BAŞÖRTÜLÜ ADAY KONUSUNDA KİM NE DİYOR?

12 Haziran seçimlerinde partilerin başörtülü kadınları da milletvekili adayı göstermesi amacıyla başlatılan “Başörtülü vekil yoksa oy da yok” kampanyası etrafındaki tartışma sürüyor.

Ali Bulaç’ın yazısıyla yükselen tartışmalarda karşı çıkan yazarların ağırlıklı olarak Hükümet’in yıpratılacağı noktasından konuya yaklaştığı görülüyor, hatta kampanyanın muğlak ifadelerle AK Parti’ye karşı tuzak olduğunu dile getirenler de… Zamanlamasını yanlış bulanlar da var, biraz daha sabredilmesi gerektiğini söyleyenler de!

Aşağıda konuyla ilgili bazı köşe yazarlarının yazdıklarını sunuyoruz.

Kampanyanın karşı karşıya getirdiği yazarlar özet olarak şunları söylüyor:

Başörtüsü Parantezi / Cihan Aktaş

Dünya Bülteni – 10 Nisan 2011

Eş, sevgili, evlat veya kardeş değil,”dost” ve ”veli” olmak ne demektir… Hiç bir dünya görüşü ve ideoloji kadınla erkeği İslamiyet’in tanımladığı şekilde birbirine dost ve veli olarak tanımlamamışken, kimi mümin yazarlar mümin kadınların dost ve veli olma niteliklerini iktidar alanı eşiklerinde hatırdan çıkartmayı yeğliyor. Daima temsil edilebilir bir konumda bulunması beklenen başörtülüler, o eşiklerde fazlasıyla itilip kakılmamış gibi…

Başörtülü kadınların siyasal konjonktür öne sürülerek bir paranteze tıkılmaya zorlanması, söylemde ve pratikte adaletsizlikleri çoğaltan tek yanlı açıklamaların (ya da tiradın) sürüp gitmesi demek. Müslümanların sabrına fazlasıyla güvenen AKP’nin başörtülü aday adayları konusunda üç dönemdir kanıksanmış bir sessizliği koruma anlamın gelen ifadeleri, bu açıdan da tarihte yerini bulacak. Kelamı yücelten bir dinin mensupları, bir türlü sahip olduklarına emin olamadıkları iktidarı bir kesimin sessizliği pahasına elde etmeyi umuyorlar sanki. Bu durumda 28 Şubat zihniyeti bin yıl sürecek bir geleceği niye tasarlamasın ki…

Önce ilke… Ayşe Böhürler

Yeni Şafak – 10 Nisan 2011

İslami harekete 25 yılı bulan tanıklığım içinde gördüm ki; erkekler, İslami değerlere sahip olmayı en çok, kadınlara ikinci hanımın İslam’a uygun bir durum olduğunu onaylatmak, yaptıkları işlere bahaneler üretmek olarak gördüler. Kapitalizme karşı durdular ama en önce onlar kapitalistleşti. Mevkii, statü, itibar deyince onlar geldi. Statükoya karşılardı ama en önce onlar statükoyu savunur hale geldiler. Başörtüsünü savundular ama başörtülü eşlerini başı açık kadınlarla aldatmayı erkeklik hakkı olarak gördüler. Elbette inanç ve değerlerine sahip çıkan dindar erkekleri bunların dışında tutuyorum.

Biz her zaman yardımcı durumunda kaldık. Çalıştık, ürettik, düşündük, yazdık ve onlardan bir şey istemedik. Şimdi yine onlardan bir şey istemiyoruz.

Sadece bir hakkın savunuculuğunu yapıyoruz, aynı inancı paylaşan insanlar olarak da onlardan sadece engel olmamalarını istiyoruz.

