Nakba-Büyük Felaketi Anmak

Ilan Pappe’nin “Filistin’in etnik temizliği” diye adlandırdığını Edvard Said, “Soykırım-Holocaust” olarak nitelemişti:“İnsana dair her felaket farklıdır fakat analojileri ve saklı benzerlikleri görmek önemlidir”.

Said, Nazi imhasını, “(Yahudi) kolektif varlığının en dip noktası” olarak betimlemişti. Hitler’in altındaki “Yahudiler kadar güçsüz” işgal altındaki günümüz Filistinlileri, savunma için değil “şeytani amaçlar için kullanılan güç” nedeniyle yok ediliyor.

Sonuç olarak, Hindu putperest sanemine öykünerek önüne geçen her şeyi yok eden İsrail askeri makinesi, sistematik terör uygularken ve kimse yardım için müdahale etmezken, Filistinliler hayata pamuk ipliğiyle bağlılar. Said, “Yüzlerce bin kişinin ölmesi mi Siyonist amaçtı? Adalet savunucularının, Yahudilerin onlarca yıl başarmak için uğraştığını Filistinliler için talep etme zamanı gelmedi mi?” diye soracaktı.

“Filistinlilerin Etnik Temizliği” adlı kitabında Pappe, İsrail’in D (İbranice Dalet) planını, acımasız savaşını belgeliyor:

• Köylerin ve şehirlerin nüfussuzlaştırılması,

• Masum sivillerin katliamı,

• Tecavüz ve uygulanan diğer mezalimler,

• Evleri, malları ve eşyaları çalmak, evleri bombalamak, buldozerle yıkmak ve yakmak,

• Sürgündeki Filistinlilerin dönüşünün engellenmesi.

Toplamda, sistematik terör 800 bin Filistinliyi sürgün etti, daha fazlasını katletti. Tel Aviv, Hayfa ve Kudüs gibi şehirlerde 11 semti ve 531 köyü haritadan sildi. Bugün uluslararası hukukun insanlığa karşı işlenmiş bir savaş suçu olarak nitelediği ve Nürnberg’de Nazilerin suçlu bulunarak asıldığı soykırımsal bir etnik temizlik gerçekleştirdi.

44 yıllık işgal altında bu Haziran, Filistinliler, korku altındaki hayatları üzerinde hiçbir haklara sahip olmadan kurumsallaşmış ırkçı işkenceye gün-be-gün maruz kalmaya devam ediyor:

• Ekonomik boğazlanma,

• Her hangi bir neden için kolektif cezalandırma,

• Özellikle Gazze’de en temel özgürlüklerin yok edilmesi,

• Irkçı (apartheid) ayrım duvarları, elektrikli çitler ve sınır noktalarıyla kapatılma,

• Düzenli sokağa çıkma yasakları, yol kapamalar ve kontrol noktaları,

• Evlerinin, tarlalarının ve bahçelerinin buldozerle yıkılması,

• Nedensiz işkence, tutuklanma ve hapsedilme.

Daha da ötesi şunlara katlanıyorlar:

• Saldırılar ve yargısız infazlar,

• Para cezaları,

• Dirençlerini kırmaya çalışan İsrailli yetkililerin kafasına estiği gibi verdiği hayat ve sıhhat için zorunlu sağlık, eğitim, iş ve yeterli gıda-su gibi en temel hizmetlerden yoksunluk.

Direnmek için etkin bir güçten yoksun olarak, onları yok sayan, işgali ebedileştiren, haklarını görmezden gelen uluslararası mahkemelerde çare aramaları engelleniyor.

15 Mayıs’ta Filistinliler, İsrail’in 63’ncü Kuruluş Günü’nden (KG) bir gün sonra Nakba (Büyük Felaketi) anacaklar. Gerçekte olaylar, Kudüs Dağı’ndaki Herzl milli mezarlığında ateşlerin yakıldığı, İsrail’in Anma-Hatıra Günü Yom Hazikaron’un olduğu 9 Mayıs’ta başladı. Yahudi takvimine göre Kuruluş Günü 10 Mayıs’ta kutlandı.

