Sakarya 288. hafta: Libya ve Bahreyn halkı ile dayanışma, Rachel ve Halepçe’ye vefa

Sakarya Adalet Girişimi tarafından yapılan eylemde Libya ve Bahreyn’deki katliamlar protesto edilirken, İsrail’in 2003’te buldozerle ezerek öldürdüğü Rachel Corrie ve Halepçe Katliamı da anıldı

288. hafta basın açıklamasına Libya’da Muammer Kaddafi’ye karşı mücadele eden 17 Şubat Hareketi’nin Türkiye halkına dönük yayınladığı açık mektubun okunmasıyla başlandı. Platform adına açıklamayı Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi’nin okudu.

Sakarya Adalet Girişimi’nin 288. hafta eyleminde Libya ve Bahreyn halklarıyla verilen dayanışma mesajlarının yanında 2003 yılında İsrail İşgal Güçleri’ne ait bir buldozer tarafından kasten ezilerek öldürülen barış gönüllüsü Rachel Corrie ve Saddam Hüseyin’in 1988 yılında Halepçe katliamında ölenler de anıldı.

Basın açıklamasında “Özgür Libya, Özgür Bahreyn” yazılı dövizler taşınırken “Başörtüsü İslam’ın emri, Müslüman kadının kimliğidir” pankartı açıldı. Eylem “Direne direne kazanacağız” ve “Yaşasın Küresel İntifada” sloganları atılmasıyla son buldu.

AÇIKLAMANIN TAM METNİ

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 288. basın açıklaması

Halkların yükselen nabzı yakın doğunun sokaklarında atıyor!

Açıklamamıza Libya da gaddafiye karşı mücadele eden 17 şubat hareketinin Türkiye halkına dönük yayınladığı açık mektubu sizlerle paylaşarak başlamak istiyoruz.

Libya’da 17 Şubat Hareketi Gençliğinden Büyük Türkiye Halkına Mektup

Büyük Türkiye Halkı

Esefle belirtelim ki, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan sizden daha hayırlı ve olumlu bir tutum beklentisi içersindeydik. Üzülerek belirtelim ki, uluslararası konjonktürün, ticari piyasa endişelerinin ötesinde bir niyet ve tutum ortaya çıkmadı.

17. Şubat Hareketi Gençliği özgürlük, hürriyet yolunda ve tertemiz şehitlerimiz için bu harekete kalkışmıştır.Türkiye’nin maslahatı Libya halkının maslahatı ile beraber olmaktan geçer. Türkiye halkının bu konudaki maslahatı da Libya’daki bu kalkışmaya/direnişe destek vermektir.

Türkiye Halkı!

Türkiye ve Libya’nın, her ili halkın bağları, 500 yılı aşkındır süregelen tarihi bağlardır.

Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, Libya konusundaki demeçlerinde, 15 milyar dolarlık bir iş hacminin Libya halkı ile olan bu derin,tarihi bağlardan ; bir diktatör ve evlatlarının, onların paralı askerlerinin katlettiği masum Libyalılardan, daha önemli gördüğünü mü isbat etmeye çalışıyor?

Hür Ve Özgür Türkiye Halkı!

17 Şubat Hareketi Gençliği olarak sizden yardım ve desteklerinizi, acımasız diktatör ve avanesine karşı bizimle dayanışma içinde olmanızı talep ediyoruz. Libya’da vukubulan hadiseler, halk ile çocuklarımızı katletmek için üzerimize paralı askerlerini celbeden zâlim Kaddafî ailesi arasındadır. Cereyan eden hadiseler, maalesef Sayın başbakanın belirttiği ülkenin doğu ve batısındaki bir kardeş kavgası değildir.

Büyük Türkiye Halkı!

Bingâzi’deki Türkiye Konsolosu, bizimle ilgili hükümetinize yanlış ve yanıltıcı bilgiler sunmuştur. Bilahare, onu tehdide kalkışan Kaddafi taraftarlarına karşı bizden himaye talep ederek bir gece yarısı Libya’dan kaçmıştır. Biz onu ve yanıltıcı bilgi notlarını istemiyoruz. Bu konuyu, Libya’da bulunan Türklerden soruşturabilirsiniz. Bu takdirde,konsolosun, onlardan herhangi birinin bile korunmasını/güvenliğini temin edemediği anlaşılacaktır.

17 Şubat Hareketi Gençliği , sizden Tüm Türkiye şehirlerinde dayanışma talep etmektedir. Zira, siz bize diğer tüm devletlerden daha yakınsınız.

Yaşasın Hür Libya, Yaşasın Kahraman Türkiye Halkı

17 Şubat Hareketi Gençliği, Bingâzi

Kurtarıcılarından kurtulmaya çalışan ümmet coğrafyası,Tunus ve Mısır’ın ardından Libya, Fas,Cezayir,Bahreyn, Yemen ve Suriye’de tarihi olaylara şahit oluyor.

Mısır ve Tunus’ta yaşadıkları ilk şoku atlatan diktatörler ise Batının tereddütlü tavrından da cesaret alarak, halkı silah zoruyla bastırmak şeklinde bir B planı geliştirmeye çalışıyorlar.

Libya örneğinde görüldüğü üzere meşruiyetini çok uzun zaman önce yitirmiş iktidarın, halkına karşı gözü dönmüş bir vahşet uygulaması diğer bazıları tarafından da örnek alınmış olmalı ki, yemen ve bahreyn’de de benzer şiddet olaylarına şahit olduk.

