İtaatsiz siyaset ve toplumsal muhalefet

Siyasetin amacı toplumsal fayda ise, değerlere dayalı bir muhalefet dili de kaçınılmaz olur. Bu değerlerin kendisi siyasette bir veri tabanı oluşturabilecek potansiyele fazlası ile sahiptir. İster inançsal, kültürel kimlikler ekseninden, ister ezilen, sömürülen halkın yanında durmaktan, isterse daha evrensel insan hakları, onuru ve özgürlük felsefesinden yola çıkın sonuçta yürüteceğiniz siyasetin temeli itaatsizlik üzerine kurulmalıdır.

Toplumsal değerlere yönelik tehdit, ister eski iktidar sahiplerinden kaynaklansın isterse onların yerini ele geçiren yeni iktidar aktörlerinden. Siyasetin temel ilkelerinde büyük bir değişme söz konusu olmamalıdır. Devlet ile toplumsal gerçeklik ve beklentiler arasındaki çelişkiler devam ediyor ve iktidar gücü, toplumun her hangi bir kesiminin aleyhine eşitsizce kullanılmaya devam ediyorsa, o ülkede itaate dayalı siyaset yapmak, hem topluma hem onun değerlerine ihaneti doğurur.

Tek partili dönemde doğrudan, çok partili dönemde ise dolaylı olarak siyasetin sınırlarını çizen devlettir. Toplumun zaman zaman devlet içindeki gerilimleri fırsat bilerek nefes alma imkanı yakalaması, yapısal bir değişim olarak tanımlanamaz. Toplumun bir kesiminin kısmen özgürlükleri yaşamasına göz yumarak onun muhalefet etme potansiyelini kırma, hatta diğer kesimler üzerinde hegemonya kurmasını kolaylaştırma planı bir yönetme tarzı olarak devam etmektedir.

Siyasetin amacı devlet gücünü ele geçirmek, iktidar imkânlarını kendi yandaşları lehine kullanmanın araçlarını geliştirmek değil, bu yönetim tarzını toptan dönüştürmek olmalıdır.

Toplumsal muhalefet dinamiklerini iktidar çarklarının kokuşmuşluğu içine çeken her politik çaba, geri dönüşü olmayan yozlaşmanın da kapısını aralamış olur. Cemaatlerin, örgütlü grupların toplumsal hayat ve siyasette üstlenmesi gereken işlevi bu çerçevede ele almak gerekir. Risale-i Nur külliyatının müellifinin uzak durmayı telkin ettiği siyaset, büyük mezhep imamlarının günahına ortak olmamak için işkence ve ölümü göze alarak görev almaktan kaçındıkları iktidar tam bu noktada ele alınmalıdır.

Türkiye’de gün geçtikçe küçülen partiler, toplumsal muhalefeti kuşatan bir siyaset tarzı ve dili geliştiremedikleri için bu pozisyona çekilmek zorunda kalmışlardır. Siyasetin, toplumsal muhalefet dinamiklerini koruduğu, onların mücadelesini kolaylaştırdığı ölçüde, özellikle ezilen toplum nezdinde saygınlığından söz edilebilir.

Altı çizilmesi gereken son nokta, diyalog, müzakere gibi kavramların bir itaat psikolojisi içinde ele alınmasıdır. Oysa bu kavramlar, tam tersine itaatsizliğin egemen otorite tarafından kabullenilmesinin ortaya çıkarttığı uzlaşma arayışlarıdır. Bu durum, siyasetin bitmek bilmeyen bir kavgacı tarzla yapılmasının da risklerini dikkate almayı gerektirir. Radikal demokrasi mücadelesinin, marjinal zemine çekilmesine asla fırsat vermemek gerekir. Bunun yolu, devlet ve iktidar sahipleri ile mücadele ederken, farklı toplum kesimleri ile talepler üzerinden birlikte yaşama iradesini geliştirmekten geçer.

Anayasal değişime dayalı demokrasi mücadelesi, bu nedenlerle önümüzdeki dönemin temel belirleyeni olacaktır. Bazıları açısından sistem içi görülerek hafife alınan, bazılarının arkası gelmeyecek süslü laflar olarak gördükleri demokratik anayasa konusu, yeni dönem siyasetinin kırılma noktasını oluşturacaktır.

Manevra kabiliyetini gösterme açısından, TÜSİAD üzerinden gelişen hamle önemlidir. Bürokrasi, tarihin hiçbir döneminde sermaye kadar hareket kabiliyetine sahip olmamıştır. Sermayenin çıkarlarını, daha uzun döneme dayalı istikrarı, kırılma ve yeni dengelerin oluşumunda görmeyi yadırgamamak gerekir. Afrika ve Körfez ülkelerinde yaşanan süreci okumakta zorlanan Türkiye siyaseti, demokratik anayasa talebini de kolayca yönlendirebileceğini sanarak hamle yapmaktadır.

Oysa Karadeniz köylerinde direnmekten başka çaresi kalmayanlar, su hakkının güvence altına alınmasından başka bir pozisyona razı olamayacaklardır. Vicdani ret hakkının eninde sonunda tanınacağını bilen gençler, bu yolda bedel ödemeyi göze aldıklarını gayet itaatsiz biçimde sergilemektedirler. Alevilerin taleplerinin birkaç kişiyi parlamentoya taşımakla karşılanamayacağını on binlerce insan çok net biçimde sokaklarda dile getirmiştir.

Toplumsal dinamiklerin sadece tartışma yetkisine sahip olduğunu, karar verme hakkınınsa iktidarda olduğunu sananlar, anayasanın ne hazırlık sürecini demokratik katılıma uygun işletebilirler, ne de tabusuz içeriğe sahip bir sözleşmeye cesaret edebilirler.

Demokratik Anayasa Hareketi Girişimi’nin 23-24 Nisan tarihlerinde Ankara’da düzenleyeceği kurultay, toplumsal muhalefetle itaatsiz siyaset kanallarını genişletmenin yöntemlerini tartışacak.

 AYHAN BİLGEN, EMEK DÜNYASI

Bir cevap yazın