Ankara 267. hafta: Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa hayır!

8 Mart Dünya Kadınlar Gününün seneyi devriyesinin ardından yine bu meydanda toplanmış bulunmaktayız. Nedir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü? 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması için özel bir gündür. Kadınların toplumsal ve siyasal yaşamdaki konumu, o ülkenin gelişmişliğinin ve çağdaşlığının önemli göstergesidir. Demokrasinin benimsenmesi, insan hak ve özgürlüklerinin gelişmesiyle kadınlar da yönetim, üretim ve yaşamın her alanına katılmaya başlamışlardır. Peki, Kadınların bir birey olduğunun hatırlanması için “bir gün” mü gereklidir? Görmekteyiz ki yeryüzünde kadınlar hala Ortaçağ Avrupa’sındaki gibi aşağılanmakta, sömürülmekte ve katledilmekteler. Bilim ve teknoloji çağı bile kafalardaki gericiliğe mani olamıyor. Öyle ki cinsiyet ayrımcılığını başımızı çevirdiğimiz her köşede şahit olmaktayız.

Ülkemiz de 8 Mart öyle bir kutlandı ki açtığımız her kanalda kadınların nasıl zulme uğradıkları kanıtlanmış oldu. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nce yapılan araştırmalara göre Türkiye’de on kadından dördü şiddete maruz kalmakta; yaygın namus ya da töre cinayetleri devam etmekte, bölgesel olarak halen kanayan yaralarımız, töre kararları sonucu kadınların, yaşama haklarına yöneltilen saldırılar, eğitim, sosyal ve siyasi alanlardaki hak ihlallerini geride bırakmakta ve bu durum teoride tanınmış olan eşitlik ve hakların, pratikte uygulanmadığını göstermektedir.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, “Eğitim Hakkı” başlığını taşıyan 10. madde taraf devletlere, eğitimde erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun önlemleri alma yükümlülüğü getirmektedir. Ülkemizde, kamusal alan çıkmazına takılan başörtüsü yasağı sadece kadınların eğitim haklarını değil, dini inanç ve ifade özgürlüklerini, çalışma hürriyetlerini, seçme ve seçilme haklarını da gasp ederek tümüyle insan haklarına aykırı bir uygulama teşkil etmektedir. Başörtülü kadınlara getirilen yasaklar yargı kararları ve bazı bürokratik uygulamalarla şekillenmekte; devlet memurluğu, eğitim ve öğrenim hakkının tanınmaması, siyasi alanda temsil imkânı verilmemesi ve hatta geçtiğimiz yıl örneklerine rastladığımız sağlık haklarından yararlandırılmama şekillerinde tezahür etmekte ve her geçen gün ihlallerin sayısı artmaktadır.

Gerek uluslararası belgeler gerek anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile incelendiğinde kadınlara yönelik her hangi bir ayrımcı düzenlemenin olmadığı, her alanda kadınlara fırsat eşitliği tanındığı gibi bir algı oluşsa da kadınlar ikinci sınıf insan muamelesi görmekte, cinsel obje olarak nitelendirilmekte, şiddete ve pek çok insan hakkı ihlaline maruz bırakılmakta ve önemli değerlerin taşıyıcısı olmaları gerekirken topluma küstürülmektedirler.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kadının uğrayacağı her türlü ayrımcılığı engelleyip her alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmasını sağlamak zorunda olduğunu kabul etmiştir. Fakat hala bu ülke kadınları kanunla güvence altına alınan haklarını elde edememektedir. Her ne kadar kanunlarla güvence altına alınsa da kadınlar hukukun gözü önünde haklarının gasp edilişini izlemeye devam etmektedir. Biz Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu olarak Hz. Havva’dan beri nurla taçlandırılmış kadınlarımıza yapılan her türlü istismara karşı durup bu meydandan dile getireceğiz. İşte bu gayeyle; bu akşam Memur-Sen Genel Merkezi konferans salonunda yapılacak panelimize tüm halkımızı davet ediyoruz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU

MAZLUMDER Ankara Şube

Soner KARTAL


Bir cevap yazın