmanım.

Nükleer teknolojinin sözde barışçı, elektrik üretimi amaçlı uygulamalarının insanlık için arzettiği öteki büyük tehlike konusunda bilgi sahibi olmamdan, yani 1970’lerin ortalarından beri de nükleer santralların düşmanıyım.

1980’lerde gazetelerde yazmaya başlamamdan bu yana her fırsatta Türkiye’nin nükleer maceraya girmemesi; zengin alternatif, çevre dostu enerji kaynaklarına, tasarrufa yatırım yapmasını savunuyorum.

Türkiye’nin kalkınmaya, zenginleşmeye ihtiyacı olduğunu elbette biliyorum. Ama bunu çevreyi ve insan sağlığını gözeterek yapmak zorundayız. Bunun için bilimden ve teknolojiden yararlanmalıyız. Ama bilim ve teknolojiden yararlanmak yetmez; yeryüzünde yaşama saygı telkin eden dinsel inançlara, felsefi görüşlere, ahlak anlayışına da bağlı olmalıyız.

Ne yazık ki Türkiye halkı, hükümetler ve çeşitli lobiler tarafından nükleer enerjinin vazgeçilmez, güvenli ve ucuz olduğuna inandırıldı. Sıradan yurttaşlar, nükleer santralları modernleşmenin bir icabı, olmazsa olmazı olarak görüyor.

Santrallar bugüne kadar kurulamadıysa bunun yegâne sebebi, gerekli finansmanın bulunamayışı.

Nükleer enerjinin tehlikeleri konusunda bilinçlenmeliyiz. Santrallarda kaza olması, hele (1986’da Ukrayna’nın Çernobil, şimdi Japonya’nın Fukuşima santralında görüldüğü üzere) santralın kalbinin erimesi halinde çevreye yayılacak radyoaktivitenin insanlığa vereceği zarar (özellikle kanserden ve diğer hastalıklardan ölümler nedeniyle) hesaplanamayacak kadar büyüktür.

Nükleer enerji ucuz değil, çok pahalıdır; dışarıya bağımlılık yaratır. Nükleer santrallardan, nükleer silah üretimi için de yararlanılabilir.

Küresel ısınmaya çare değildirler, çünkü olabilmeleri için binlercesinin yapılması gerekir. Nükleer santrallar yalnız bugün yaşayanları değil gelecek kuşakları da büyük risk altında bırakmaktadır.

Gelecek kuşakların kaderini belirlemeye hakkımız yoktur. Nükleer enerjiden vazgeçildiği takdirde, temiz enerji kaynaklarının gelişmesi için çabalar o ölçüde artacaktır.

 Şimdiki halde bile, önümüzdeki 50 yıl içinde güneş enerjisinin ekonomik olarak yararlanabilir hale gelmesi beklenmekte.

Nükleer santrallardan radyoaktif sızıntıları, şimdi Japonya’da meydana gelen nükleer felaketin boyutlarını halktan gizlemek için büyük çabalar harcanacağından emin olabilirsiniz.

Ama gerçek er-geç ortaya çıkacak, nükleer enerjiden dünya çapında kaçış başlayacaktır.

Özellikle Türkiye’nin başına nükleer santral belası açmaması gerekir. Çünkü ülkemiz dünyanın deprem merkezlerinden biri. Jeologlar, Türkiye’de Konya ovası dışında deprem riski olmayan yer olmadığını belirtiyor. Onların sesine kulak vermek şart.

AKP hükümeti, ihale dahi açmadan Ruslarla Mersin-Akkuyu’da nükleer santral inşa etmeleri için anlaştı. İnşaata bu yıl sonunda başlanması söz konusu.

Oysa Jeoloji Mühendisleri Odası deprem tehlikesi nedeniyle bu projeden vazgeçilmesini istiyor. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, “Japonya’da yaşanan felaket nükleer santral inadından vazgeçilmesi için bir uyarıdır” diyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız ise, bunlardan vazgeçilmeyeceğini söylüyor.

Bu aymazlığın sebebi nedir?

Hükümet, bilim adamları ve teknik bilgi sahiplerine kulak vermeli, nükleer enerji santralları kurma yanlışından toptan vazgeçmelidir.

Bilime inanmıyorsa, insanlığı koruma ahlakına bağlı kalmalıdır.

Şahin Alpay, Zaman

 

Bir cevap yazın