Fitne olarak siyaset ve başörtülü aday meselesi / Yasin Aktay

Yeni Şafak – 9 Nisan 2011

Bugünlerde Ali Bulaç’ın başörtülü kadınlara yönelik eleştirilerinde kullandığı dil (bir sonraki yazısında bu dili biraz yumuşattıysa da) İslami kesimi baştan aşağıya hiyerarşik bir yolla tanzim edilmiş yekpare bir cemaat olarak varsayıyor. Bu yapı içerisinde siyasalın ortaya çıkmasına izin verebilecek hiçbir boşluk bırakılmamıştır. Çünkü toplum mükemmel bir organik bünye olarak işlemektedir ve bu anlayış içerisinde herhangi bir siyasallık istenci ancak bir fitne olarak karşılanacaktır…

Başörtülü kadınların Meclise girmeleri en doğal haklarıdır, hatta haktan öte belki de bir şiara dair sorumluluğun taşınması konusudur. Öyle olmasa bile, bunun mücadelesini vermeleri sağlıklı bir siyasallığın işleyişinin bir sonucudur. Bu talepleri üst-cemaatçi bir söylemle bastırmaya çalışmanın neye karşılık geldiğini bu satırlar ışığında anlamlandırabiliriz.

Başörtüsü yasakçılığını tipik bir İslamophobia davranışı olarak mahkum etme imkanı varken onu hâlâ bir kader olarak kabullenmeyi ima edecek her türlü tavırdan kaçınmak gerekiyor. Hatta mümkünse hakkı apaçık bir zulümle gasp edilen Merve Kavakçı’dan özür dilenerek onun Meclis’e davet edilmesiyle başlanması toplumsal restorasyonumuz için mükemmel bir fırsat olurdu.

Başörtüsü sorunu ‘artistlik’ kaldırmaz / Yusuf Ziya Cömert

Yeni Şafak- 7 Nisan 2011

Şimdi, ‘seçim sath-ı maili’ne girdiğimiz şu günlerde, başörtüsüyle ilgili tartışmalara yeni bir boyut eklendi. Bir talep gündeme getirildi. Gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında yazılıyor, konuşuluyor.

Kadınların öncülük ettiği tartışmalara zaman zaman erkekler de katılıyor. Konu, başörtülü kadınların milletvekili olup olmamasıyla ilgili.

Bana göre, böyle bir talebin ortaya konulması, olumlu bir gelişme. Ayrıca, ‘normalleşme’ yolunda katedilen mesafenin de bir göstergesi. Kadının ‘seçilme hakkı’nın eksik bırakılmış, ihmal edilmiş bir tarafı gündeme geliyor.

Bazıları içtenlikle giriyor tartışmalara. ‘Talep’ini beyan ediyor. Bazıları sinsice çanak tutuyor. Bazıları tartışmanın ‘şehvet’ine kapılıp gidiyor. Bunların hepsi normal. Bunların hepsi hak.

Çünkü doğru bir fikri de, yanlış bir fikri de beyan etmek mümkün olmalıdır. Yeter ki tartışmalar, yukarıda bahsini ettiğim ‘artistlik’ seviyesine indirilmesin.

‘Artistlik’ten çok çektik.

Başörtülüler cipe de binsin mi? / Akif Beki

Radikal- 7 Nisan 2011

Ezberin kuvvetli, akılların ise çok gevezeleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Onun için laf kalabalığına hiç boğmadan şunu soruyorum: Başörtülülerin cipe binmesini dahi hazmedemeyenler, nasıl oluyor da hemen şimdi, ille de bu haziran seçimlerinde başörtülülerin Meclis’e girmesini ateşli bir şekilde savunabiliyor?

Üstelik, başörtülüler bizzat kendi hemcinsleri tarafından kadınlar aşiretinin alt kolu olarak konumlandırılırken… Öyle olmasa, KA-DER’in başında da başı örtülü bir kadın görmez miydik bugün?

İşe bakın ki, bu KA-DER, başörtülülerin Meclis’e girmesini destekliyor da ben karşı çıkar görünüyorum.

Bu resimdeki çarpıklığı şöyle anlatmayı deneyelim bir de:

Bir idam mahkûmunun, son arzusu annesini görmek olan idamlık diğer arkadaşı için “Son arzum, annesini görmesin o” dediği fıkradan farkı yok ki KA-DER’ci tavrın.

Başörtülüler Meclis’e girsin ama cipe de binsin mi, ama KA-DER’e başkan da seçilebilsin mi, onu bilelim evvela.

