Başörtülü vekil istesek de mi kınansak, istemesek de mi kınansak?

“Mağdur ama Suçlu/ Muhalif ama Yetersiz” Bu, yıllar önce başörtüsü yasaklarının zirve yaptığı bir dönemde başörtülü kadınları işaret etmek için arkadaşım Hilal Kaplan ile birlikte hazırladığımız sunumun başlığıydı. O yıllardan bu güne gelene kadar başörtüsü yasağını hedefe alan pek çok kampanya ve etkinliğin bizzat organizasyonuna katılarak destekçisi oldum. Tüm bu süreçte hep bu başlığın altının çizildiğine şahit oldum, halen de şahit olmaya devam ediyorum.

Ve işte imzamı attığım son kampanya: “Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok!” Kampanyanın sloganı bu. Yine başörtülü kadının pek çok mağduriyetlerinden birini ve belki de en sembolik olanını kırmak için bir grup kadın arkadaşımla birlikte yola çıktık.

Yine suçlu mağdurlar, yetersiz muhalifler sınıfına dahil edilmekten kurtulamadık. Sözcüsü olduğum kampanya süreci başlatanlardan biri olarak, duyuru sürecinde karşılaştığım belli başlı itiraz noktalarına değinmek ve kendi adıma bu itirazlara bir açıklama mahiyetinde cevap vermek istiyorum.

“Biraz Daha Bekleyin!”

Kampanya metnimiz 28 Şubat askeri darbe sürecine dahil olan günlerde Merve Kavakçı’nın seçilerek Meclis’e gelip yemin etmeye çalıştığı ve zorbalıkla engellendiği 2 Mayıs 1999 günü ile başlıyor. Bununla başlaması tesadüf değil. O günün görüntüleri bu toplumun ortak hafızasına kazınmış durumda. Ne zaman başörtüsü ile seçim kelimeleri yan yana gelse o günü hatırlıyoruz. O günü hatırlamak başörtülü kadınları daha da bir suskunluğa itiyor. Çünkü o görüntüler başörtülü kadınlara yaşadıkları hak ihlalleri tüm toplumun gözü önünde gerçekleşse bile ne yargının, ne siyasetin ve ne de toplumsal tepkilerin bu ayıba engel olmayacağını hatırlatıyor.

Suskunluğun beslediği adaletsizliğin vardığı noktada bugün başörtülü kadınlar oy sandıkları başında gözetmen dahi olamıyorlar. Kendilerinin de hayatlarını doğrudan etkileyecek seçimlere sadece o paravanın ardında oy mührü basarak katılıp, sonra da ortadan yok olmaları, sessiz kalmaları, beklemeleri vaaz ediliyor. Bu kampanyanın gerçekleşmesi için uğraş vermemin nedenlerinden biri artık bu suskunluğu kırarak hak adına yeter demektir.

Bu kampanyaya imza veren ve sözcülüğünü yapan kadınların adlarına bir bakın. Bu kadınlar bu ülkedeki pek çok kronik sorunu öncelikli sorun olarak benimseyip çözüme ulaşması için mücadele vermiş kadınlardır. Ancak kendi haklarından yıllarca feragat edip başka hayırlara vesile olması için başörtüsünü öncelikli pazarlık unsuru yapmamış olan bu kadınların karar mekanizmalarında söz sahibi olmayı teklif dahi etmeleri engelleniyor.

Kampanya metninde de belirtildiği üzere madem Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan 28 Şubat süreci bitti diyor, öyleyse başörtülü kadınların da susup beklemelerine gerek kalmamıştır. 28 Şubat sürecinin ambargo koyduğu haklarımızı almanın günü gelmiştir.

28 Şubat sürecinin bittiği tartışmaları bir yana, bugün artık başörtüsü yasaklarının kalkması gerektiği geniş kesimler tarafından kabul edilmekte ve dillendirilmektedir. Yani Başbakanımızın bu konu her konuşulduğunda telafuz ettiği “toplumsal mutabakat” açıkça görülmektedir (Bkz. CHPli Gürsel Tekin: “Başörtülü vekil konusunda biz zorluk çıkarmayız; KADER seçim kampanyası; TÜSİAD Anayasa Taslağı Raporu). Bu nedenle artık “bekleyin” diyen hiçbir siyasi grup ya da partiyi samimi bulmayacağımızı ilan ettik.

