289. hafta: Hükümet Libya’da tutarlı davranmalı

Dünyada önemli olaylar olup, halklar ve rejimler büyük değişimler yaşarken, maalesef ülkemizde henüz beklenen hak ve özgürlüklerin önü tam olarak açılmamıştır. Darbe ve vesayet sistemlerinin etkisi hala devam etmekte olup, darbe anayasaları mağdurları hala haklarını elde edememişlerdir. YAŞ kararı ile ordudan atılan, başörtüsü sebebiyle okullara alınmayan, gayr-i hukuki yorumlarla işlerine son verilen insanımız hala mağduriyetlerini yaşarken, tüm bunlara sebep olan 28 Şubat darbecileri ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşmaktadır. Evet, 28 Şubat’ta milletin iradesi gasp edilmiştir. Yürütülen tanklarla, yapılan balans ayarlarıyla, kurulan Batı Çalışma Gurubu’yla, Genel Kurmay’da yapılan İrtica Brifingleriyle, yayınlanan andıç ve genelgelerle birçok hukuksuzluklar işlenmiş, inanç ve düşüncesi sebebiyle birçok insan ideolojik ayırımlar yapılarak fişlenmiştir. Başta Ordu’dan atılan subaylar ve başörtüsü sebebiyle okuldan uzaklaştırılan öğrenciler ve görevine son verilen kamu görevlisi hanımlar olmak üzere toplumun pek çok kesimi mağdur edilmiştir.

28 Şubat’ın 14. yıl dönümünde, bir daha böyle bir şeye cüret etme niyetinde olanlara da caydırıcılık getirecek şekilde, bu haksızlık ve hukuk gaspına sebebiyet verenler derhal cezalandırılmalı, mağdurlara tazminat ödenip kendilerinden özür dilenmelidir.

Diğer yandan, sivil Anayasa konusunun tekrar gündeme getirildiği şu günlerde, mutlaka toplumun her kesimini rahatlatacak radikal düzenlemelere gidilmelidir. Düşünce, inanç ve özgürlükleri ile özellikle başörtülü bayanların mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde eğitim ve çalışma haklarının önündeki engeller kaldırılmalı, bu haklar, anayasal güvence altına alınmalıdır. Bu konular, yine seçim malzemesi ve yatırımı olarak kullanılmamalıdır.

BM Güvenlik Konseyi’nin, Libya’yı “uçuşa yasak bölge ilan etmesi” ve “sivillerin korunması için, gereken önlemlerin alınması”’ kararını vermesinden sonra, Kuzey Afrika’da yeni bir dönem başlamıştır. Şafak yolculuğu adı verilen operasyona katılan ABD, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada gibi ülkelerin, Libya’nın farklı noktalarına saldırılar düzenledikleri malûmdur. Amerikan ve İngiliz savaş gemileri ile denizaltıları, başkent Trablus ve Mirasta çevresindeki 20 hava savunma sistemini Tomahawk füzeleriyle vurmuştur. Fransız savaş uçakları; önce muhaliflerin merkezi olan Bingazi’yi koruma altına almış, daha sonra Trablus, Misrata, Zuvere ve Sirte kentlerine de bomba yağdırmıştır. Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin ‘Haçlı Seferi’ olarak nitelendirdiği, Rusya başbakanı Putin’in Libya’ ya bomba yağdıran Batı koalisyonu için; “orta doğudaki Haçlılar gibisiniz. Libya’da demokrasinin olmaması müdahaleyi gerektirmez” diyerek, Kaddafi lehine destek verdiği bu operasyon, derhal durdurulmalıdır. Başta Türkiye olmak üzere, İslam Konferansı Örgütü, Arap Birliği toplanarak aktif çözümler üretmeli Birleşmiş Milletleri ve oradan çıkan kararı bahane ederek sivil katliamına girişen ABD ve müttefikleri boykot edilmelidir.

Askeri harekâttan kısa bir süre önce, “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen ve Libya’ya askeri müdahale yapılmasına karşı çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı karşısında sessiz kalmış, tezkere çıkmadan 3 gemiyi göndermiştir. Hükümet, bu konuda daha kararlı ve tutarlı davranışlar sergilemelidir.

Elbette ki, Libya’daki halk ayaklanmasının başladığı günlerde acımasızca halkın üzerine kurşun yağdıran, “Batı destek vermezse, Akdeniz’in İslâmcı militanların eline geçeceğini”,beyan eden, böylece, adeta “Ben Libya’da Batı’nın menfaatlerinin bekçisiyim diyen, sonra da Şafak Yürüyüşü adı altında Batılı dostlarının(!) saldırısına uğradığında da, aynı halkı; “Haçlı saldırısına uğradık” deyip Cihada davet eden Kaddafi’yi de asla desteklemiyoruz.

Diğer yandan bu operasyon Batı’nın, Libya’ya karşı başlattığı askeri saldırı, aslında, dünya sisteminde iki yüzlülüğün ulaştığı boyutu göstermesi açısından da önemlidir. Bingazi’ deki “masum sivilleri korumak” için silaha davrananların, İsrail ablukası altındaki Gazze de yaşayan beşyüz bin masum sivil insan için kıllarını bile kıpırdatmadıkları malûmdur. İsrail, sadece 2009 yılında gerçekleştirdiği Gazze Saldırısı’nda binlerce masum sivili(kadın, çocuk, ihtiyar demeden) öldürmüştür. Daha önce yaşanan ‘Cenin Katliamını’ da unutmamak gerekir. Madem Şafak Yürüyüşü adı verilen operasyon hedefi sivillerin korunmasıdır, o zaman, Gazze’de yaşayanlar, böyle bir operasyonla İsrail’in elinden kurtarılamaz mıydı? Yoksa bu dünyada katliam yapma hakkı ABD ve müttefiklerine mahsus olan bir hak mıdır?

Dünyada yaşanan hadiseleri tahlil eden ve biraz tarih okuyan selim akıl sahibi insanlar; batılı emperyalistler için, ne Libya’da akan kanın, ne de insan hakları ihlalleri gibi unsurların önemli olmadığını bilirler. Kaldı ki Yemen’ de Cuma namazından çıkan masum sivillerin kurşuna dizilmesini ve Bahreyn’de yaşanan sivil katliamları keyifle seyreden ABD ve müttefikleri, daha işin başında sınıfta kalmışlardır. Ancak itiraf edelim ki, ABD ve müttefikleri, BM Güvenlik Konseyi’ni teslim almışlardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını silah gibi kullanan ABD ve müttefikleri; önce uydurma bir referandumla Sudan’ı ikiye bölmüş, daha sonra Libya’da iki ayrı Başkentin (Bingazi- Trablus) ortaya çıkmasını sağlamıştır. Büyük Şeytan’ın, yeryüzünde fitne ve fesadın yayılması için elinden gelen gayreti sarf ettiği görülmektedir.

Basın açıklamamızı, Amerika ve müttefiklerinin Libya halkı üzerideki sivil katliamlarını platformumuz adına tel’in eder, bir sonraki basın açıklamamızda buluşmak ümidiyle, katılımlarınız için teşekkürlerimizi sunarız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu adına

Vahdet Vakfı Adapazarı Temsilciliği

Derda Şanalmış

Bir cevap yazın