Ülkede etkinlikler yapıldı, askeri hava-deniz gösterileri düzenlendi. KG akşamı, senelik İsrail ödülleri dağıtıldı.

Bu yılki İsrail KD’sinin teması, Yahudi olmayan herkesi, vatandaştan çok beşinci kol (Ziyaretçiler-Visitors’daki direnişe gönderme) gibi muamele gören İsrailli Arapların yanında özellikle Filistinlileri yok sayan“Diğerinin arkasını kollamak-ortak özen”di.

KG Törenleri’nin başlangıcında, Başkan Şimon Perez, İsrail’in Kuruluş Savaşı’nın “dünyadaki en ahlaki ve en iyi ordulardan birini” kurduğunu söyleyerek, “bir devletin doğuşunun tarihi mucizesi” hakkında konuştu.

Gerçekte o ve diğer İsrailli yetkililerin bölge Araplarına karşı onlarca yıllık katliam, yıkım ve acımasızlığı görmezden gelişi, herhangi bir ahlak nosyonunu yalanlıyor. Filistinliler, her gün ödedikleri muazzam bedelle onun ne demek istediğini gayet iyi anladı.

İsrail’in 1947-1948 Planı’nın kökleri şöyle başladı:

• Siyonizm’in 19’ncu yüzyılda doğuşu; 1985’de, kurucu Theodor Herzl şöyle yazdı: “Devletin bize tahsis ettiği toprağı nazikçe kamulaştırmalıyız. Sınırın ötesindeki meteliksiz halkı, ülkemizde iş vermeyi reddederek canlandırmaya çalışmalıyız”.

• Arap topluluklarının detaylı kayıtlarını derlemek için 1901 Yahudi Milli Fonu (JNF) kuruluşu. Daha sonra Siyonistler, nerede ve neyi kolonileştireceklerini bileceklerdi. Aynı zamanda Filistin toprağını satın alacak ve işgal edeceklerdi.

• 1930’ların sonuna doğru, her Arap köyünün ve kasabasının detaylı topografik haritası sağlandı. Bilgiler içerisinde, tarım, ekili toprak, ağaç sayısı, meyvelerin-mahsulün kalitesi, aile başına düşen ortalama arazi miktarı, araç sayısı, dükkân sahipleri, Filistinli aşiretler, siyasi eğilimleri, camilerin tanımı, imamların, memurların isimleri gibi detaylar yer alıyordu.

• 1947’de, yok edilmek için “aranan kişiler” bu listeye dâhil edildi. Güç boşluğu yaratmak için tutuklanacak ve soğukkanlılıkla infaz edilecek liderler de eklendi.

• Süreç, İngiliz Mandası’nın bitişinden 5 ay sonra başladı. İngilizler, engellemek için bir şey yapmadı. David Ben-Gurion, 1920’lerden 1960’lara kadar liderliğini yaptı. Filistin’in etnik temizliğinden sonra şunları söyledi: “Geldik ve ülkelerini çaldık… Geri dönmemeleri için ne gerekiyorsa yapmalıyız”. On yıl önce oğluna şöyle yazmıştı: “Elimizdeki tüm güçle Arapları süreceğiz ve yerlerini alacağız…”

• Diğer İsrailli liderler de aynı zihniyeti dile getirdi. Bunlardan ikisi başbakandı. Golda Meir, “Filistinliler diye bir şey yok” derken, Nobel Ödüllü Menachem Begin Filistinlileri “iki-ayaklı hayvanlar” olarak nitelendirecek ve Yahudilerin “Temel Irk” olduğunu ve “yeryüzündeki tanrılar olduğunu” söyleyecekti.

• 1972’de İşçi Partisi lideri Haim Herzog daha tedbirliydi: “Milletimize binlerce yıl tahsis edilen bir toprakta Filistinlileri ortak görmeye hazır değilim. Bu toprağın Yahudileri için ortaklık olamaz”.