Ayrıca hala iktidar sahibi kesim tarafından gelen “bekleyin, daha zamanı değil” öğütleri biz başörtülü kadınlara “oy ver başka ihsan istemez” sözünü çağrıştırıyor.

“Eğitim ve Çalışma Hakkı Engellenirken, Bırakın Siyasal Temsili”

Biraz üstenci bu yaklaşımın çeşitli versiyonlarında ise kampanya yürütücülerinin “koltuk beklentisi” içinde olduğu, kampanyanın da başörtüsü yasaklarını koltuk yolunda araç olarak kullanan kadınlar tarafından örgütlendiği gibi yorumlar bulunmaktadır.

İlk olarak şunu söylemek gerekir ki meydanlardan “başörtüsünü ben çözerim” diyen lider bile bu eleştiriyi almazken, bizlerin o liderlerin sunacağı çözümü beklemeleri vazedilirken, başörtülü kadınların talebinin bu doğrultuda eleştirilmesi manidardır. Bu kampanyanın sözcüleri arasında aday adayı kimsenin olmaması bu argümanlara cevap olacaktır.

Eğitim ve çalışma gibi daha öncelikli haklar varken neden siyasal temsil üzerinde neden durduğumuzu soranlara ise bir sorum olacak:

Eğitim ve çalışma hakkınızın önündeki engelleri siyaset dışında kalarak nasıl çözmeyi hedefliyorsunuz?

Bize tavsiye edilen çözüm önerisi irademizi başka erkek ve kadın siyasetçilere bırakarak onların bu sorunu çözmesini beklemek oldu. Bu cevabı şimdiden eliyoruz.

Siyasal temsil konusundaki ısrarımız tam da bu sorunun yakıcı olarak yaşandığı alanlarda daha kolay ve hızlı çözüm bulabilmek içindir.

“Oy vermeyip küselim mi?”

Kampanyamızın “Başörtülü aday yoksa oy da yok” sloganını ikiye bölüp ikinci kısmından tutanlar sadece “oy da yok” kısmını görmüş olmalılar ki böyle bir eleştiriyle karşılaşmaktayız. Ne kampanya metnimizde ve ne de sözcülerimizin açıklamalarında seçimde oy kullanmayacağız gibi bir ifade kullanmadık.

Seçimde başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyeceğiz dedik. Yukarıdaki basit ve net slogan etrafında örgütlenen bu kampanya tüm partilerin seçmenlerine seslenmekte ve seçmenden kendi oy vermeyi düşündüğü partisine “başörtülü aday yoksa sana oy vermeyeceğim” demesini istemektedir.

Bu kampanya partilerin başörtülü aday ambargosunu kırmak için oluşturulmuş bir sestir. Yani küsmeyelim, gerçekçi olup başörtülü milletvekili aday göstermek gibi bize “imkansız” denilen haklarımızı talep edelim diyoruz.

“Başörtülü Aday Varsa Oy Var Mı?”

“Başörtülü aday yoksa oy da yok” sloganı her partinin seçmenine seslenen bir slogandır. Başörtüsü yasaklarının artık bitmesi gerektiğini düşünen seçmene bu kampanya ile bir çözüm önerisi getirdiğimizi düşünüyoruz. Kampanya yasaklara çözüm arayan seçmenleri kendi partilerine başörtülü aday gösterme şartı koşmaya çağırmaktadır.

Başörtülü kadınlara en kamusal olarak had bildirilen bir mekanda, Meclis’te başörtülü kadın temsiliyeti sağlanabilirse zorbalıkla işleyen başörtüsü yasaklarını kaldırmanın önünü biraz daha açmış olacağız. Meydanlardan başörtüsü sorununu çözme sözü vermek yerine parti listelerinde başörtülü adaylara yer vererek seçilme haklarının önünü açmak çözüm için somut adım atmak anlamına gelmektedir.

