Bu kanlı oyun bozulmalıdır

Yüksekova’da, bir PKK’lının cenaze gösterileri esnasında, Mustazaf-Der binasına taşlı saldırılar sonrasında çıkan arbede de göstericiler arasından açılan ateş sonucu çatıda bulunan Musatazaf-Der şube başkan yardımcısı vurularak yaşamını kaybetti. Bu vefat bir felaketin, kanlı bir oyunun başlangıç kıvılcımını oluşturmak, bardağı taşıran son damla olmak için yeterli görünüyor.

Öncellikle olası bir Hizbullah-PKK çatışması, bilinmelidir ki her iki taraf başta olmak üzere bir süredir açılım politikaları üzerinden gerçekleşen sivil değişimle elde edilen tüm kazanımları radikal bir şekilde sabote edecek ve yeniden Ergenekoncu derin devletin ideolojik egemenliğinin, çatışma ve militarizm üzerine kurulu güvenlik ve asayiş merkezli politikalarına dönüşü beraberinde getirecektir. Böyle bir durum bu kanlı oyunu başlatmak isteyenlerin en önemli hedeflerinin gerçekleşmesi anlamına gelir.

PKK içindeki, silahlı çatışma yanlısı, Ergenekoncu paydaşlar için bu istenilen bir durum olsa da, başta Müslüman Kürt Halkı olmak üzere toplumun diğer sivil tüm kesimleri için yeniden, acı ve gözyaşı dolu günlerin, ölümlerin, düşük yoğunluklu savaş koşullarının gelmesi demek. Yani tankların, uçakların, bombaların ve silahların kan ve barut kokan, ölüm kusan gri gölgelerinin, tüm Kürdistan coğrafyasını ölümcül iklimi ile yeniden kuşatması demek.

PKK, yıllardır hep aynı şeyleri yapıyor. Kendi dışında her türlü güce karşı bir sindirme ve yok etme politikası izliyor. Bunun için her türlü yalanı, oyunu, ajitasyonu, kendi çıkarları dışında hiçbir ilke tanımayan her türlü yönteme başvurmaktan çekinmiyor. Bu olayda da, seçim süreci sonrasında dozu daha da artan bir şekilde, her vesile ile kendinden olmayan her kesimi hedef alarak, dükkânları taşlıyor, Molotof kokteylleri ile her yere saldırıyor, yakıyor, yıkıyor ve her türlü zararı veriyor. Böylelikle tam bir tedhiş ortamı oluşturuyor. Bu yönü ile bakıldığında bölgede PKK/KCK tarafından uygulanan adı konulmamış bir defakto olağanüstü hal yaşanıyor demek yerinde olur sanırım.

Bu konu ile ilgili, şiddetin terk edilmesine dönük birçok sivil toplum kuruluşu tarafından BDP üzerinden her vesile ile yapılan çağrılar hiçbir şekilde dikkate alınmıyor. Gerçi BDP’nin kendisi de bu baskı zemininden kurtulamıyor dersek doğru olur. Bırakın milletvekillerini, başkanlar nezdinde bile yapılan yer yer basiretli açıklamalar, KCK/PKK üzerinden sabote edilerek kendilerine hadleri bildiriliyor. Bu durumu en son Yüksekova olayında da görmek mümkün. Olayın bir gün sonrasında birçok sivil toplum kuruluşu nezdinde bir araya gelinerek, bu tehlikeli ve acı olay kınanmış, bu konudaki endişeler dile getirilmiş ve basın açıklaması yapılarak başta PKK/KCK olmak üzere aklıselim çağrıları yapılmıştı taraflara. Bu açıklamayı yapan sivil toplum kuruluşları bir ileri adım daha atarak, seçtikleri bir temsilci heyetle, BDP eş başkanlarından Selahattin Demirtaş ziyaret edilmiş ve bildirideki kaygılar bir de sözlü olarak kendisine Diyarbakır’da iletilmişti.

Bu konudaki kaygıları oldukça yerinde gören ve paylaşan Sayın Demirtaş, olayın faillerinin bulunacağını, cezalandırılacağını, bölgede dini hassasiyeti bulunan bu grubun bir gerçeklik olarak kabul edilmesi gerekliliğini ve kendisinin baş sağlığı ve taziye için ziyarette bulunacağına dair oldukça yapıcı bir yaklaşımı olmasına rağmen bir gün sonra, her halde KCK tarafından kulağı çekildiği için, Yüksekova’da halka yaptığı konuşmada adeta yangına benzin döken açıklamalarda bulundu.

