Başörtülü kadınlar bin yıl sussun mu?

Geçen yıl Kosova`da Anayasaları dini inanç ve eğitim hakkı konusunda bir ayrım yapmadığı halde 16 yaşındaki Arlinda Zeka adlı bir kız öğrenci Ferizaj`daki okulundan başörtüsü sebebiyle uzaklaştırılmıştı.

Binlerce Kosovalı başkent Priştine’de durumu protesto etmişti. Kosova’nın ağırlıklı olarak Müslüman olduğunu belirten protestocular hükümet aleyhine sloganlar atarak yasağın bir an evvel kaldırılmasını isterken taşıdıkları bir pankart çok anlamlıydı. “Başın örtülmesi değil, aklın örtülmesi yasak!”

Daha önce çalışmalarından bahsettiğim Buluşankadınlar gurubunun geçtiğimiz Pazartesi yaptığı basın açıklamasında slogan “başörtülü vekil yoksa oy da yok” idi. Bu noktaya gelinmesinin nedeni tam da aklı örten perdenin kaldırılması için yüksek sesle uyarıda bulunmanın zamanının artık neredeyse geçmekte olduğu gerçeğiydi. Basında bu çabanın daha çok Ak Partiye yönelik bir mücadele olarak gösterilmesi hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak’ın açık yüreklilikle dile getirdiği endişeleri elbette içimizin bir yerinde sızı olarak taşıyarak geldik açıklamanın yapılacağı Taksim Hill otele. Ak Parti zaten “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” karara bağlanmış, kapanmanın sınırından dönmüş bir parti. Özlem’in deyişiyle insanlar örtülü vekil talep ederken tedirginlik içindeyse, bu birçok insanın bu yönde hayal kurmasını bile engelleyecek düzeyde bir endişeyse, bu ülkede vesayet rejimi de, 28 Şubat ta hâlâ sürüyor demektir.

Açıkçası yasaklar kısmen aşındı, zihinlerde çok önemli değişiklikler oldu, akılları örten kalın perde epeyce aralandı. Fakat bu ayrımcılıktan geri dönülmesi gerektiğine dair oluşan kanaat öylesine bulanık öylesine berraklıktan uzak ki bu sefer de serbestinin olası sonuçlarını hesaplayarak her kesimden karalar bağlayan insanlar var.

Öte yandan İstanbul içinde ya da başka şehirlerde katıldığımız toplantılarda enerji dolu “bir şeyler yapmak” isteyen, okuyan, üreten, ülke ve dünya meselelerini tartışan yüzlerce kadınla karşılaşmak alışageldiğimiz bir durum.

Başörtülü vekil kampanyası kadınları durduran ve ülkenin bu büyük enerjiden yararlanmasını engelleyen zincirlerin artık kırılması için. Meselenin ne olduğunu herkes çok iyi biliyor. Ortada artık tahammül edilemez, utanç duymadan taşınamaz, pişkince sürdürülemez, bir kuşağa daha aktarılamaz derin ayrımcılık yarası varken, bu akıl almaz eşitsizlik ve adaletsizlik ne zaman konuşulmaya çalışılsa “zamanı değil” söylemi giriyor devreye. Bir de binbir çeşit kelime oyunu.

Bu ülkede herkes milyonlarca kadının seçilme ve temsil etme hakkının elinden alındığının pekâlâ farkında. Fakat isteniyor ki artık bu durum sineye çekilsin, başörtülü kadınlar bunca değersizleştirmeye, itibarsızlaştırmaya baş eğsin, taleplerinden sonsuza kadar vazgeçerek çevreye rahatsızlık vermeden, fiziki varlıklarına kastedilmediğine şükrederek yaşayıp gitsinler.

Bu böyle mertçe dillendirilemediğinden laf uzayıp gidiyor. “Peki ehliyetli kadınlar var mı ki, bu kampanya başı açık kadınların vekil olmasına karşı olduğunuzu mu gösteriyor, mesajınız daha çok kime yönelik”…

O masanın etrafına oturmuş olan kadınların başörtülü olmayanları başörtüsü karşıtı olarak görmediğini, başörtülü olmayanlar başörtülü kadınları temsil edemez diye bir düşünceleri asla olamayacağını, amacın başörtülü olmaz diyenlerle iddialaşmaya restleşmeye indirgenemeyeceğini herkes gayet iyi biliyor. Kadınları erkekler erkekleri kadınlar elbette temsil edebilir zaten ediyor. Peki sorun ne. Hâlâ bu mezalimi görmezden gelmek, gidebildiği kadar ötelemek, sürdürmeye çalışmak.

Artık başörtülü kadınlara yakından bakmanın, onların üretkenliğini, eserlerini, meziyetlerini, emeklerini, uzmanlıklarını, annelikle birlikte yürüttükleri çalışmaları dünyaya kattıkları değeri konuşmanın zamanı geldi. Yasakların gölgesi, kara tülleri kalktığında parıldayan insanlar ayan beyan çıkacak karşımıza.

2 Mayıs 1999’da Merve Kavakçı’nın haddinin bildirilmesinin üzerinden 12 yıl geçti. O gün onu meclisten çıkaranlar milyonlarca kadını aşağılamış oldukları için pişmanlık içindedir, bunu telafi etmek için fırsat kolluyorlardır diye düşünüyoruz açıkçası. Bu yüksek sesli kampanya bütün partileri yüreklendirmek için. Eğitim, çalışma, seçilme hakları ellerinden alınmış, kamusal alan ilan edilerek hastane ve mahkemelerden bile atılmış kadınların haklarının iadesi için güzel bir başlangıç olsun diye.

Yıldız Ramazanoğlu, Özgün Duruş

Bir cevap yazın