273. hafta: Özgürlükler; politikanın kıvrak manevralarına alet edilemez

Yeryüzünde ve ülkemizde, hız kesmeksizin farklı alanlarda zulüm hala devam etmektedir. Mezhepsel farklılık, başörtüsü ve etnik kimlikler üzerinden toplumsal ayrışma projeleri hesaplanıp, birer birer hayata geçirilmektedir. Suni gündemler oluşturulup sonrasında oy avcılığı yapmak en hafif tanımla bayağılığın en bariz göstergesidir.

Seçim beyannamelerinde özgürlüklere atıfta bulunan siyasi partilerin seçim sonrasında nasıl bir ülke dizayn edeceklerine dair ipuçlarını aday listelerinde yer alan kimi isimlere baktığımızda net bir şekilde görülebilmek mümkündür. Halen mecliste bulunan ve anketlere göre seçim sonrasında yine ilk 3 sırayı paylaşması kuvvetle muhtemel siyasi partiler; yasakçıları, ergenekoncuları ve daha şimdiden görüntüsünü değiştirme teminatında bulunan isimleri milletin vekili yapmakta bir beis görmemişlerdir.

Özellikle muhafazakar kesimin oylarına talip olan AKP’nin %1,5’çuları, müdürü olmuş olduğu okulda başörtülü öğrencilere nefes alma hakkı dahi tanımayan yasakçıları ve siyaset için başörtüsünü açmaktan kaçınmayacak olanları aday olarak göstermesi oldukça manidardır.

YSK’nın bağımsız milletvekilleri hakkında almış olduğu karar ve sonrası ortaya çıkan çatışma ortamı; alınan yasak kararının masumane bir hukuki sürecin neticesinde değil, ince elenip sık dokunmuş bir toplum mühendisliği hesabının sonucu olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ülke insanından gasp edilen hak ve özgürlükler; politika mekanizmasının kıvrak manevralarına alet edilmeksizin derhal sahiplerine iade edilmelidir.

Üniversitelerdeki kılık kıyafet yasağı YÖK başkanlığının bildirmiş olduğu görüşe rağmen kimi devlet üniversiteleri ve özel üniversitelerde hız kesmeden devam etmektedir.

Trakya Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Enver Duran’ın fakülte panolarına astırdığı “Üniversiteye bağlı tüm birimlerde, toplantı ve törenlerde dahil kız ve erkek ayrımı yapılmaksızın kişilerin başları açık, çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmaları zorunludur.” şeklindeki talimat keyfiliğin hız kesmeksizin devam ettiğinin en bariz göstergesidir. Yasak; sadece Trakya üniversitesine has bir durumda değil Ankara Üniversitesinde, Hacettepe üniversitesinde ve farklı kimi üniversitelerde hala devam etmektedir.

Trakya üniversitesi rektörü yasağın gerekçesini yasalarda göstermek yerine, üniversitenin “Genel Görünüş, Giyiniş ve Davranışları Yönetmeliği’nin 4. Maddesi’yle açıklıyor. Yasal olmayan uygulamanın ihlali halinde, öğrencilere işlem yapılacağı tehdidinde de bulunuyor. Rektörün bu açıklaması yasağın keyfi uygulanıyor olduğunun tescilidir. Durum diğer yasakçı üniversitelerde farklı olmamakla birlikte yasakçı zihniyet bu durumla alakalı sorumluluğu üstlenmemekte ve mesuliyeti YÖK’ün üzerine atmaktadır.

YÖK bu konuda gerekeni yapmalı ve özgürlükler adına bildirmiş olduğu kararı genelge halinde tüm üniversitelere tebliğ etmelidir. Buradan yasağın yılmaz savunucu/bekçilerine gerçek görevlerine dönmelerini tavsiye ediyor, okullarında hala yasağa muhatap olan arkadaşlarımıza haklı davalarında geri adım atmamalarını, İnanç Özgürlüğü Platformu bileşenleri olarak başvuruları halinde olayın takipçisi olacağımızı birkez daha ifade etmek istiyoruz.

Hatırlayacağınız üzere bundan 4 sene önce Adana’da Tevhide Kütük adlı bir İmam Hatip Lisesi öğrencisi kompozisyon yarışmasında birincilik kazanmış, ancak başörtülü olduğu gerekçesi ile ödül almak üzere çıktığı sahneden apar topar indirilmişti.

Yine Adana ve yine bir Tevhide Kütük vakıası. Adana’da Polis Haftası nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında birinci olan lise ikinci sınıf öğrencisi Şaziyenur Erdoğan, başörtülü olduğu için törende sahneye çağrılmadı. Atatürk Parkı’nda gerçekleştirilen törenin ardından seyirciler dağıldıktan sonra öğrenciye ödülü verildi. Maruz bırakıldığı ayrımcılık 16 yaşında bir genç kız için kazandığı başarıyı gölgede bırakacak türdendir. Kazandığı başarının sevincini yaşamak yıllardır başörtülülere çok görülmemektedir. Okulunu birincilikle bitiren, çeşitli alanlarda dereceye giren birçok başörtülü geçmişte de başarısının yok sayılması durumu ile karşı karşıya kalmıştır.

Bizler siyasi otoriteyi elinde tutan mekanizmaya seslenerek; toplumun büyük bir kısmını 2. sınıf vatandaş haline düşüren bu ilkel uygulamalar karşısında başını kumdan çıkarmasını ve yaklaşık 10 yıldır vaat etmiş oldukları özgürlük ortamının sağlanması hususunda gerekli adımları cesurca atmasını tavsiye ediyoruz. Şu açıktır ki; ülkemizde her şeyden önce özgürlükler alanında pozitif bir zihniyet dönüşümü gerçekleşmedikçe bu olaylar yaşanmaya devam edecektir.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU adına

İNSAN HAKLARI VE HİZMET DERNEĞİ

Serkan CODAL

Bir cevap yazın