Başörtülü vekil meselesi / Mehmet Metiner

Star – 7 Nisan 2011

Siyasi konjonktürel nedenlerle “oy vermeme!” çağrısı bir biçimde yanlış bulunup eleştirilebilir. Seçim döneminde bu yöntemle yapılan bir kampanyanın yarardan çok zarar getirebileceği endişesi de izhar edilebilir. Bu yönde kardeşçe uyarılar yapılabilir pekala. Kendi adıma bunda hiçbir beis görmem. Ama bu kampanyayı sürdüren kardeşlerimize karşı bir tür itibarsızlaştırma anlamına gelebilecek söz ve davranışlarda bulunmayı doğrusu kardeşlik hukukuyla bağdaştırmam…

Birbirimizin dilinden selamette olmayacaksak o zaman sorarım size, Müslümanlığımızın anlamı nedir?

Bu talep çerçevesinde anlamlı bir tartışmaya kapı araladıkları için kampanyayı yürüten kardeşlerimi yürekten destekliyorum. Ama bu talebin ‘oy vermeme!’ çağrısına dönüştürülmesinin yol açabileceği başkaca zayiatların da önemle düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

İlkesel bir duruşu, yanlış bir yönteme kurban etmemek lazım.

Çağdaş Ferisiler / Hüda Kaya

Sivil Düşünce – 6 Nisan 2011

Günlerdir çok şeyler yazıldı, söylendi. Fakat Ali Bulaç bey’in bu konuyla ilgili Zaman da yayınlana yazısı karşısında yazmaktan kendimi alamadım. Çünkü hiç biri böylesine incitici, yaralayıcı, hakaretamiz ve ağır ve haksız ithamlarla dolu değildi.

‘Başörtülü aday’ isimli yazısı neresinden tutsam elimde kaldı. Kanaat önderi olarak kabul gören , saygı duyduğumuz bir şahsiyet olarak böyle bir inanış içinde olması, kendini –ısrarla- böyle bir yerde konumlandırması, kendisi açısından bir talihsizlik olmuştur…

Merve Kavakçı’ nın TBMM içinde maruz kaldığı iğrenç- zalimane saldırı ve sonrasında, kendisinin ve ailesinin yaşadıklarını bütün Türkiye an be an izliyordu. Meclis de yüzlerce erkeğin içinde onun yanında sadece bir kadın var- Nazlı Ilıcak- ın bulunması ve yalnız bırakılmasının sabıkasını taşıyor daha erkekler.

Nuh Mete Yüksel kabadayısının utanmadan bir kadının kapısına dayandığı gecelerde birkaç cesur adamdan başka kapısını kimse tutamamıştı. 28 Şubat ayazının set esintilerinde ben de dahil kadınların yaşadıklarını sıcak odalarından TV ekranlarından izlemeyi yeğleyenler bugün ahkam kesip,o kadınlar hakkında hüküm veriyorlar.

Siyasileriyle, yazarı- çizeriyle bir kadına sahip çıkılalamıayarak, vatanından kovulmasına seyirci kalan erkeklerimiz o zaman da ‘işin için de iyi saate olsunlar’ı aramışlar, böylesine fitne bir fitneyi dillendirerek, bu zulmü uygulayan, ‘ Kadına haddine haddini bildirme’ adına, cunta zihniyetli şeytani güçlerle dirsek tamsında bulunmaktan gocunmamışlardı. Görüyoruz ki ‘Kadına haddini bildirme’ vazifesini bugün bizim mahallenin erkekleri hala sadakatle sürdürüyorlar.

