Yürüyen başörtüsü

Önce yine Beytullah Önce duyurdu eksik olmasın. Vicdanı hür insanlar İzmit Merkez Bankası önünde öğleden sonra saat ikide buluşarak, “her alanda başörtüsüne özgürlük” için yürüyecek. Büyük yürüyüşlerle sürdürülen başörtüsüne özgürlük eylemleri yedinci yılına giriyor Kocaeli’de. 30 Nisan yürüyüşü, İzmit İnsan Hakları Parkı’nda yapılan konuşmalarla sona erecek.

Siyaset çözüm üretmekten geri durunca mesele bir kez daha, sorunu ortaya koyarken çözüme de işaret eden yollara çekildi. Başörtülü kadınlar çözüm üretemeyen siyasetin rehineleri olmayı niye istemeli şeklindeki soruya verilen cevaplar muhtelif.

Kamusal alana yakıştırılmayan başörtüsü, sokaklarda dalgalanarak yürüdü yıllarca. Bu gerçeği hep göz ardı etmek istiyoruz, devletin başörtüsü yasağını ısrarla korumasında, bizlerin arasında mevcut kararsız açıklamaların ve tartışmaların da rolü büyük. Kimisi, başörtüsü yasağı sürsün ki Müslümanlar direnişini sürdürebilsin, dedi, hâlâ demekte. Kimisi, Müslüman kadının sokakta işi ne, sokaklar kirletir, dedi ve yazdı. Başörtülü öğrenciler ise çoğunlukla –başka bir yol nadiren mümkün olacağı için- iki kere hicret yollarına düşen Ümmü Seleme’nin izini sürdüler, hakkında pek az şey bildikleri halde bile. (Zeki, cesur, dirayetli Ümmü Seleme oğlunu bir devenin hevdecine yerleştirerek yalnız başına Medine’ye doğru hareket etmemiş miydi, hicret yollarına daha önce düşen eşine ulaşmak için…)

Yürümek, yollara düşmek, bir bakıma Mekke’ye kadar; Hümeyra Ökten’in yaptığı gibi, engelleri aşa aşa, yüklerinden arınarak, hafif adımlarla sınır kapılarından geçerek… Atılan her adım bu anlamda hac yollarına lâyık olmaya duyulan özlemi de yansıtır.

Ümit Aktaş başımı ilk örttüğüm dönemlerde kimi tasarılarımdan vazgeçmem gerektiğinde, her kapı kapalı olsa da sokaklarda başörtüsünü dalgalandırarak yürümek başlı başına bir eylemdir, demişti. Sokaklarda başörtüsü, resmi kamusal alanda olmadığı ölçüde sahici bir varoluşun, nüfuz edilemeyen dünyaların ve yine hayatın ulus devletin güdümüne kapalı akışının seslerini dinlemeye açılıyor. İranlı sosyolog Asaf Bayat’ın ifadesiyle: Toplumda meydana gelecek değişiklikleri siyaset alanından çok, çeşitli kesimlerin sessiz direnişine sahne olan gündelik hayatta aramak gerek.

Oradan baktığınızda içinizi karartan cephe, bu köşeden bakarken bir ırmak esintisi yayıyor. Adımlar gösteriyi eyleme dönüştürecek bir ahenk kazanıyor yol büklüm büklüm kıvrılırken. Bir bakıma yürüyüş halinde olan tahammülünün sınırlarını gözden geçirmeyi mümkün kılacak farklı açıları yakalayacağının bilinciyle de adımlıyor sokakları meydanları.

Başörtülü kadınlar çekirdek ailenin sınırlarından taşarken kamusal alana da değerlerini koruma kaygısıyla geçiş yapamadıkları için sokaklarda dolaşarak bir şeyleri hale yola koymaya çalıştılar. Yürürken, her insanla paylaşamayacakları cümleleri paylaştılar sokaklarla ve sokağın yaydığı cümleleri anlamaya da yatkınlaştılar. Başka bir ifadeyle sokak bazen girilemeyen üniversiteydi, bazen kapı dışarı edilmeyi yaşatan bir kütüphane, bir kültür merkezi hatta hastane. Eve sığmıyor, resmi kabul görmüyorsun, nihayet farklı çatıların arayışının yollarına düşüyorsun. Yollar yürürken bazen kamusal alan damgasıyla daralıyor, bu pek çok kez yaşandı, bir öğretmen bir memur sokakta da başörtüsüz olması gerektiği şeklinde hükümlerle karşılaştı. Sokağı bile içine almaya çalışan yasak yüzünden başörtülü kızlar uzak diyarlara göç ettiler bir süreliğine.

Yürüyüşe geçmek bu açıdan da kalma azminin bir açıklamasına dönüşüyor; sokağı “tutucu kamu”nun genişleme hevesine terk etmemek gerek. Kanada’ya göç eden bir arkadaşımı hatırlıyorum. Biraz daha, biraz daha yürümek isterdi, buluşmalarımızda. Her adımda vaktinin daraldığını söylüyor, yine de yürümeyi sürdürüyordu, gitmeme gerekçelerine ulaşmak için. Gitmemenin bir yoluydu sokaklarda kaybolmak ve kaybeden sokak, anne kucağı ya da beşik olurdu bu durumda, istemeyerek yola çıkmaya hazırlanan için. Gitmek her şeye rağmen o kadar da kolay değil çünkü; mesela fotoğraf çektirilmesi gerek, ve hiç kolay olmayacak bu, düşünüp taşınıyor sokakları adımlarken, pasaport için istenen fotoğrafta sıfır numaraya vurulmuş bir başla görünse daha iyi değil mi peruktan…

Sokaklarda kendini kaybetmek, bulmak üzere kaybetmek, şehrin planını kendi adımlarınla yeniden çizmenin yollarına açılmaktır bir taraftan da. “İdeal vatandaş” kategorisine sığmayan varlığıyla kapılardan çevrilmeyi göze alan kişi, kendi atmosferini adım adım dokuyarak ilerler.

Yeryüzünü bir şeyleri çözeceği inancıyla adımlayan kimsedir sahici zenginlikleri fark eden; “Yürümeye Övgü” kitabının yazarı David Le Breton’un tespiti bu. (Sel; 2008) Yürüdükçe açılan adımların her biri kadar sebep ve açıklama sunar yürüyüş, insanı kırılganlığına olduğu kadar gücüne de ulaştıran sınırlar içinde dünyayı yenilerken…

Cihan Aktaş/ Dünya Bülteni

Bir cevap yazın