272. hafta: Başörtülülerin temsil hakkı yok mu?

Türkiye gündemi oldukça yoğun ve hızla değişiyor. Bu gündem içerisinde başörtülü kadının yine yeri yok. Evde rutin işleri, günlük meşgaleleri içinde etliye sütlüye karışmadığında baş tacı edilen başörtülü kadın ne yazık ki kamuda yok, eğitimde yok, seçme hakkı var ama seçilme hakkı yok. Milletin Meclisi’nde nüfusun %65’ini oluşturan başörtülü kadınların kendilerini temsil etme hakkı yok.

Ülkemizdeki siyasiler nüfusun yarısından fazlasını oluşturan kadınlar için, özellikle de inancını her alanda özgürce yaşamak isteyen kadınlar için çok önemli bir konu olan başörtüsü sorunu ve başörtülü aday meselesini bir başka bahara! bıraktılar.

Bu haksız yasak maalesef giderek dünyanın farklı yerlerinde emsal teşkil etmeye başladı. Bunun son örneğini de Fransa’da gördük. Demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden Avrupa’nın ortasındaki Fransa bile buna cüret edebiliyor. Avrupa’da gittikçe yaygınlaşan İslamofobi’nin de etkisiyle Müslüman kadının inanç özgürlüğü elinden alınmaya çalışılıyor. Müslüman kadınlara karşı yapılan bu ayrımcı, dışlayıcı ve dayatmacı uygulamalarından dolayı Fransa’yı kınıyor, insan hakları ve demokrasi adına bu tutumlarından bir an önce vazgeçmelerini bekliyoruz.

Her gün yazılı ve görsel medyada, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismar ve cinayet haberleri okuyor/duyuyoruz. Bu kadın cinayetlerini işleyenler, daha çok karısının üzerinde öldürmek de dâhil olmak üzere her türlü hakka sahip olduğunu zanneden eşleridir. Yaşanan olaylara baktığımızda, bu cinayetlerin sonu gelmeyecekmiş gibi görünüyor. Bu durum da biz kadınları karamsarlığa itiyor ve haklı olarak da kaygılandırıyor. Konuya duyarlı kesimlerin (ki her kesimin duyarlı olması gerekiyor;) STK’ları, insan hakları örgütlerini ve karar alma mekanizmalarında yer alan herkesi; çözüm üretme noktasında harekete geçmeye davet ediyoruz.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun siyasi haritası yeniden oluşturuluyor. Yıllarca diktatörce hükmeden baskı rejimleri yıkılıyor. Halka ayaklanmalarıyla daha özgürlükçü, daha adil bir düzen kurulması amaçlanıyor. Başlangıçta bu amaçla yapılan ve iyi niyetli olduğu izlemini veren bu ayaklanmaların altında, emperyalist güçlerin parmağının olduğu da gün yüzüne çıkmış durumda.

Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da ve diğer Kuzey Afrika Ülkelerinde yaşanan bu karışıklık ve iç savaşın faturası yine kadın ve çocuklara çıkıyor. Bu olayların farklı mecralara doğru gittiğini üzüntüyle görüyor ve sırada hangi ülke var acaba diye de endişeleniyoruz. Nitekim Mısır da tutuklanan kadınlara karşı arama yapıyoruz diye üstlerinin soyulması ve bekâret kontrolü gibi yüz kızartıcı insanlık dışı muamelelerin yapıldığını da duyuyor esefle kınıyoruz.

Türkiye’de acil olarak çözülmesi gereken pek çok sorundan biri olan sivil anayasa çalışmaları, seçim sonrasına bırakıldı. Görünen o ki yeni meclis başarabilirse Türkiye’nin ilk sivil anayasasını yapacak. Umuyoruz ki STK’ların ve insan hakları örgütlerinin de bu konuda öneri ve görüşleri dikkate alınır.

Partilerin gösterdikleri kadın aday sayısına baktığımızda, bir önceki döneme göre sayı artmış gibi görünse de bunun da bir aldatmaca ve göz boyama olduğunu görebilmek için; kadınların aday gösterildiği yerlere ve sıralamalarına bakmamız yeterli olacaktır. Erkek milletvekili adayları seçilirken halka yakınlıkları, hizmetleri, liyakatleri göz önünde bulundurulmadan hatta seçim bölgelerinde dahi tanınmamalarına rağmen ilk sıralardan aday gösterilebilmekteler. Seçildikten sonra da çoğu bu bölgelere bir daha uğramadıkları halde birkaç dönem üst üste vekil seçilebiliyorlar. Fakat cesur ve duyarlı bir avuç kadının “başörtülü aday” isteklerine karşı bir karalama furyası başlatılabiliyor.

Meclisimizde gerçekten bizleri temsil eden, halkın sorunlarını bilen, dokunulmazlık zırhına bürünmeden elini taşın altına koyabilecek vekiller istiyoruz. Ama yargılama süreci devam eden kişilerin bile aday gösterildiği bu tabloda başörtülü kadın adayların sadece göstermelik olarak listelere konulmuş olmasını kabullenemiyoruz.

Biz başörtülü kadınların da bu ülke siyasetinde söz hakkı olması gerektiğini göz ardı etmeden, bu haklı talebi kınamak yerine anlamaya çalışmalarını beklerdik.

Kınanmadan haklarımızı savunabileceğimiz, birbirimizi anlayabileceğimiz günlerin yakın olması dileği ile…

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına

İlke İlim Kültür ve Dayanışma Derneği – Hadiye KILIÇ

Bir cevap yazın