Başörtülü vekil istesek de mi kınansak, istemesek de mi kınansak? / Neslihan Akbulut Arıkan

Derin Düşünce – 6 Nisan 2011

“Oy vermezseniz kimin elini güçlendireceksiniz?” Bu eleştirel soruyu dillendirenler ise partilerinin başörtülü aday göstermeyeceğinden çok emin olmalılar ki bu kampanyanın destekçilerine filan partiye oy vermedikleri takdirde bunun kime yarar getireceğini sorabiliyorlar sanırım. Keşke bu soruyu tersten partilerine sorup da “başörtülü kadın aday göstermeyerek oylarınızı kaçırıp kimin elini güçlendireceksiniz” deseler belki partilerini bu haklı talep konusunda ikna edebilirlerdi. Böylece bir hak mücadelesine omuz vermiş olacaklardı. Soruyu kampanyaya yöneltmeleri bir çeşit ölümü gösterip sıtmaya (yani susup, kuzu kuzu oy vermeye) razı etmeye çalışmaları anlamına gelmektedir. Bu defa bizler oyumuzu netleştirdik; bu ülkenin demokratikleşmesi, kendi kendisi ile barışması yolunda başörtüsü yasaklarını kaldırmak için kim somut adım atacaksa onun elini güçlendireceğiz. Başörtülü adaylara ambargo koyan hiçbir siyasi partiye oy vermeyeceğiz.

Başörtüsü ve komplo / Cihan Aktaş

Taraf- 6 Nisan 2011

Komplocu yaklaşımlar kamusal alanda varlık gösteren başörtülü kadınları her devirde karanlık güçlerle ilişkilendirme eğiliminde. Bunun sebebi bazen aklıyla var olma çabası içindeki başörtülü kadına anlam vermekte zorlanan bir zihni konformizm, bazen de başörtülü kadının konumundaki çoğullaşma üzerinden bir iktidar alanı kaybına uğrama kaygısının ifadesi olan vesayetçi ataerkil (muhafazakar) refleksler… Sahiden de samimi sebeplerle başörtülü kadınların mecliste yer alma çabalarına eleştiriler getiren kalemler olmuyor değil. Bu yaklaşımda başörtülü milletvekilinin meşruiyeti, aynı davayı paylaşan erkek milletvekilinin meşruiyetiyle aynı seviyede tartışılır. Aynı değer yargılarına sahip erkekler meclisteyken, kadınların bu konuda ayrımcılığa maruz kalmasını sorgulamanın, başörtülü kadınları mecliste görmekten öteye geçen geliştirici, ufuk açan bir değeri var.

“Başörtülü aday yoksa oy da yok” insiyatifini Ergenekon’la ilişkilendirmek ise, Müslümanların stratejilerini komplolar üzerinden saptamaya alışkın tavrın en somut örneği. Başörtülü yazarlar bu denli ilkesiz ve perspektif yoksunu mu ki, kolaylıkla yönlendirilmeye müsait olsunlar… Doğrusu ya başörtülü yazarların ya da aday adaylarının kolaylıkla dolduruşa gelen tipler olarak resmedilmesini esefle karşıladım insiyatifte yer alan bir yazar olarak, Ali Bulaç’ın yazısını okurken. Üstelik Bulaç sonuçta muhafazakar değil, “İslamcı” olduğunu dile getiren bir yazar, düşünür. Ancak muhafazakarlığa mesafeli bir yazarın Ergenekon tezgâhını ileri sürerken zulümden kaynaklanan yaraları çoğaltan bir haksızlığın giderilmesi doğrultusundaki ilkesel tavrı paranteze alma tavrını anlamak kolay değil.

Başörtülü milletvekili demokratik zorunluluktur/ Fehmi Koru

Zaman- 6 Nisan 2011

Kendilerini dışlanmış hisseden başörtülü kadınlar daha görünür hale gelmek, toplumsal alanda söz sahibi olmak istiyorlar. Onlara bunun çok görülmesi vahim yanlışlığı kalıcılaştırabilir.

Kadınsız demokrasi eksik demokrasidir.

Mümkün olduğu kadar çok parti, mümkün olduğu kadar nitelikli başörtülü adayla toplumun karşısına çıkmanın yollarını aramalı.

Aksi halde demokrasimiz hep eksik kalır.

Başörtülü aday/ Ahmet Taşgetiren

Bugün – 6 Nisan 2011

AK Parti’yi ne ile suçlayabiliriz aday göstermediğinde?

Cesaretsizlikle mi yoksa kasıtlı olarak aday göstermemekle mi?

Türkiye’nin şu andaki durumunda, bir partinin hangi durumda ne ile karşılaşacağını en iyi görmesi gerekenler herhalde partiyi yönetenlerdir.

