Ali Bulaç’ın “Başörtülü Aday” yazısına tepkiler sürüyor

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, Buluşan Kadınlar tarafından örgütlenen ve “Başörtülü Milletvekili İstiyoruz İnisiyatifi”adıyla kamuoyuna “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyasını suçlayıcı ifadelerle yargılayınca tepki çekti.

Bulaç, “Başörtülü aday” yazısında başörtüsü mücadelesinden soğuduklarını iddia ettiği kesimler adına şu nedenleri sıraladı:

“İlki, başörtüsü mağdurları olarak öne çıkan “bazı bayanlar”, bunu bir ticaret ve statü aracı haline getirdiler, adeta başörtüsü mağduriyetini birtakım yerlere gelmenin, mesela yerel ve merkezî iktidardan iş koparmanın, çeşitli kurum ve kuruluşlarda mevki kapmanın vasıtası olarak kullandılar, bu alanda hayli de mesafe aldılar.

İkincisi, zaman içinde bu dinî vecibeyi savunmak her inanmış erkek ve kadın üzerinde bir görev iken, yine aynı sözcüler ve onların ‘başkaları’yla bir araya geldikleri kişiler, resmî, yarı resmî veya tamamen sivil oluşum ve platformlar, başörtüsünü dinî muhtevasından kopardılar, içini boşalttılar, feminizmden mülhem basit kadın hakları seviyesine, kişisel tercih ve bireysel özgürlüklere indirgediler; başörtüsü üzerinden ‘birbirlerinin velisi’ olan erkeklerle kadınların arasına cinsiyetçilikte, yani kadın ırkçılığında ifadesini bulan ayrışmalara, kutuplaşma ve rekabetlere dönüştürdüler.”

Ali Bulaç, yazısının devamında ithamlarını iyice ilerleterek ama kimi kast ettiğini de yazacak cesareti göstermeyerek kampanyayı düzenleyenlerden bazılarını “İslamî çevreleri ve İslamî hareketleri içeriden çökertmek” göreviyle “beşinci kol faaliyeti yürüten”, “beyaz casus” şeklinde tanımladı.

Ali Bulaç, yazısının devamında ise bu kampanyayı AK Parti’ye karşı bir tuzak olarak algıladığını gösterdi ve şunları yazdı: “Daha birkaç sene önce başörtüsü konusu neredeyse AK Parti’yi kapattırıyordu. Para cezasıyla kurtuldu. Bana öyle geliyor ki ‘iyi saatte olsunlar’ bu sefer iyi niyetli bayanlar üzerinden AK Parti’ye yeni bir tuzak kuruyorlar. Ne değişti ki, AK Parti yeni bir kapatma davasıyla karşı karşıya gelmesin! Bana sorarsanız bu seçimde de başörtülü milletvekili olmayıversin, seçimden sonra yeni ve sivil bir anayasa çıksın, herkesle beraber başörtülüler de rahatlasın.”

İSLAMCI AYDIN ORYANTALİZMİ

Nihal Bengisu Karaca, Habertürk’teki yazısında Ali Bulaç’a “Bir mail grubuna mensup olmaktan başka hiçbir araca sahip olamayan ve tamamen “spontane” olarak gelişmiş bir kampanyanın “iyi saatte olsunlar” dediği bir çıkar grubunun maşası olduğunu iddia etmiş. Kullandığı “soğuk savaş” dili, bazılarımızın beşinci kol faaliyeti gösteren “beyaz casus” olarak suçlanmasına, başörtüsünü ticari amaçla kullandığımızı iddia etmesine kadar gitmiş… Buzdan kılıcını çekmiş, düşmanına hamle etmiş adeta… Gerçekten yazık. Kim derdi ki, dindar insanların bir-iki nesline önemli katkılar yapmış, onları seküler, üsttenci ve sömürgeleştirici mantığın içimize sokmaya çalıştığı aşağılık kompleksine karşı uyarmış biri, içinden çıktığı kesimin kadınlarına aynı aşağılık kompleksinin içinden bakacak?” şeklinde tepki gösterdi.

Karaca, yazısının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken dindar kadınlar sizin de yıllarca yaptığınız gibi, bazı ticari faaliyetler içine girmişlerse ya da meslek sahibi olmuşlarsa bunu mutlaka “başörtüsü mağduriyetlerini kullanarak” yapmışlardır, öyle mi?

Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken başörtülü kadınlar, sizin de yıllarca yaptığınız gibi düşünce kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle yani kamusal hayatla temas eder, sorunları birlikte tartışır hale gelmişlerse, bu olsa olsa “casusluk” ya da “statü kazanma ihtirası” ile açıklanabilir, öyle mi?

Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken başörtülü kadınlar “Başörtüsü İslam’ın beş şartı içinde yok” diyenleri eleştirdiği zaman bu Kuran’ın bir emrini hatırlatmak değil, “cemaati ve mahalleyi küçümsemek (!)” olmak olur, öyle mi!

Öyle ya, “mahalle eleştirilecekse”, bu “eleştirme hakkı” olsa olsa, sizlerin hakkı olabilir. Biz başörtülü kadınların tek bir hakkı vardır: Sizi ve sizlerin temsil ettiği gücü ve iktidarı övme ve ona hizmetçi olma, hazır kıta olma hakkı!

Kadın ve erkek, mutfak ve banyo, bütün üç oda bir salon evler, bu hakikati böyle bilsin! Öyle mi?

Buna içine Mahmut Esat Bozkurt kaçmış oryantalizm denir.”

ANLAŞILMAZ BİR ÇARPITMA VAR

Ali Bulaç’ı eleştiren bir diğer isim de akademisyen Yüksel Taşkın’dan geldi. Taşkın şöyle yazdı:

“Anlaşılan Bulaç, “Başörtülü aday yoksa oy da yok!” girişiminden fazlasıyla rahatsız olmuş. Bulaç’ın eleştirisi çok tanıdık: “ Başörtüsü mağdurları olarak öne çıkan “bazı bayanlar”, bunu bir ticaret ve statü aracı haline getirdiler, adeta başörtüsü mağduriyetini birtakım yerlere gelmenin, mesela yerel ve merkezî iktidardan iş koparmanın, çeşitli kurum ve kuruluşlarda mevki kapmanın vasıtası olarak kullandılar, bu alanda hayli de mesafe aldılar.”

Bulaç, başörtüsü gibi mağduriyetlerin temsiliyle iktidar olan Muhafazakar Erkekleri anlatıyor aslında. Yaptığı, çok tipik bir yansıtma mekanizmasını kullanmak. AKP’nin kendi zengin sınıfını yaratma ve kadrolaşma süreçlerinden sanki bu şöhret sevdalısı başörtülü kadınlar istifade etmişler gibi anlaşılmaz bir çarpıtma var burada…

Bu yazıda Muhafazakar erkeklerin yaptıkları veya yapmış olabilecekleri kimi hatalara dair en ufak bir gönderme yok. Bulaç, başkalarının vesayetine muhtaç olmayan bu başörtülülere fena halde kıl kaptığı için, başka yazılarında görülebilen çok boyutlu düşünme eğilimi birden bire yok oluyor ve tipik bir Amerikan Cumhuriyetçi Muhafazakarının sözcükleri dökülüyor kaleminden.”

Yazının en trajikomik yönleri, Bulaç’ın bu “bayanları” AKP’ye karşı yapılan bir komploya alet olmamaları yönünde uyardığı ve “Biraz daha sabredin canım, ne olur!” diye telkinde bulunduğu, “görmüş geçirmiş abi” tavırlarında ortaya çıktı…”

Bir cevap yazın