Bu filmi seyretmiştik

Libya’da, “Biz bu filmi seyretmiştik” dedirten bir senaryo sahnelenmeye başladı…

Irak’ı; 1 milyona yakın kayıp, milyonlarca mülteci ve işkencelerden geçmiş yüz binler pahasına “özgürleştiren” Amerika ön cepheye Fransa’yı sürerek mağripte yeni düzen kurmaya çalışıyor…

Libya’da başlayan bombardıman Kaddafi’yi meşrulaştırmayacağı gibi Kaddafi’nin varlığı da ikiyüzlü güçlerin sahte özgürlük söylemleriyle cilalanmış bombalarını meşrulaştırmaya yetmez…

Irak tecrübesi, Afganistan sancısı, Pakistan yarası hala önümüzde dururken Libya’ya yönelik batılı emeller hakkında iyimser olmamız, insani amaçların dışında hiçbir niyetin olmadığına inanmamız isteniyor.

Yani koca bir dünyanın aptallaşması isteniyor!

Bir ülkenin alt yapısının her anlamda yok edilmesi ve atılan her füzenin maliyetinin gelecek kaç nesle ödetilmesi anlamına gelen özgürlüğü görmeyen liberal söylemle, hava harekâtına “Haçlı ordusu” diyen Rusya’nın silah ticaretinden bîhaber sözde muhaliflerin naifliği de işin cabası.

Türkiye’nin olduğundan çok abartılan gücü, oyun kuruculuğu, prestiji Libya’da çok yönlü testten geçiyor.

Bir yanda üyesi olduğu NATO, yakın ilişkileri olan AB ve stratejik ortağı Amerika diğer tarafta yeniden oyun kurmaya çalıştığı coğrafyada patlayan bombalar…

En büyük sınavı “ahlaken yanlış, siyaseten doğru” formülüne başvurup başvurmayacağı konusunda burada verecek.

NATO müdahalelerine karşı çıkması ama engelleyemediği için belli şartlar öne sürmesi real politik açıdan anlaşılabilir bir durumdur.

Ne var ki sorun, adeta bölgeye nizamat verircesine beklentileri yükseltirken kriz durumlarında ortaya çıkıyor.

Kurulu bölgesel dengeler içinde diplomatik yetenek sergilemeye ayarlı bir dış politikayı fazla abartırsanız açıkta kalabilirsiniz.

Türkiye’nin Libyalı taraflarla iletişimde olması kan akıtılmasını önlemeye yetmedi. Fransa örneğinde sergilenen aç gözlülük Türkiye’nin kurallı oyunculuğunu bir anda kenara itebiliyor.

Şu ana kadar Türkiye muhalefet etmek yerine sistem içinde kalmayı tercih etti.

NATO üyesi olarak Afganistan modelini buraya da uygulaması muhtemel. Yani muharip güç olarak katılmayacak ama operasyona da muhalefet etmeyecek.

Libya’da bundan sonra ne olacak sorusunun cevabını vermek için çok erken olsa da büyük resmi görmeden olanları açıklamak da mümkün değil.

Önümüzdeki dönem küresel rekabetin ana üssünün Afrika olacağı çok açık. Çin’in bölgedeki hesapları, enerji ihtiyacı ve yatırımları göz önüne alındığında bu kıtada yaşanan askeri ve siyasi hareketlilik çatışmanın öncü sarsıntılarıdır.

Sudan’dan Mağrib’e uzanan gelişmeleri biraz da bu açıdan değerlendirmekte yarar var…

Bir yanda Kaddafi diğer tarafta ikiye bölünmüş Libya ve desteğe muhtaç direnişçiler. Irak işgalinde benzer bir durum yaşandıktan sonra gerçekleşen insanlık faciası göz önünde dururken iyimser olmak mümkün değil.

Saddam’ın heykelinin indirilişini alkışlayan “liberal müdahalecilik” için de, Kosova’dan başlayıp Irak, Afganistan’la devam eden Amerikan kalıcı üslerini binlerce insanın kanı pahasına inşa eden bir düzenle yüzleşeceği bir fırsat, Libya müdahalesi.

Türk dış politikası asıl şimdi en zor sınavından geçiyor.

Akif Emre, Yeni Şafak

Bir cevap yazın