PKK-Hizbullah Gerginliği

PKK ve Hizbullah çatışması sürecinin bir tanığı olarak, yıllardır kardeş kavgasına dikkat çekiyor ve yeniden çatışmalı döneme geri dönülmemesi için tarafları uyarmaya çalışıyoruz. Ancak, bu uyarılarımızda ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamadığımızı; yaşadığımız diyaloglardan anlıyoruz.

Samimiyetimle söylüyorum ki bidayetinden beri, kimseye yaranmak için yola çıkmadık ve tarafları sukünete davet etmemizin nedeni de halkımızın maslahatı ve geleceğine dair kaygılarımızdandır.

Tekrar edelim ki; doksanlı yıllarda çatışmayı başlatan PKK’dir ve amacı; bölgede tek otorite olmaktı. Hizbullahî kesimin de buna verdiği cevapta aşırı gittiğine dair kanaatimi muhafaza ediyorum. Sevindirici olanın Hizbullah cemaatinin on yıla yakındır şiddeti terketmiş olması ve bundaki samimiyetidir. Aynı şeyi PKK için söylemek zordur. BDP, DTK ve diğer oluşumların varlığı bugün için PKK’nin vesayetini aşacak düzeyde değildir.

Kandil’de bu işi idare eden üç tane ağa vardır. Bu ağalardan birinin Türk ve Kürdlerin, Müslümanların maslahatını düşündüğünü sanmıyorum. Hatta bir defasında isim vermeden benim bir yazıma da cevap vermiş ve beni AKP, Fethullah Hoca yandaşı diye suçlamıştı.

Diğer ağamız ise Alewi ama musbet düşünemeyen biri. Elimizde sayın serok’un akrabası ve hemşerisi sünni ağa kalıyor. Bildiğim kadarıyla ondan biraz beklenti var, ama başarıp başaramayacağını zaman gösterecektir.

Meselemize dönersek; 2009 yılında Adana’da Hizbullah’a yakın Şura-Der’e saldırı oldu ve bunu yapanlar Apoculardı. PKK, ANF, DTP-BDP bunu kınamadı, tam tersine ANF kendisine yakışanı yaparak suçlamalarda bulundu.

Yuksekova’da da defalarca Mustazaf-Der’e saldırı oldu ve bunu yapanların PKK kamuflajlı olduğu görülmektedir. Zaten bidayetinden beridir ki PKK yol geçen hanı olmuştur ve öyle ki bir zamanlar Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük biz Kürdlere Hocalık yapıyordu. Elbette bu arada Hizbullah’a yanaşan ve ona nasihat eden Müslüman Türk kardeşlerimiz de olacaktır.

PKK ve Hizbullah’ın eksiği Kurdistanî ve Kurdî zemini esas almayıp, ideolojik-siyasi önceliklere göre hareket etmeleridir. PKK ve Öcalan’a göre Milliyetçilik ilkellik ve gericilik iken, Hizbullah’a göre ise cahiliyyedir. PKK’nin üçüncü kalite sosyalizm ve Kemalizm ile boyanmış düşüncesi ile Hizbullah’ın Kurdî ve Kurdistanî zemini tahkim etmemesi ve bunu dert ettiğine dair emarelerin belirgin olmaması; bizi çatışan, birbirini sevmeyen, suçlayan iki hareketle karşı karşıya getiriyor.

Son Yuksekova hadisesinin yakın sonuçları şu; BDP’nin desteklediği bazı bağımsız adaylara oy vermeyi düşünen birçok islamcı, bu olaydan ve BDP’nin tutumundan dolayı desteğini geri çekmiştir. Bundan istifade eden AKP olacaktır.

İkincisi; eğer PKK ve Hizbullah tekrar çatışmaya başlarsa Kuzey Kürdistan ikiye bölünecektir. PKK-BDP daha da dar bir şeride sıkışacak, Bingöl, Elazığ, Malatya, Adıyaman, Maraş, Urfa, Mardin çemberi Hizbullah tarafından denetlenerek kardeş kavgası tüm Kürdistan sahasına yayılacaktır.

Böylesi bir durumda eskiden olduğu gibi PKK’nin dinsizliği, Hizbullah’ın devlet yanlısı olduğu propagandası işlenecek ve Kürdlerin olmayan milli birliği, yakın dönemde gündemden kalkacaktır. Sorumluluk PKK ve BDP’dedir. Çünkü büyük ve güçlü o ise, o Hizbullah’ın kapısını çalmalı, Kürdlerin maslahatı için gerekirse barış içn yalvarmalıdır. Tıpkı; Öcalan’ın uçakta; hizmete amade olduğunu belirtmesi gibi.

Öcalan isterse; bir açıklamasıyla (eğer yazamıyorsa kendisine açıklama metni gönderebilirim); Hizbullahçıların da kardeşimiz olduğunu, kesinlikle onlara ve derneklerine saldırılmaması gerektiğini açıklayabilir. Ama bunu yapmaz, çünkü milletin çocukları ölürken bir acı hissettiğini sanmıyorum. Keza kardeş kavgasından da tedirgin olduğunu da sanmam. Beni yalancı çıkarırsa sadece mutlu olurum.

Olası PKK-Hizbullah çatışmasında her iki tarafa da yanaşacak, destek verecek Türk solcular, İslamcılar olacaktır. Unutmayalım ki Türk solu ve İslamcılığı devletin denetimi altındadır.

Apoculara birkaç soru: Malumunuz biz Kuzey Kürdistan Kürdleri Şafiiyiz. Bizde tertip (seydalara sorula) önemlidir. Hatta tertip olmadan birçok ibadet geçersiz olur. Haliyle; Yuksekova ve Kuzey Kürdistan’daki mücadeleyi nereden başlatmalı?

Türk ordusunun karış karış denetlediği, Valilik, Kaymakamlık ve Polis teşkilatıyla, MİT’iyle denetlenen Kürd coğrafyasında özgürlüğümüzün önündeki yegane engel; bizim ve sizin gibi bu bölgenin insanı olan Hizbullahçılar mıdır? Mustazaf-Der’in olmadığı bir Kürdistan özgür müdür?

Bir tehlike daha var; Kürdistan’da “çok sesli ve çok renkli” yapıya hürmet etmeyen bir hareketin denetim kurmasını arzulamayan kahir bir Kürd kitlesi vardır. Kurdistan’ın sadece Apocuların denetimine bırakılacağını mı zannediyorsunuz? Dünya dengeleri ve Kurdistan’ın iç dinamikleri de buna izin vermez.

Haber Diyarbakır

Bir cevap yazın