274. hafta: Başörtülüler dışarıda tutularak hiçbir sorun çözülemez

Geçtiğimiz gün 2007 yılı 27 Nisan e- muhtırasının yıldönümü idi. O günlerde cumhurbaşkanı seçimleri dolayısı ile Türkiye’de suni olarak bir kaos ortamı yaratılmak istendi. Gerekçe ise Çankaya Köşkü’ne çıkacak adayın eşinin başörtülü olmasıydı ve bu Türkiye’de rejim sorunu olarak lanse ediliyordu.12 Nisan günü dönemin Genel Kurmay Başkanı “Basın Bilgilendirme Toplantısı” düzenledi. “Atatürkçülüğe, laikliğe ve cumhuriyetin temel ilkelerine sözde değil özde bağlı” bir Cumhurbaşkanı adayı profili çizen Büyükanıt, aday olan Abdullah Gül’ün bu profile uygun olmadığını söyleyerek e- muhtıraya zemin hazırlamış oluyordu. Nihayet Genel Kurmayın internet sitesinde e- muhtıra yayınlandı. Darbeler zincirine, sanal darbe olarak bir yenisi daha eklendi.

Daha önce Sabih Kanadoğlu tarafından cumhurbaşkanı seçimi için toplantı yeter sayısının Meclis üye tam sayısının 3’te 1’i yani 367 olduğu tezi ortaya atılmıştı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için gerçekte böyle bir şart olmamasına rağmen, meclis ‘te toplantı yeter sayısı için adeta uydurma bir 367 şartı icat edildi. Milletvekillerinin özgür iradelerine de yapılan baskılar neticesinde uydurma 367 şartı gerçekleşti. Muhalefetin seçim sonucunu Anayasa Mahkemesi’ne götürmesiyle Mahkeme seçimleri iptal etti. Bugün yürütme yargıya müdahale ediyor diyenler o gün Türkiye tarihine yeni bir hukuksuzluk örneği yazmış oldular.

Utanç verici başörtüsü yasağı her alanda uygulanmaya devam ediyor. Üniversitelerdeki kısmi iyileşmeye rağmen yasağın uygulandığı alan maalesef çok geniş. Bunun son örneğini 23 Nisan törenlerini Meclisin yüksek yargı mensuplarına ait locasından izleyen kendisi de bir yüksek yargı mensubu olan Nejla Eroğlu ‘na yapılan davranış biçiminde görüyoruz. Bu locanın yüksek yargı mensuplarına ait olduğu söylenerek davetiye sorulması başörtülülerin hala hiçbir makama layık görülmediği anlayışının bir ürünüdür.

Kapı komşumuz Suriye’de baskı rejiminin sonucu olan halk ayaklanmasında da her geçen gün sivil can kaybı artıyor. Reformları hayata geçir diye seslenen halka kulaklarını tıkayan Esad yönetiminin çözüm yerine şiddete başvurması ve bunun da Nato’nun Libya’ya yaptığı gibi müdahale ile sonuçlanması endişesini taşıyoruz. Suriye rejimi halka rağmen ayakta kalamayacağını artık anlamalı ve bir an önce halkın isteklerinin gereğini yapmalıdır.

Türkiye gündemini aylardır meşgul eden ucube heykel tartışmasının boyutlarının geldiği yere baktığımızda pes dedirtecek iğrençliklerle karşılaşıyoruz. Heykel, resim vs. hangi sanat alanında olursa olsun inanç ve kişiliklere hakaret olmadığı sürece özgürlüklerden yanayız. Bunu da her vesileyle dile getirdik. Ama Eskişehir’de yapılan ucube heykele destek sergisinde, heykelden minare ve tesettürlü kadın yüzüne iç çamaşırı, gelinen noktanın ne kadar ahlaki olduğunu bizlere gösteriyor. Kadınlarımız böylesi utanç verici aşağılanmayı asla hak etmediler. Zaten bir milletin onurlu aynı zamanda eli öpülesi kadınları böylesi çirkin siyasi oyunların içinde küçük düşürülmeye çalışılır ve kimsede sesini çıkarmaz ise o milletin geleceği de sarsılmaya yüz tutmuş demektir. Burada yine kadın üzerinden siyaset, kadın üzerinden adeta bir öç almanın öfkesini görüyoruz. Bunun hangi sanat anlayışında, hangi özgürlükte yeri var soruyoruz. Kendisine sanatçı diyen ama sanatçı ruhu taşımayan ve sanatını kötüye kullanan, siyasete alet eden bu kişileri şiddetle kınıyoruz.

Partilerin gösterdikleri kadın aday sayısına baktığımızda, bir önceki döneme göre sayı artmış gibi görünse de bunun da bir aldatmaca ve göz boyama olduğunu görebilmek için; kadınların aday gösterildiği yerlere ve sıralamalarına bakmamız yeterli olacaktır. Erkek milletvekili adayları seçilirken halka yakınlıkları, hizmetleri, liyakatleri göz önünde bulundurulmadan hatta seçim bölgelerinde dahi tanınmamalarına rağmen ilk sıralardan aday gösterilebilmekteler. Seçildikten sonra da çoğu bu bölgelere bir daha uğramadıkları halde birkaç dönem üst üste vekil seçilebiliyorlar. Fakat cesur ve duyarlı bir avuç kadının “başörtülü aday” isteklerine karşı bir karalama furyası başlatılabiliyor ve bu karalama furyası da devam ediyor.

Meclisimizde, ha bire kavga-küfür eden, birbirinin özelini ortaya çıkarmak için fırsat kollayan sözde vekiller değil de; gerçekten bizleri temsil eden, halkın sorunlarını bilen, dokunulmazlık zırhına bürünmeden elini taşın altına koyabilecek özde vekiller istiyoruz. Ama yargılama süreci devam eden kişilerin bile aday gösterildiği bu tabloda başörtülü kadın adayların sadece göstermelik olarak listelere konulmuş olmasını hala kabullenemiyoruz. Biz başörtülü kadınların da bu ülke siyasetinde söz hakkı olması gerektiğine inanıyoruz. Başörtülüler kamusal alanın dışına itildiği sürece çözüm üretilemez. Bu gidişle öküzün altında buzağı arar gibi her sorunun altında başörtüsü aranmaya devam edilecek gibi görünüyor. Kınanmadan, siyasete, medyaya ve sözde sanata alet olmadan haklarımızı savunabileceğimiz, birbirimizi anlayabileceğimiz günlerin yakın olması dileği ile…

ANKARA İnanç Özgürlüğü Platformu Adına

İLKDER Bşk. Yrd. Hadiye KILIÇ

İLKDER

Bir cevap yazın