Diyarbakır’da STK’ların ziyaretinde oldukça yapıcı açıklamalar yapan Sayın Demirtaş, konuyla ilgili olarak, geçmişte yaşanan olaylara dair tüm kesimlerin dersler çıkarmaları gerektiğini ve kendilerinin de dersler çıkardıklarını söyledi. Tabiri caizse Kürdistan’da uçan kuşun bile bedel ödediğini ifade eden Demirtaş, bu yönüyle Kürdistan’da faaliyet yürüten İslami hassasiyeti yüksek kesimlerin de bu coğrafyanın bir gerçeği olduklarını ve kesinlikle kendilerinin bu kesimlere yönelik bir saldırıyı tasvip etmediklerini belirtti. Kendi siyasal hareketlerinin böyle bir saldırı planlarının olmadığını ve bu tarz bir eylemin karanlık odakların işi olduğuna inandıklarını belirten Demirtaş saldırıyı provokatif diye nitelendirdi.

Yüksekova’da yaptığı konuşmada ise ilk açıklamalardaki yapıcı değerlendirmelerden eser kalmamıştı. Olayın tezgah olduğunu, derin devletin işi olduğunu, olayların provokasyon olduğunu, sorumluların AK Parti ve emrindeki polisler olduğunu söyledi. Demirtaş yaptığı açıklamada; “Biz o çevrelere de çağrı yaptık. Yakın geçmişten ders çıkarılmış olması lazım. Geçmişte derin güçlerin, kontranın bu güçleri, bu çevreleri nasıl kullandığını ve nasıl tetikçi haline getirdiklerini biliyoruz. Bir kez daha bu halk birbirine karşı düşmanlaştırılmak isteniyor. Bu kadar açıkken nasıl olur da bu tezgâha düşerler. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Gever halkı burada her gün meydanlarda, sizin de dahil olduğunuz o onuru korumaya çalışırken, siz kime karşı gövde gösterisi yapıyorsunuz. Ayıp değil mi, utanmıyor musunuz? Bu devletin bütün gücüyle dize getiremediği Gever halkına karşı ayıp değil mi. Biz kendi içimizde barıştan kardeşlikten ve ulusal birlikten yanayız. Bu halkın değerlerine, iradesine saygı duymak herkesin görevi olmalıdır. Herkesi de böylesi bir birlik etrafına çağırıyoruz. Gever halkı duyarlıdır, diğer çevrelerin de bu konuda bir kez daha duyarlı olmalarını bekliyoruz. Bu olayların büyümeden karşılıklı olarak bir kez daha gözden geçirilmesi lazım.” Yani bildik PKK manipülasyonları Demirtaş’ın ağzından tekrardan tehdit dolu ifadelerle söyletildi.

Ama PKK/KCK şunu çok iyi bilmelidir ki; koşullar 90’lı yılların karanlık, derin devlet koşulları değildir artık. Kimse, kontranın kullandığı güç, tetikçiler gibi manipülatif tanımlamalara, yalanlara, politik saptırmalara inanmaz ve kanmaz. Ve artık PKK, kendi dışındaki tüm yapı ve çizgileri, Kürdistan’ın reel politik gerçekliğinde tanımalıdır. Ve bu gerçekliğe göre hareket etmeli, söylem ve duruş sergilemelidir.

Diyarbakır’daki buluşmada Selahattin Demirtaş ile beraber BDP’den Diyarbakır bağımsız aday listesine girmeyi başaran Altan Tan da bulunuyordu. Altan Tan ise görüşmede, bu kesimlerin aynı topraklarda yaşayan bir halk olduklarını belirtti. Tan, saldırı ardından yaşanan ölüm hadisesine çokça üzüldüklerini belirterek olayı Kürtler arasına nifak sokmak isteyen odakların işi olarak tanımladı.

Sayın Altan Tan, İslami çevrenin yakından tanıdığı bir isim. Siyasi mücadelesini hep kendince sahip olduğu dini değerleri ve ilkeleri üzerinden sürdürmüş Müslüman bir Kürt aydını. BDP’nin kendi ideolojik çemberini kırıp, kendi dışında bir dünya görüşüne sahip kişileri destekleyip, bu seçimlerde aday göstermesini, olumlu bir değişimin başlangıcı olduğunu çeşitli yazılarımda belirtmiştim. Ancak bu son yaşanan olaylar, BDP’deki bu değişimin, samimi, içten olduğu konusunda şüpheleri derinleştirmiştir. Görülüyor ki BDP’deki adaylar üzerinden ortaya çıkan bu sözde değişim, kendi dışındaki düşünce ve anlayışlarla birlikte yol alma çabası olmaktan çok, BDP’nin kurtulamadığı PKK vesayetini, otoriterliğini, kendi dışındakine yaşam hakkı tanımayan duruşunu kamufle etmeye dönük oportünist bir yaklaşımdır. Siyasi alandaki makyevelist anlayışın, acımasız Stanilist taktiklerle sentezlenmesi ile uygulamaya konulmuş bayatlamış bir strateji olmaktan öte bir anlamı yoktur.

