Sakarya’da 1 Mayıs Eylemi: Küresel kapitalizme kul olma!

Sakarya Dayanışma Derneği ve Özgür Eğitim-Sen 1Mayıs’ta yaptıkları eylemle, kapitalist ekonominin insanlığı açlığa, yoksulluğa ve kredi-faiz bataklığına sürüklendiğine dikkat çekti

1 Mayıs dolayısıyla Bulvar’da düzenlenen eylemde Sakarya Dayanışma Derneği ve Özgür Eğitim-Sen mensupları, kapitalist ekonomik düzenin tüm dünyada insanlığı ve doğayı tükettiğine dikkat çektiler. Deniz Çelik tarafından okunan ortak basın açıklamasında “Küresel bir dayanışmanın sergilendiği 1 Mayıs’ta insanlığı yoksullaştıran ve ifsad eden kapitalist dünya sistemine karşı, vahyin kurtuluş çağrısını seslendirmek için meydanlardayız.” denildi.

“Herkes için adalet, herkes için özgürlük” ve “Küresel kapitalizme karşı küresel intifada” pankartlarının açıldığı eylemde, “Kendine değil, herkese Müslüman,” “Asgari ücret, azami köleliktir,” “1 Mayıs, Küresel ifsada, küresel dayanışma” yazılı dövizler taşınırken, açıklama boyunca sık sık  “Uyan, diren, özgürleş,” “Emekçiler köleniz olmayacak,” “Tevhid, adalet, özgürlük” ve “Yaşasın küresel intifada” sloganları atıldı.

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

Küresel Kapitalizme Kul Olmayacağız!

Değerli Sakarya halkı ve basın mensupları,

Bugün günlerden 1 Mayıs.

İşçilerin, insanca çalışmak ve alın terinin karşılığını almak için 1 Mayıs 1886’da Amerika’da başlattıkları hareketin yıldönümü. O günden bugüne her 1 Mayıs; adaletsizliğe, zulme, sömürüye karşı vicdanları ayaklandırmak için tüm dünya halkları meydanlarda buluşuyor.

Biz de bugün emek ve adaletin evrensel mücadelesine Sakarya’dan omuz vermek için buradayız. Küresel bir dayanışmanın sergilendiği bu günde insanlığı yoksullaştıran ve ifsad eden kapitalist dünya sistemine karşı, vahyin kurtuluş çağrısını seslendirmek için meydanlardayız.

Duyarlı Sakarya halkı,

Açlık ve yoksulluk rakamları hızlı bir artış gösteriyor. Dünya nüfusunun yarısı günde 2 dolardan, 1,5 milyar insan günde 1 dolardan daha az bir gelirle hayatta kalmaya çalışıyor. Dünya genelinde açlık çeken insan sayısı 800 milyonu aştı. Her yıl 11 milyon kişi açlıktan ölüyor.

Türkiye de bu gidişatın dışında sayılamaz. Resmi rakamlara göre Türkiye’de yoksulluk oranı yüzde 17. Yaklaşık 12 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. Üstelik halkın sofrasından lokması eksiltildiği gibi sosyal hakları ve güvenceleri de birer birer elinden alınıyor. 4/C ile işçilerin, 4/B ile kamu çalışanlarının, ücretli uygulaması ile eğitimcilerin, emeği ‘resmen’ sömürülüyor!

Resmi rakamlar milyonlarca insanın açlığa terk edildiğini gösterirken, dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 2.600 Lira, açlık sınırı 870 Lira olarak hesaplanırken, asgari ücretin yalnızca 630 Lira olarak tespit edilmesi tam bir zulümdür!

Diğer taraftan insanların çaresizliğini dahi sömüren düzen, kredi ve faiz ekonomisiyle insanları başka çıkmazlara sürüklüyor. Halkın tüketici ve kredi kartı borçları toplamda 227 milyar lira. Faiz, borç ve haciz sarmalının kuşattığı halkın bankalara olan kredi borcu, milli gelirin yüzde 44’üne ulaşmış durumda!

Nüfusun yarısından fazlası bankalara borçluyken; her iki çalışandan biri asgari ücrete, dolayısıyla açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmişken; “Büyük Türkiye” iddiası yalnızca laftan ibaret kalacaktır.

