Ankara 269. hafta: AÜ’de yasaklar namaz ve başörtüsüyle devam ediyor

Malumunuz olduğu üzere yarın YGS var. Her sene olduğu gibi bu senede birçok aday üniversiteye giriş için sınavda ter dökecek. Başörtülü kızlarımız ise sınav merkezlerinin kapısından itbaren ter dökmeye başlayacak. Gerçi onlar daha sınava başvurdukları andan başörtülü sınava giriş konusunda sıkıntı yaşayıp yaşamayacaklarına dair artı bir stresle bu maratona başladılar. Umuyoruz ki yarın sınav sorumluları işgüzarlık yaparak başörtülü öğrencilerin eğitimlerine devam etme hakkına müdahale etmezler.

Ankara Üniversitesinin tüm yerleşkelerinde olduğu gibi Gölbaşı Kampüsündede mescid olmadığı için gençler namazlarını kampus bahçesinde kılmak zorunda kalıyorlar. Bu durum karşısında Okul yönetimi öğrencilerin ibadetlerini rahatça yapabilecekleri uygun bir alan oluşturmak yerine, özel güvenlik görevlileri vasıtası ile her zamanki işgüzar tavırlarını sergileyip; bu şekilde namaz kılmanın yasak olduğu gerekçesi gösterilerek öğrencilerin ibadetlerini fiziki müdahale ile engelleme yolunu tercih ediyor. Anayasanın 24. maddesinde güvence altına alınan Din ve Vicdan hürriyeti maalesef kişilerin keyfi insiyatifi ile sınırlandırılmaktadır. İnanç Özgürlüğü Platformu olarak yapmış olduğumuz görüşmede kampus yöneticileri bu konudaki sorumluluğu YÖK’e atarak; YÖK başkanlığının kendilerine göndereceği okullarda ibadet alanları oluşturulması yönünde bir genelge ile bu konuda çalışma yapabileceklerini belirtmektedirler. Bizler bireylerin özgürlüklerin; yönetmeliklere, genelgelere yada kanunlara dayanarak sınırlandırılan yada serbest bırakılan bir ülke istemiyoruz. Doğuştan gelen haklar, kişilerin siyasi çekişmeleri yada dünya görüşleri ile baskı altına alınamaz ve şekillendirilemez.

Diğer yandan öğrencilere ücretsiz sağlık hizmetleri sunan Ankara Üniversitesine bağlı Mediko sosyal ve sağlık tesislerinde geçtiğimiz günlerde başörtülü olduğu gerekçesi ile bir öğrenci tedavi edilmedi. Bu uygulama başörtülülere yaşam hakkı bile vermeyen bir zihniyetin tezahürüdür. Olay bizlere Medine Bircan olayını hatırlatmaktadır. Sağlık alanında böyle bir ayrımcılığın varacağı en acı sonuç Medine Bircan olayında yaşanmış, 71 yaşındaki yaşlı kadın evrakındaki başörtülü fotoğrafı nedeniyle tedavisi geciktirildiği için hayatını kaybetmişti. Bu tarz uygulamaların varacağı sonucun hesabını vermeye sorumluların, uygulamanın mimarlarının ve bu duruma göz yumanların gücü yetmeyecektir. Bizlerin sadece eğitim alanında değil her alanda inanca ve başörtüsüne özgürlük talebimizin haklı gerekçeleri, yaşanan bu somut olaylara dayanmaktadır.

YÖK’ün genelgelerine rağmen Ankara Üniversitesine bağlı tüm birimlerde inanca ve inançlılara dair yapılan baskılar bizlere üniversite yönetiminde bulunan kişilerin dine ve toplumsal geleneklere düşman bir bakış açısı ile baktıkları izlenimi vermektedir.

Seçim yaklaştıkça partilerin aday adayı başvuruları gündemi meşgul ediyor. Başörtülü aday meselesi ciddi bir yer tutuyor kamuoyunda.  CHP’li Gürsel Tekin yaptığı açıklamada başörtülü aday göstermeyeceklerini ancak diğer partilerden seçilen adaylar olursa Merve Kavakçı’ya yapılan muamelenin yapılmayacağını ifade etti. Umuyoruz ki en azından bu sözlerinin arkasında durabilirler. Bu arada çeşitli illerden, farklı partilerden başörtülü aday adayı başvurularının olduğu haberlerini alıyoruz.

“Başörtülü aday gösterileceğini mi sanıyorsun?”

AKP İstanbul 3. bölge aday adayı olan yürüme engelli Filiz Öcal, engelli olduğunu duyunca teşkilatın aday olmasından çok memnun olduğunu, ancak temayül yoklaması günü teşkilata gittiğinde başörtülü olduğunu görünce hayal kırıklığı yaşadıklarını beyan ediyor. Teşkilatta birçok kişinin yanına gelip “ sen başörtülü aday gösterileceğini mi sanıyorsun” dediklerini ifade ediyor. Kadına pozitif ayrımcılık yaparak aday adaylığı için gereken ücreti erkeklerin ödeyeceği meblağın yarısına indiren AKP başörtülü adaylara örtülerinden dolayı bir ayrımcılık yoluna giderse şüphesiz yasakçılardan bir farkı kalmayacaktır. Teşkilatta Filiz Öcal’a söylenenlerin birkaç kişinin şahsi görüşü olmaktan ziyade partinin genel tutumu olmamasını ümit ediyoruz.

Her alanda inanç özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması bu örneklerde de görüldüğü gibi zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu yönde atılacak adımlar özgürlük, eşitlik, kadına pozitif ayrımcılık gibi söylemlerin havada(!) uçuştuğu şu dönemde bu söylemlerin samimiyet testi mesabesinde olacaktır.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

İHH ANKARA YÖNETİM KURULU ÜYESİ SERKAN CODAL

Bir cevap yazın