Diyelim ki Tayyip Erdoğan korkuyor, bir sistem sorununun çözümü noktasında adım atamıyor. Ne demeli? Bence “Demek ki şartlar ona o cesareti vermiyor” demeli.

Geriye ne kalıyor?

“Oy yok” diyerek, AK Parti’yi zayıflatmak kalıyor.

“Siyasette her şey olabilir”/ Hilal Kaplan

Yeni Şafak- 6 Nisan 2011

Eskiden Kemalistler “Tehlikenin farkında mısınız?” diye başörtülü kadınları işaret edip korku yayarlardı; bugünse Kemalistlerden bayrağı devralan bazı ‘muhafazakâr’ yazarlar “Tehlikenin farkında mısınız?” diye başörtülü vekil isteyen kadınları işaret edip halkı yayıyorlar. Hedefe konulmaya alışığız, dert değil. Ancak sonuç ne olursa olsun, bu yolda emek sarf edenlerden bir şey kaybetmez. Meclise başörtülü vekil girmese de her zamanki gibi “O ne güzel vekildir” deyip yolumuza devam etmeyi biliriz. Fakat bu haklı yola taş döşeyenler bunun vebalini nasıl öder bilemem.

Başörtülü vekil meselesi zamansız bir tartışmadır/ Mehmet Kamış

Zaman- 6 Nisan 2011

Doğrusunu isterseniz 275 kadın milletvekili tartışmasını da, başörtülü aday yoksa oy da yok kampanyasını da bu bağlamda değerlendiriyorum. Bence anlamsız ve zamansız bir tartışma bu. Başta başörtüsü olmak üzere Türkiye’de bütün sorunların kaynağı olan askerî vesayet sistemini ortadan kaldırma imkânı varken, bunu yine başörtüsünü gerekçe göstererek bertaraf etme gayretlerini anlamak bir hayli zor.

Kadınları aşiretleştiren popülizm / Akif Beki

Radikal- 5 Nisan 2011

Seçilme yarışına tesettürlü kadınların da dahil olmasına değil, “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyasına karşı çıkıyorum. Çünkü herhangi bir partiye oy verme gerekçelerini tek bir sebebe indirgemek, siyaseti içeriksizleştirmektir. Mantığı sığ bunun da.

Siyasiler gibi seçmenlerin de popülizm yapabilmesini değil; niteliğin niceliğe, keyfiyetin kemiyete feda edilmesini anlayamıyorum. Oy vermekle oy almak bu kadar kolay, seçmekle seçilmek bu kadar basit bir pazarlığın sonucu olmamalı.

Siyasi partileri çözüme zorlamak başka, ucuz popülizm yarışına sokmak başka şeydir…

“Kim başörtülü aday gösterirse oyumu ona veririm” demek, “Kim ki bir erkeğe karşılık bir kadın aday çıkarırsa oyum ona” demek hangisine girer bu durumda; eşitliğe mi, adalete mi?

Seçilen kadar seçiciye de men edilmesi gereken bir politik davranıştır, ucuz popülizm. Gerçekçilik ve hakkaniyet zemininde kalmak seçmene de gerekli. Boş vaatlerle oy toplamak nasıl bayağılaştırıyorsa siyasetin görüntüsünü, desteksiz taleplerle oy dağıtmak da seçmen resmi için öyledir.

Hakem haklı bayanlar / Cyrano De Bergerac

TimeTürk – 04 Nisan 2011

Kampanyayı ilginç kılan iki şey söz konusu;

Birincisi KADER’in (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) yönetim değişikliği ile birlikte eski katı ve kaba söylemini terk ederek başörtülü milletvekilliğini açıkça desteklemesi; ikincisi ise buna mukabil muhafazakâr denilen mahallenin aynı tornadan çıkma bahanelerle başörtülü milletvekilliğine itiraz etmesi.

Birkaç nedenden dolayı mesele Sibel Eraslan değil. Öncelikle Sibel Hanım, başlarda içinde bulunduğu ve katkı sunduğu bu çalışmadan bir nedenle soğumuş ve ayrı düşmüş olabilir.