Büyüklük taslayanlar, özelleştirilen fabrikalarda insanların işsiz bırakılmasını, sendikal haklarını kullanmak isteyen işçilerin derhal işten atılmasını nasıl izah edebilir? Yine “hizmet alımı” adı altında yüzbinlerce kişinin kamuda taşeron işçi olarak çalıştırılması nasıl “istihdam modeli” olarak savunulur? Tüm düzen taşeronlaştırılırken, bu yapılan köleleştirme değilse nedir?

İşçilerinin hakkını vermeyen patronlar, onları tersanelerde, atölyelerde, fabrikalarda, maden ocaklarında, inşaatlarda ölümüne çalıştırırken, bu yaşananlara kayıtsız kalmak hangi vicdana sığar? Afşin’deki kömür sahasındaki göçüğün altında kalan 9 maden işçisi hâlâ toprak altındayken, “Babam gelecek” diye gözleri yollarda bekleyen kızların acısına nasıl kayıtsız kalınabilir?

Denetim yapması ve ihlalleri cezalandırması gerekenlerin, yaşanan kazalara “kader” diyerek, kulların suçunu Allah’tan bilmemizi istemesi kabul edilebilir mi?

Açıkça belirtmek istiyoruz ki, insanların asgari ücret politikalarıyla ezilmesine, alın terinin sömürülmesine, hakkının gasp edilmesine sessiz kalmayacağız! İnsanları açlığa, yoksulluğa terk ederek yeryüzünü çıkar savaşlarının, rant kavgalarının sahasına çevirenlere tepkisiz kalmayacağız. Bu taşeron düzen değişmek zorunda!

Sevgili Sakarya halkı,

Yerlerin ve göklerin ancak adalet ile ayakta duracağı bu dünyayı, hırslarıyla ifsad edenler; sadece bugünümüzü değil geleceğimizi de tüketiyor. Allah’ın insanlara bahşettiği nimetler üzerinde sınırsız ve sorumsuz bir iktidar kuranlar, insanlığı açlığa ve yoksulluğa mahkûm ediyor.

Oysaki sömürülmediği, haksızca paylaşılmadığı, israf edilmediği sürece yeryüzündeki kaynaklar bugünkü dünya nüfusundan çok daha fazlasını beslemeye yeterlidir.

Kapitalizm sadece insanlığı tehdit etmiyor. Denetimsiz ağır sanayi, gen teknolojileri, GDO odaklı tarım üretimi, savaş silahları, bomba denemeleri, nükleer santraller ve yersiz HES projeleri, doğanın dengesini de bozuyor.

Maalesef ülkemizde de yeryüzüne emanet gözüyle bakması gerekenlerin kapıldığı kâr hırsı doğal kaynakları talanıyla sonuçlanıyor. Çernobil’in acılarını, Fukişama’nın hatırlattıklarını yok sayanlar başımıza nükleer bir santral belası açmak üzere! Karadeniz yükselen HES inşaatları ise doğanın can damarı sayılan dereleri kurutmaya devam ediyor.

Değerli dostlar,

Bugün burada, 1 Mayıs vesilesiyle, insanlığın ve doğanın ifsad edildiği, küresel güçlerin her yeri savaş alanına çevirdiği bir dünyaya karşı vahyin, hakkın, adaletin ve özgürlüklerin sesi olmak için toplanmış bulunuyoruz.

Sadece kendine Müslüman olanlara, İslam’ın herkese ve herşeye adaletle yaklaşmayı emrettiğini hatırlatıyoruz.

Bizim için yaşanan hiçbir zulüm birbirinden bağımsız değildir. Bu sebeple asla “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demiyoruz! Her türlü zulme, işgale ve sömürüye karşı adaletin şahitliğini yapmak için direnmekten de vazgeçmeyeceğiz.

Ne işçinin alınterinin sömürülmesine, faiz ekonomisinde yoksullaşmasına, açlığa terk edilmesine ne de insanların anadillerinin, dinlerinin yasaklanmasına sessiz kalırız!

Ne dünyada firavunluk rejimlerinin halkları katletmesine göz yumarız ne de kendi coğrafyamızda süregiden kirli savaşlara, faili meçhullere, tehcirlere…

Sevgili dostlar,

İnanıyoruz ki, adil bir dünya ancak vahyin aydınlığında mümkündür!

Ve insanlık kurtuluşa erene dek adalet için direnişten başka bir şansımız yok!

Küresel zulme karşı yaşasın küresel dayanışma!

Küresel kapitalizme karşı yaşasın Küresel İntifada!

SAKARYA DAYANIŞMA DERNEĞİ & ÖZGÜR EĞİTİM-SEN

Bir cevap yazın