Tüm bu olaylar esnasında bu köhne iktidarlar ile Batılı devletler arasında nasıl kirli menfaat ilişkileri olduğunu da bir kez daha öğrenmiş olduk.

Ve yine bu menfaat ilişkilerinin “demokrasi ve insan hakları” için hemencecik kesilemeyecek kadar güçlü olduğunu da.

Gaddafi’ye bu kadar pervasızca halkına saldırma cesaretini veren, Suudi ordusunu Bahreyn’e müdahale cüret etmeye kadar götüren şeyin ellerinde tuttukları bu tür menfaat ilişkileri olabileceğini düşünmeden edemiyoruz.

Zira birinci körfez savaşından sonra Saddam’ın nasıl 13 sene iktidarını korumasına izin verildiğini bu arada muhaliflerin uğradıkları katliamlara nasıl göz yumulduğunu ve sonrasındaki amerikan işgalini unutmadık.

Burada batıyı iki yüzlü tavırları dolayısıyla eleştirirken, sözde İslam ülkelerinin düştükleri iradesizliği de göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Evet bu olayın bir cephesi, ancak diğer tarafta ise dinamik ancak büyük oranda örgütsüz ve ideolojisiz bu yüzden de büyük oranda kılavuzsuz halklar var.

Bu noktada şu öz eleştiriyi de yapmalıyız ki, bu dağınıklıkta bölgedeki İslami yapıların da önemli payı var.

Bu geleneksel yapılar, İktidarlar karşısında Hakkı ve Adaleti muhafaza yönünde mücadelelerden çok, mevcut iktidarlara uyum sağlama şeklinde bir gelenek üretmiş ve halka önder olma vasıflarını büyük oranda örselemişlerdir.

İslam toplumu tüm bu yaşananlardan muhakkak önemli dersler çıkarmalıdır.

Kökeni yada iddiası ne olursa olsun “iktidar” denen şeyin bizatihi kendisinin, müstağniliği, kolayca ilahlığa dönüşmesi, Libya halkı kadar Türkiye halkının ve özelde Müslümanların üzerine kafa yormasını gerektirecek bir husustur.

Bizler SAGBP olarak, her şeye rağmen halkların bu onur ve adalet mücadelelerini selamlıyoruz .

Bu yükselen dalgada iktidarların yanında değil halkların yanında yer alıyoruz.Geçtiğimiz haftanın diğer önemli gelişmesi ise Japonyayı vuran deprem ve ardından gelen tsunami faciasıydı.

Sakaryalılar olarak bir afetin ne demek olduğunu en iyi takdir edebileceklerdeniz şüphesiz.

Her afet insana zayıflığını ve geçiciliğini anlatan bir ders aynı zamanda.

İnsanoğlunun elleri ile kurduğu her şeyin nasıl çerçöpe dönüşebileceğini hatırlatan ibret vesikaları.

Bunlar karşısında insanoğlunun yapabileceği bir şey yok.

Ancak felaketin boyutlarının kendi elleri ile daha da büyütmemeleri mümkün.

Nükleer tehdit den bahsediyoruz.

Tüm dünyada nükleer enerjinin yeniden tartışılmaya açıldığı bir dönemde ise, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Rusya ile bir nükleer tesisin anlaşmasını imzaladı.

Gerçekten söyleyecek bir kelime bulamıyoruz.

Hatırlanacağı üzere Çernobil faciasıdan sonra dönemin devlet ricali kamera karşısında çay içerek hiçbir tehlike yok biz kefiliz mesajı vermişlerdi.

Ve Karadeniz şu anda hala Kanser vakalarının çokluğu ile anılıyor.

Ancak bu kez böyle bir ikna çabasına dahi gerek görülmemişe benziyor.

Zira paralı askerlik meselesinde “ben böyle bir işin sorumluluğunu alamam gerekirse referanduma gideriz halk kendi karar verir “diyen Başbakan, tüm halkın hayatını ilgilendiren Akkuyu nükleer santraline imzayı atarken halkın fikrini alma ihtiyacı hissetmiyor.

Bu arada referandum deyince aklımıza 12 eylül ile hesaplaşmak için son referandumda halktan “evet” oyu istenmesi geldi.

Bu hesaplaşmadan ne kast edildiğini ise Mustafa kemalin harp okuluna girişinin yıldönümü vesilesi ile kara harp okulunda yapılan törende anladık.

12 eylül’ün babası Kenan evren genelkurmay başkanının yanında protokolde arz-ı endam etti.

Ve adeta tüm bu “hesaplaşma” yaygarasının sahipleri ile de alay etti.

Laf iç siyasete gelmişken, Başörtülü milletvekili meselesinde takınılan gayri samimi tutumları not aldığımızı ve zamanı geldiğinde muhataplarının suratlarına vuracağımızı da hatırlatmak istiyoruz.

Açıklamamıza son verirken “Halepçe” katliamının ve Amerikalı aktivist Rachel Corie’nin Filistin halkına destek için bulunduğu filistinde İsrail tankları tarafından ezilerek katl edilişinin yıl dönümlerini hatırlatmak ve insanlığın vicdanında derin izler bırakan bu katliamların, yarının kutlu şafağı ile dağılacak karanlığın son perdesi olduğuna ilişkin inancımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Yaşasın Halkların kardeşliği

Yaşasın İslami mücadelemiz.

SAGBP adına Sakarya Dayanışma Derneği

Bir cevap yazın