Filistin Holocaust’u

Alnakba.org, felaketin boyutlarını göz önüne bir kez daha seriyor. Gazze, Kudüs, Hayfa, Yafa, Nasıra ve Halil İbrahim’deki 14 Filistin bölgesinde yok edilen köylerin listesini veriyor. Bir tanesi Kudüs bölgesindeki Deir Yasin. 9 Nisan 1948’de, Nakba katliamlarından biri burada gerçekleşti. İsrail askerleri köye girdi, içlerinde çocuklar-kadınların bulunduğu evleri makineli tüfeklerle taradı.

Kalan köylüler toplandı ve soğukkanlılıkla katledildi. İçlerinde çocuklar, bebekler, yaşlılar ve tecavüz edilen kadınlar vardı. Katledilenlerin sayısı kesin değil ancak en iyi ihtimalle 93 ila 120 arasında Filistinli katledildi. Buna ek olarak, ardından gelen çatışmalarda düzinelerce Filistinli daha öldürüldü. Mümkün olan en az Arap’ı sağ bırakarak mümkün olduğu kadar çok Filistin toprağını ele geçirmek için sistematik temizlik planı parçası olarak birçok köy de aynı akıbete uğradı.

1947 Aralık’ında Filistin’deki Yahudilerin sayısı 600 bin Filistinliler 1,3 milyondu. Ben-Gurion, “Her saldırı, işgal, yıkım ve sürgünle bitmeli” diyerek onların yok edilmesini istedi. Şunu demek istiyordu:

• Nüfussuzlaştırma,

• Haritadan silme,

• Evlerin patlatılması, yakılması ve buldozerle yıkılması,

• İçerisindeki sakinlerin boğazlanması,

• Hareket eden her şeye, özellikle savaşma yaşındaki erkekler ya da direniş tehdidi olan gençlere ateş edilmesi,

• Asla Filistin kolektif hatırasında yer almayacak şekilde geride enkaz, unutulmuş bir arazi ve onurlu bir tarihin silinişini bırakmak.

Bugün, Lifta’nın kalıntıları Kudüs’ten görülebilir. Dayr Aban’dan kalanlar moloz yığınları, çökmüş çatılar ve bazı duvarlar. Barka’da sadece 2 ev ayakta. Biri boş diğeri bir depo olarak kullanılıyor.

Jura, Aşkelon şehri oldu. Yahudi nüfusu 117 bini aşıyor. El-Faluca’da kalan tek Arap, cami temelleri ve duvarları. İsrail kasabası Kiryat Gat, El-Faluca ve Irak El-Manşiye arasında kalıyor. Yüzlerce Arap köyünün de benzer öyküleri var. Haritadan silinmiş ve sadece Yahudi yerleşimine izin veriliyor.

İsrail’in yeni Nakba Kanunu, bu olayı İsrail vicdanından silmek için anılmasını yasaklıyor.

Bütçe Kanunu Yasaması, maliye bakanına, İsrail’in “Yahudi ve demokratik bir devlet” tanımına farklı bir faaliyet içerisinde yer alan ya da İsrail’in Kuruluş Günü’nün Yas Gün olarak anan herhangi bir özel ya da tüzel kişiliğin mali desteğini azaltma ya da yok etme olanağı sağlıyor. Diğer bir ifadeyle, Yahudi olmayan herkese karşı acımasız ırkçı mezalimin başka bir yolu olarak Arap tarihi ve kültürünü ifade etme, öğretme ve anlatma özgürlüklerini elinden alıyor.

Ne olursa olsun, bugün Filistin vicdanına gömülü olmayı sürdürüyor. Tarihi bir gerçek olarak, dehşet verici bir adaletsizliği simgelemeye; bağımsızlık, özgürlük, barış ve sadece telafi için mücadeleye ilham olmaya devam ediyor.

Stephen Lendman*

* Chicago’da yaşayan bir aktivist. Progressive Radio Network’de radyo programları yapıyor.

Bu makale Oğuz Eser tarafından Timeturk.Com için tercüme edilmiştir.

Bir cevap yazın