‘Sıfır sorun’ politikası bitiyor mu?

Son yıllarda Türk dış politikası, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun özellikle Suriye ve İran’la ‘sıfır sorun’ adını verdiği politikaya yoğunlaştı. Ancak Arap dünyasını saran beklenmedik fırtınalar, bölgesel rekabetin yeni kalıplarını ortaya çıkarma tehdidinde bulunuyor. Türkler, Suriye’de yaşananlardan endişeli ve Ankara’nın Tahran’la münasip ilişkiler kurmaya çalışmasına rağmen, İranlıların yaptıkları daha da fazla endişe veriyor. Irak’ta yaşananlar da kaygılarını körüklüyor. Fakat Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın girişimlerine rağmen, Türkiye bu konuda aciz kaldığını düşünüyor. Zira Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Erdoğan’ın, Gül’ün ve Davutoğlu’nun öğütlerini dinlemekten uzak.

Suriye’deki olayların başlamasıyla birlikte Ankara, Şam’a reform çağrılarını tekrarladı. Erdoğan, Esad’la iki defa telefonla görüştüğünü açıkladı. Gül, Esad’ın sorunları ‘dış komploya’ dayandırdığı konuşmasından bir gün önce reform çağrısını yineledi. Davutoğlu’ysa, Ortadoğu şartlarını 1990’ların Doğu Avrupa’sına benzetti.

Ortak endişe Kürt emelleri

Türk yönetimi Ortadoğu’nun Arap liderlerine öğütler verirken, Türk basını korku hali yaşıyordu. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, medya ve yargının Türkiye’de özgür olmadığını, ‘korku imparatorluğunun’ ikisini de boğduğunu ifade etti. Hükümeti devirme amaçlı Ergenekon askeri komplosu sebebiyle, Erdoğan hükümeti 68 gazeteciyi cezaevlerine hapsetti. Türk basınının sahipleri işadamları olduğu için, hükümet kendilerini eleştiren gazetecileri kovmaları yönünde onlara baskı yapıyor, işlerine zarar vermekle tehdit ediyor.

Türk hükümetinin Suriye’de yaşananlara yönelik endişesini ifade etmek için MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı 27 Mart’ta Şam’a göndermesi önemli. Zira ülkedeki iç sorunlar, Türkiye açısından oldukça hassas. Ankara’yı daha fazla ilgilendirense, Suriye’deki 4.1 milyonluk Kürt vatandaşı. Esad rejiminin devrilmesi halinde, Türkiye’deki 15 milyondan fazla, İran’daki 7 milyon ve Kuzey Irak’taki 6 milyon Kürt’le işbirliği yapabilirler ve hepsi de bağımsız bir devlet isteyebilir. 1978’den bu yana Türkiye, PKK’yla askeri çekişme içinde. Kürtlere özerlik Türkiye, Suriye ve İran kamuoylarında çok hassas bir konu. Toprak bütünlüğü, bu ülkelerin önceliklerinin başında yer alıyor.

Suriye’deki son olaylara yönelik Türk gerginliğinin ekonomik ve jeopolitik boyutları da var. Zira soğuk ilişkiler döneminden sonra Erdoğan ve Esad, ikili ilişkileri geliştirmekte başarılı oldu. İki ülke de Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, Kürt emellerinin bastırılması, İsrail ve İran’ın denetimde tutulması için işbirliklerinin kaçınılmazlığını görüyor.

Fakat Türkiye’nin dayandığı ‘sıfır sorun’ politikası, tam bir karışıklık içinde. Suriye’ye yönelik sürpriz tutumun karmaşık bir arka planı var. Türkiye’ye en düşman Arap ülkesi, Baas Suriye’sidir. Sonra ortada Türkiye’nin İskenderun’u kendi topraklarına kattığı 1939’a kadar dayanan bir toprak anlaşmazlığı mevcut. Suriye, bunu yıllar önce kabul etti ve iki ülke arasında ‘iyi’ ilişkiler başladı. Türkiye, bir süredir Suriye ve İran’ı aşarak Hizbullah ve Hamas’a açılmaya çalışıyor; müzakereci rolünü güçlendirme ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle imajını parlatma eğiliminde iki örgütle diyalog kurmak istiyor.

Son krizler, yüzlerce yıl Ortadoğu için rekabet eden Osmanlı ve Safevi imparatorluklarının tarihini zihinlere taşıdı, ancak yeni Ortadoğu’nun doğumuyla birlikte, Türkiye ve İran ‘düelloya’ döndü. Fakat bu dönemde varlıklarını dayatmaya çalışan Batılı ve Arap güçler var. İran, Arap ülkelerindeki fırtınadan istifade edeceğini düşünürken, Ankara, hava sahasından geçen iki İran uçağına itiraz etti ve 21 Şubat’ta Suriye’ye gitmekte olan bir İran uçağının silah kargosuna el koyduğuna dair raporu da BM’ye gönderdi. Konunun medyaya sızdırılmasıysa, iki ülke arasındaki bölgesel rekabeti ortaya koydu.

‘Sıfır sorun’ testten ibaret

Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin Türkiye’ye İran’a karşı bir ağırlık olarak baktığı yeni senaryosuyla birlikte, bu tutumların geleceği hâlâ meçhul. Mısır, hâlâ geçiş sürecinde. ABD’nin bölge politikası kaos halinde. Türkiye’yse, Ortadoğu’nun tarihi bölünmelere gittiğini ve liderlik edecek birine ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.

Türkiye, Bahreyn’in Suudi Arabistan’dan destek talebine itiraz etmedi. Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin reformları gerçekleştirmede Bahreyn’i desteklemesini de takdir etti. Davutoğlu Körfez’deyken İran’ın rahat olmasıysa, uzak bir ihtimal.

Türkiye, kendi iç başarılarının İslam ülkelerine örnek olacağı kanaatinde olabilir, ancak Ortadoğu’da hâkim etken olamaz ve bölgede Arap iç işlerine müdahale ettiğine dair endişeler doğabilir. İran’ın silahlarına el koymasıysa, Tahran’ı Erdoğan’ın öğütlerini dinlememesi yönünde Şam’ı ikna etmeye sevk edebilir.

Türk stratejisi, çatışmalardan kaçınmaya, kendisine karşı düşman üretmemeye ve herkesle dost olmaya dayanıyor. Fakat bölgedeki rol arayışı, Türkiye’nin müdahalesini gerektiriyor. Bir devlet müdahale edecekse, kendisini taraflardan birinin yanında bulur. Tarafsız müdahale diye bir şey yoktur. Türkiye, geçen iki yılda bölgede heybetini oldukça arttıran bir dönem yaşadı. Bu durum, Arap ve İslam dünyasında değişen şartlar sebebiyle ekonomisinin büyümesine de destek oldu. Türkiye, İran’ın tek rakip olduğunu düşünüyorsa yanılıyor, zira yakında Pakistan da başını uzatacak. Bölgedeki şartlar herkese net bir tavır almayı gerektiriyor. Davutoğlu’nun politikasıysa, bir testten ibaret.

HÜDA EL HUSEYNİ*

(Londra’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 7 Nisan 2011)

Kaynak: Radikal

Bir cevap yazın