Umudun somut hedeflere dönüştürülmesi lazım

Sakarya’daki eylemler, İzmit’teki eylemlerden 20 hafta sonra başladı, bildiğimiz kadarıyla. Sakarya’daki platform ile İzmit arasında bir bağ mı vardı yoksa tamamen bağımsız mı başladı eylemler?

Sakarya’da 28 Şubat sürecinde birçok eylem yapılmıştı. Ancak 99 depremi sonrası gündemiz farklı alanlarda genişlediği için meşguliyetlerimiz de dağıldı.

2005 yılında yapılan “Beyaz Buluşma” sonrası oluşan bıkkınlık atmosferinde İzmit haftalık eylemler başlattı.

Biz de bunu bir açılım olarak değerlendirip, İzmitteki arkadaşlarımızı ziyarete gittik. 20. Haftalık basın açıklamasını yapan arkadaşlarımızda bir yalnız bırakılmışlık hali ve moral bozukluğu oluşmuştu doğal olarak.

Sakaryada başlatacağımız süresiz eylemlik kararı ile verdiğimiz destek sözü bir anlamda “Başörtüsü Direnişi” olarak adlandırdığımız sürecinde başlangıcı oldu. Ve sonrasında bildiğiniz gibi 10 farklı ilde bu sürece dahil oldular.

Eylemlerinizi Sakarya halkı nasıl karşıladı, katılım oranı yüksek oluyor mu halen?

Halkın meşru dürüst ve samimi davalara, desteği her zaman olmuştur. Biz de ilk günden itibaren insanlarımızın samimi desteğini gördük. Gerçi zaman zaman bizi hükümet taraftarı zannedenler tarafından protesto da edildik ancak genel tutum özellikle bizim ne dediğimizi ve neyi savunduğumuzu anlayan hemen herkesimden insanın desteğini en azından takdirini aldı.

Katılım meselesi ise platformların ilk döneminde tartıştığı bir başlıktı. Yaşadıklarımız bize günü birlik sansasyonel eylemlerin arkasında örgütlü bir irade yoksa bir işe yaramadığını aksine kitlede moral bozukluğuna yol açtığını gösterdi. Bu açıdan biz stratejik olarak eylemlere katılımın arttırılmasından ziyade eylem yapılan noktaların sayısını arttırılmasına yoğunlaşmayı tercih ettik. Dalgaların gücünden ziyade sürekliliğine vurgu yaptık.

İlk günden bu yana bölge halkında da bir bilinçlenme ya da değişiklik oldu mu? Sesiniz duyuldu mu, nasıl tepkiler aldınız?

Halkın hassasiyetlerinin bilince dönüşmesi bir takım siyasal süreçleri gerektiriyor. 12 Eylülün örgütsüz ve ideolojilerden arındırılmış kitlelerinden bu anlamda beklenilebileceklerin orta vadeli bir perspektife ihtiyacı var.

Biz baştan itibaren Başörtüsünü ülkenin özgürlükler mücadelesinin bir cüzü bir cephesi olarak kabul etiğimiz için salt başörtüsüne kitlenmiş bir söylem geliştirmedik. Kitlenin adalet ve özgürlüklerin bütününe bakışında bir tutarlılığı beslemeye ve geliştirmeye çalıştık. “Kendine değil her kese Müslüman” bir söylemi kullandık.

Bu tutarlılık ve açıklık orta vadede bize herkesimden insanın saygısını kazandırdı.

28 Şubat’tan sonra Türkiye hemen her konuda ciddi yollar kat etti. Buna nazaran başörtüsü sorunu hakkında ciddi bir gelişmeden bahsetmemiz zor. Siz bunları nasıl yorumluyorsunuz?

Ciddi yol katedildi önermesi tartışmalı bence. Son bir yıllık özgürlük ihlalleri bilançosu dahi nerede durduğumuzun karanlık bir tablosunu gösteriyor.

Başörtüsüne gelince daha problemli bir süreçle karşı karşıyayız. Başörtüsü mücadelesi bidayetinde resmi ideoloji ile Başörtülüler arasında bir hak mücadelesi iken AKP iktidarı sonrasında “devlet ve resmi ideolojisi” denklemden çıkarılarak mesele halkın farklı kesimleri arasında bir sorun şeklinde kurgulandı.

Mesela hükümet önceleri 12 Eylül’ün bir kurumu olan YÖK’e karşı iken kadrolarını değiştirdikten sonra bunu başörtülülere üniversitelerde yer açmak için bir siyaset olarak kullandı. Böyle olunca YÖK ün bizatihi kendisine karşı olan kesimler tarafından Başörtüsü mücadelesi AKP ‘ye karşı mücadelenin bir mevzii olarak algılanmaya başlandı.

Bu gün hükümetin zorlamasıyla girilebilen üniversiteler yarın halkta biriken öfke hükümeti devirdiğinde acaba nasıl bir yapıda olacak ve dindar camia Başörtüsüne özgürlüğü o zaman hangi meşruiyet zemininde savunacak?

Son YGS sınavı sonrasında oluşan algıyı ve tepkiyi bu açıdan doğru okumak lazım diye düşünüyorum.

Umutlu musunuz? Bu sorunları aşabilecek mi Türkiye?

Bizim için umut itikattandır tabiî ki. Ancak umudun örgütlenmesi lazım.

Umudun somut hedeflere ve bağımsız bir söyleme dönüştürülmesi lazım. Bu anlamda daha yolun başındayız.

SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ ADINA GERÇEK HAYAT DERGİSİ’NE VERİLEN RÖPORTAJIN TAM METNİDİR.

Bir cevap yazın