Ayrı düşerken kullandığı üslubu kabul etmemekle birlikte bunu olağan karşılayabiliriz.

Ama Ali Bulaç’ın Zaman gazetesinde yayımlanan yazısının hiçbir kitapta tevili yok!..

Bugün siyaset sahnesinde rol alanlar dahil, geçmişte rol üstlenmişler dahil, bugün gazete sütunlarında kalem oynatanlar televizyon ekranlarında ahkam kesenler dahil neredeyse istisnasız bütün erkek takımı sahip oldukları statüyü kadınların emeğine borçludur.

Elbette kadınlar arasında da nakısalar mevcuttur, elbette kadınlar arasında da arızalılar bulunmaktadır. Ama eğer bir kıyas yapılacaksa 28 Şubat’ta kimin dik durduğu, kimin teslim olduğu; kimin pazarlık ettiği, kimin hiçbir şeyini satmadığı karşılaştırılırsa insan yüzüne bakacak hali kalmaz hemcinslerimin!

Utanmadıktan sonra dilediğini yapmakta hürdür insan…

AKP meselesine gelince: “Başörtülü aday yoksa oy da yok” hepsi bu…

İslamcı aydın oryantalizmi/ Nihal Bengisu Karaca

HaberTürk- 03 Nisan 2011

Kim derdi ki, dindar insanların bir-iki nesline önemli katkılar yapmış, onları seküler, üsttenci ve sömürgeleştirici mantığın içimize sokmaya çalıştığı aşağılık kompleksine karşı uyarmış biri, içinden çıktığı kesimin kadınlarına aynı aşağılık kompleksinin içinden bakacak?

Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken dindar kadınlar sizin de yıllarca yaptığınız gibi, bazı ticari faaliyetler içine girmişlerse ya da meslek sahibi olmuşlarsa bunu mutlaka “başörtüsü mağduriyetlerini kullanarak” yapmışlardır, öyle mi? Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken başörtülü kadınlar, sizin de yıllarca yaptığınız gibi düşünce kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle yani kamusal hayatla temas eder, sorunları birlikte tartışır hale gelmişlerse, bu olsa olsa “casusluk” ya da “statü kazanma ihtirası” ile açıklanabilir, öyle mi? Size göre sadece çoraplarınızı yıkaması gereken başörtülü kadınlar “Başörtüsü İslam’ın beş şartı içinde yok” diyenleri eleştirdiği zaman bu Kuran’ın bir emrini hatırlatmak değil, “cemaati ve mahalleyi küçümsemek (!)” olmak olur, öyle mi! Öyle ya, “mahalle eleştirilecekse”, bu “eleştirme hakkı” olsa olsa, sizlerin hakkı olabilir. Biz başörtülü kadınların tek bir hakkı vardır: Sizi ve sizlerin temsil ettiği gücü ve iktidarı övme ve ona hizmetçi olma, hazır kıta olma hakkı! Kadın ve erkek, mutfak ve banyo, bütün üç oda bir salon evler, bu hakikati böyle bilsin! Öyle mi?

Buna içine Mahmut Esat Bozkurt kaçmış oryantalizm denir.

Başörtülü aday/ Ali Bulaç

Zaman- 2 Nisan 2011

Bu sefer iyi niyetli bayanlar üzerinden AK Parti’ye yeni bir tuzak kuruyorlar. Ne değişti ki, AK Parti yeni bir kapatma davasıyla karşı karşıya gelmesin! Bana sorarsanız bu seçimde de başörtülü milletvekili olmayıversin, seçimden sonra yeni ve sivil bir anayasa çıksın, herkesle beraber başörtülüler de rahatlasın.

Başörtülü vekil olmalı, ama… / İbrahim Kiras

Star- 2 Nisan 2011

Hâsılıkelâm, başörtülü kadının toplumsal hayatta yeri yok. Ama Meclis’te başörtülü kadın milletvekilleri olsun istiyoruz.