Başörtülü aday göstermek oy verilecek partiyi seçmenin tek kıstası olmaz elbette. Ancak başörtülü aday göstermemek o partiye oy vermemenin bir ön şartı olabilir. Seçilme hakkı gasp edilmiş başörtülü kadınların bu minvalde ellerindeki tek hak olan seçme hakkını gündeme getirmelerinden daha doğal bir tepki olamaz.

“Oy vermezseniz kimin elini güçlendireceksiniz?”

Bu eleştirel soruyu dillendirenler ise partilerinin başörtülü aday göstermeyeceğinden çok emin olmalılar ki bu kampanyanın destekçilerine filan partiye oy vermedikleri takdirde bunun kime yarar getireceğini sorabiliyorlar sanırım. Keşke bu soruyu tersten partilerine sorup da “başörtülü kadın aday göstermeyerek oylarınızı kaçırıp kimin elini güçlendireceksiniz” deseler belki partilerini bu haklı talep konusunda ikna edebilirlerdi. Böylece bir hak mücadelesine omuz vermiş olacaklardı.

Soruyu kampanyaya yöneltmeleri bir çeşit ölümü gösterip sıtmaya (yani susup, kuzu kuzu oy vermeye) razı etmeye çalışmaları anlamına gelmektedir. Bu defa bizler oyumuzu netleştirdik; bu ülkenin demokratikleşmesi, kendi kendisi ile barışması yolunda başörtüsü yasaklarını kaldırmak için kim somut adım atacaksa onun elini güçlendireceğiz. Başörtülü adaylara ambargo koyan hiçbir siyasi partiye oy vermeyeceğiz.

“Bu kampanya meclise girecek kadınları başörtülü/ başı açık diye ayrıştırmıyor mu?”

Hayır ayrıştırmıyor. Kadınları asıl ayrıştıran başörtüsü yasakları oldu. Başörtüsü yasaklanınca nasıl ki bizler “başörtülüler” diye homojen ve tek tip bir grup olarak algılanmamıza yol açacak şekilde etiketlendik, başörtülü olmayan kadınlar da o gün başı açık diye ayrıştırılmış oldu.

Başörtülü kadınların haklarını kullanmalarının önü ne kadar açılırsa, başörtüsünün bir tartışma konusu olarak gündemde kalması da o kadar zorlaşacaktır. Başörtüsü tartışmaları ortadan kalkınca da başörtülü-başı açık diye konuşmak yerine başka gerçekçi sorunları konuşmaya başlayacağız.

Başörtüsünün sorunlu görüldüğü bir alan olarak Meclis’te bu sorunu bitirmek dilde var olan bu ayrımı aşmanın önünü açmaktadır. Kampanya destekçileri arasında başı açık kadınların da yer alması bu ayrımın sadece dilde olduğunu göstermektedir.

Son Söz

Tarihte şahit olduğumuz hiçbir hak mücadelesi sessizlikle başarıya ulaşmadı. Sadece meşru hak taleplerinin seslerinin duyulmak istenmediği ya da daha çok duyulur olduğu zamanlar oldu. Bugün de başörtüsü yasaklarının kalkması için seslerin daha bir duyulur olduğu, taleplerin yükseltildiği bir zaman diliminden geçiyoruz.

28 Şubat döneminde kendisini başörtüsü karşıtı cephe olarak gören siyasi partiler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları başörtülü kadınların seçilme haklarını destekleyen ya da en azından köstek olmayacaklarını söyleyen açıklamalar yapıyorlar ardı ardına.

Kampanyamız böyle bir ortamda sesine ses katarak büyüyor. Bugün daha da duyulur olan sesimizin değişimin tellerini titrettiğini görüyoruz. Kampanyamızı ortasından baltalamaya çalışanlar, “şimdi zamanı değil, susun” diyenler ya da oy verin başka ihsan istemez diyenler ise değişimin rüzgarına set çekip statükonun yanında yer alıyorlar. Kimlikleri, geçmişleri, makam-mevkileri ne olursa olsun tarih onları aynen böyle yazacak.

NESLİHAN AKBULUT ARIKAN

Bir cevap yazın