293. hafta: Yüzde 10 barajı varken halk iradesi Meclis’e yansımaz

Adalet ve Özgürlükler Platformu nun Sakarya bileşeni olan SAGİR Başörtüsü Platformu 293. kez bir araya gelerek gündemi değerlendirdi. SAGİR adına Sakarya Dayanışma Derneği’nden Kadrican Mendi’nin okuduğu basın açıklamasında şunlar söylendi:

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 293. basın açıklaması

Partilerin adaylarını açıklamaları ile birlikte yeni bir genel seçimin daha startı verilmiş oldu.

Demokratik sistemlerde Halkın iradesinin devlet yönetimine dahil olmasını hedefleyen seçimler, cumhuriyet tecrübesinde önceleri Kemalist ideolojiye meşruiyet kazandırmak, 50’li yıllardan itibaren ise Ankara denetimindeki devlet rantının paylaşımına ilişkin seçkinler arası iktidar kavgasının vitrini şeklinde devam edegelmişir.

Önceleri resmi ideolojinin kalıpları dışındaki görüşlerin partileşmesi yasaklanmış, yasaklamanın faydasız olduğunun anlaşıldığı 12 eylül sonrası dönemde ise seçim barajı ile halkın farklı kesimlerinin iradeleri ve taleplerinin meclise taşınması engellenmiştir.

Bu yüzden seçimlere ilişkin yapılacak tartışmaların başında önce şunu söylemeliyiz ki, %10 barajının olduğu bir seçimde halkın iradesinin meclise yansımasından bahsedilemez.

Seçimlerle ilgili diğer tüm tartışma başlıklarını bu gerçeği aklımızda tutarak değerlendirmeliyiz.

Adayların hangi kriterlere göre seçildiği ve iktidar partisinin “tek adam partisi” olmaya dönük bir aday profilini tercih etmesi, bu seçim için özellikle üzerinde durulması gereken tartışma başlıklarındandır.

Bu aşamada, başörtülü ve açık bir grup bayanın başlattığı “Başörtülü aday yoksa oyda yok” kampanyası ve beraberinde ortaya çıkan tartışmalar boyunca hükümetin ve hükümet ile menfaat birliği içindeki “ev aydınları”nın yaklaşımları ilginç bir o kadar da ibret vericiydi.

Bu tartışma; Başörtülü veya açık AKP’de siyaset yapmanın mahiyetini bir yana bırakırsak, Başörtüsünün dindar camianın oy attığı Akp nezdinde dahi nasıl bir sorun olarak algılandığını göstermiş oldu.

Başbakan bu kampanyanın bizatihi kendisini dahi “yakışıksız” olarak değerlendirerek, Başörtüsünü siyasal bir gündem olarak görmediğini izhar etmiş oldu.

Bu vesile ile “haddimizi” aşarak Başbakan’a sormak istiyoruz, yakın geçmişte eşlerinizin ve kızlarınızın cumhurbaşkanlığı köşkünden meclis lojmanlarına kadar devletin iktidar mekanlarında görülmelerini içlerine sindiremeyen ve “yakışıksız” gören zihniyet ile aranızdaki farkı artık ne üzerinden izah ediyorsunuz.

Toplumsal gelişmenin ve tüm yok saymalara rağmen kesintisiz şekilde sürdürülen Başörtüsü mücadelesinin kazanımlarını hiç utanmadan kendi hanesine yazan, Başörtülü bayanların yaşadıkları ile ise sadece kendi kızları, hanımları üzerinden ilgilenen bu tutumu bir kez daha deşifre etmek istiyoruz.

Seçim tartışmalarının ana gündem olacağı önümüzdeki günlerde, halkın gerçek gündemi olan işsizlik ve yoksulluğu, asgari ücret köleliğini, sermaye lehine yapılan sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma düzenlemelerini, HES’ler, 2B’ler ve nükleer santraller üzerinden sürdürülen çevre ve toplumun geleceğine yönelik talanı ve ilgili düzenlemelerini, ve yine sivil bir anayasaya ilişkin vaadleri mercek altına yatıracağız.

Adalet ve Özgürlükler Platformu’nun bir bileşeni olarak, çirkin pazarlıkların, küçük menfaatlerin ortasında değil, halk için Adalet ve Özgürlük mücadelesinin ön saflarında durmaya devam edeceğiz.

YGS sınavına ilişkin tartışmalar ve ortaya çıkan toplumsal tepkinin devam ediyor olması da haftanın önemli gündemlerinden biriydi.

Böyle bir şifrenin birilerine verilip verilmemesinden öte kamuoyunda böyle bir tepkinin ortaya çıkması üzerinde durulmayı gerektiriyor.

Bu tepki halkın kaderleri ile ilgili olarak devletin ve hükümetin inisiyatifinde gerçekleşen düzenlemelerde, “hükümetin ve devlet kademelerindeki “fetullahçı” yapılanmanın” bir takım şaibeli işler çevirdiğine ilişkin oluşmuş bir algılamadır.

Böylesi bir algılamayı görmezden gelmek, hükümete ilişkin komplo teşebbüsleri ile izah etmek ya da “biz tatmin olduk” diyerek işin içinden sıyrılmak mümkün değildir.

Ortada çok açık bir şey var ki, bu algılamayı doğuran bir iktidar tarzı süratle yaygınlaşmakta ve halk arasında doğal olarak infiale yol açmaktadır.

Özellikle dindar camianın önde gelenlerinin ve kanaat önderlerinin bu noktada müslümana yakışır şekilde ahlaki ve adil bir tutum takınmaları, bu algılamayı doğuran her türlü uygulama ya da yaklaşıma karşı net bir tavır takınmaları gerekmektedir.

Ortadoğu kaynamaya devam ediyor.

Tunus ve mısırda devrilen diktatörlüklerin yerini neyin alacağı meselesi tartışılırken, Libya ,

Bahreyn,Yemen ve Suriye’de karışıklıklar devam etmekte.

Hükümetin Libya da olduğu gibi Suriye’de de net bir tutum takınmayıp her iki tarafı da idare etmeye dönük “tüccar” mantığıyla yürüttüğü dış siyaset tüm “derinlik” iddialarına rağmen iflas etmiştir.

Libya’da resmen ABD menfaatlerini savunan bir ülke konumundaki Türkiye Nato müdahalesinin de sorumluluğunu paylaşmaktadır.

Suriye ile yakınlaşma politikasının ise tamamen Esad yönetimi ile karşılıklı menfaatler üzerine kurulduğu anlaşılmıştır.

Ortadoğu’daki Kürt meselesi halklar ve diktatörler denklemindeki yerini korumakta, devletlerarası anlaşmalarla sürekli by pas edilmeye, görmezden gelinmeye çalışıldığı sürece ise meseleyi içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Kendi içindeki Kürt meselesini çözemeyen bir Türkiye’nin bölge halklarına özgürlük yolunda model veya ilham olması mümkün değildir.

Adil olmak biz Müslümanlar açısından bugün her zamankinden daha önemlidir.

Allah Adiller ve Salihlerle beraberdir.

SAGİR adına Sakarya Dayanışma Derneği

Bir cevap yazın