Birkaç gündür bu konuda yazılanlara bakıyorum da, başörtüsünü “siyasal simge” saymak isteyenler de “başörtülü vekil olsun” diyorlar. Bunda bir tehlike seziyorum. “AK Parti’ye tuzak kuruluyor” diye bir komplo teorisinden söz etmiyorum, yanlış anlamayın. Anlatmak istediğim şu: Başörtülü kadınlara şirketlerinde, mağazalarında, ekranlarında yer vermeyenler bu insanları Meclis’te görmek istiyorlarsa burada bir “zihniyet problemi” var demektir. Toplumsal hayattaki varlıkları yok sayılan bu kadınlara politik bir kimlik taşıyıcılığı uygun görülüyorsa dikkatli olmak gerekir.

Başörtüsü toplumsal bir kimlik olamayacak, ama siyasal bir kimlik olacak.

Bu durumda… Kalbime soruyorum, “Meclis’te başörtülü milletvekilleri elbette olmalı” diyor. Aklıma soruyorum “bilmem ki” diyor.

Başörtülü vekili kim istemiyor? / Elif Çakır

Star- 24 Aralık 2011

Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde Buluşan Kadınlar Platformu hayli iddialı, kışkırtıcı ve tehditvari bir sloganla çıktı ortaya: “Başörtülü aday yoksa oy da yok!”…

Görünen o ki, ya kurşunun hedeflediği adres yanlış ya da birileri hedefi saptıracaklar. Ve yine bütün bu söylemler yerini bulmayacak. Başörtülü kadın adaylar adaylık müracaatlarını nereden koydular, AK Parti’den.

Peki bildiriyi hazırlayan arkadaşlar, bütün siyasi partileri hedef alıyoruz deseler de üzerine alınacak hangi parti var, AK Parti…

AK Parti tek başına başörtüsü sorunun muhatabı değildir. Zaman zaman itirazlarım olsa da, gerek Başbakan Erdoğan’ın gerekse Emine Erdoğan’ın bu konudaki samimiyetlerinden zerre kadar şüphem yok.

Türkiye eski defterini kapatıp, yeni Türkiye’ye adım atıyorsa, 28 Şubat sürecinin defterini dürecekse, dün Meclis’te haddi bildirilen başörtülü kadın, artık oraya girmeli.

Ancak, “oy yok” tehdidini sadece AK Parti üzerine alınacaksa, önümüzdeki günlerde sadece bu mesele yine AK Parti üzerinden tartışılacaksa, “başörtülü aday olsun” diye sadece müracaatlar AK Parti’ye yapılıyorsa, yine yanlış zeminde seyredecek bu tartışmada ben yokum.

Çünkü ben, başörtüsü tartışmasının asıl muhatabının CHP olduğunu düşünüyorum, çünkü artık yenilendiğini ilan eden bu partinin bu ülkeye bir borcu var…

Yoksa, “oy yok” diyen arkadaşların vermeyecekleri oyların kime fayda sağlayacağını da, bunun nasıl kötü bir tezgaha dönüşebileceğini de sonuna kadar tartışırım.

Kadınlar oy verecek mi?/ Sibel Erarslan

Star – 23 Mart 2011

Bu mesele hallolacaksa, işin yolu siyasetten geçmiyor mu? Katılımsızlık, yani oy vermeme statükodan başka kimin işine yarayacak? Demokratikleşme adına atılan adımların akamete uğraması hangimizin derdine derman olur? Hayatında karakol görmemiş genç kardeşler bunu nereden bilsin? 2002 yılım elleri kelepçeli onüç onbeş yaşındaki çocukların arasında geçti. 28 Şubat’ın cop izlerini sırtımızda taşıyoruz. İmam Hatiplere bir daha keskin nişancı göndermesinler diye… Oy vermemiz gerekiyor diyorum. Allah hiçbirinizi 312 generalin birleşip de dava açtığı bir halle sınamasın, korusun! Ben tüm bu belalı süreçlerin içinden yazıyorum. Arsız yasakların sadece ekmeğiyle değil, onuruyla da oynadığı, ismi yok edilecekler listesinde yazılı, Balyoz’u yemiş, evinin krokisi çizilmiş bir yoldaşınız olarak soruyorum…

Nasıl oy vermeyeceğiz? Oy vermeyip küstüğümüzde, eli güçlenecekler kim?

Platform Haber

Bir cevap yazın