PKK, 90’lı yıllarda yaptığının benzerini şimdi siyasi legal alanda yeniden uygulamaya çalışıyor. Hizbullah’la çatışmasında bir yandan Hizbulkontra diye, JİTEM operasyonu diye kara bir propaganda yürütürken, diğer yandan Medzehra gibi kimi apolitik İslami çevrelerle de sıcak ilişkiler geliştirerek, onların çalışmalarına rahat bir ortam oluşturarak, sözüm ona gerçek samimi Müslümanlarla, İslami yapılarla sorunu olmadığını göstermeye çalışıyordu. Şimdi benzer bir stratejiyi siyasi alanda uyguluyor. Altan Tan gibi, Şerafettin Elçi gibi kendi dışındaki, hatta yer yer kendisini düşünsel bağlamda eleştiren kişileri aday listelerine alarak, kendisi için tehdit gördüğü diğer oluşumların üzerine gitmede meşrulaştırıcı bir malzeme olarak kullanmaya çalışıyor. Ama bu stratejinin artık maya tutmayacağını bilmeleri gerek.

Altan Tan, BDP’de aday gösterilme ile ilgili gelen eleştirilere, dosta düşmana duyurulur diyerek, kendisinin değerleri, inanç ve ilkeleri ile İslami kimliği ile bu zeminde siyaset yapacağını, Özgün Duruş gazetesindeki son yazısında altını çizerek ifade etmesi ve bu konudaki hassasiyetinin, onu seven ve sayan çevresi açısından önemli olduğunu belirtelim. Ama Yüksekova olayı ile ilgili buluşmada söz alan Altan Tan’ın saldırı ardından yaşanan ölüm hadisesine çokça üzüldüklerini belirterek olayı Kürtler arasına nifak sokmak isteyen odakların işi olarak tanımlayarak geçiştirmesi, açık ve bir süredir artan bir dozajla devam eden BDP gösterilerindeki taşlı, molotoflu saldırılarla ilgili en azından rahatsızlığını belirtmemesi, olayın açık ve net failleri olan BDP’li göstericilerin Mustazaf-Der binasına saldırması ve ardından bu grup içinden açılan ateş sonucu ölüm olayının gerçekleşmesi hususu ile ilgili bir tavır sergilememesi, kendisinden beklenen etkili ve güçlü duruş açısından beklentileri boşa çıkaran bir durum oluşturmuştur. Bu durumda, dostça şu hususu, Aysel Tuğluk’un sözleri ile yeniden hatırlatmakla yetinelim. Bu gün yaşananlar bilinmelidir ki ne meclis ve ne de milletvekilliği sorunudur. Bu süreçte yaşananlara karşı gösterdiğimiz ve göstereceğimiz söz ve davranışlar tarihe şahitliğimizin, adalet ve özgürlükler karşısındaki duruşlarımızın tescillenmesi sorunudur.

Mustazaf-Der, Hizbullah/İlim grubuna yakınlığı ile bilinen ve insan hakları alanında faaliyet gösteren bir sivil toplun kuruluşu. Hizbullah çevresi özellikle 90’lı yılarda yaşanan PKK çatışması sonrası deneyimlerinden yola çıkarak, on yılı aşkın bir süredir, sivil, legal zeminler üzerinden çalışmalarını yürütmeye çalışıyor. Çeşitli alanlarda kurulmuş sivil toplum kuruluşları, gazete ve radyoları, internet siteleri var. Özellikle Peygamber Sevdalıları Platformu üzerinden başta kutlu doğum etkinlikleri olmak üzere, temelde İslami dinamikler üzerinden etkili tebliğ, davet çalışmaları yürüterek güçlü bir toplumsal tabana ulaşma çabaları içinde olduklarını söylemek mümkün. Ancak geliştirilmekte olan bu niceliksel büyümenin, niteliksel alana aynı oranda yansıdığını söylemek oldukça zor. Çatışma yıllarından kalan, sert, otoriter, kapalı örgütsel karakterden kurtulabilmiş değil. Sivil toplum kuruluşları üzerinden bir değişimin sancıları yaşanıyor, ancak bu henüz davranış, anlayış, söylem ve duruşlara yansımamış. Son yaşanan Yüksekova olayı ile ilgili, Hizbullah imzasıyla yayınladıkları bildiri bu sivil değişimin henüz içselleştirilmediğini bir kez daha göstermiştir.

Yayınlanan bildiride öncellikle Hizbullah imzasının kullanılması bile, kurulan derneklerin bir tabela kuruluşu olmaktan öte anlam taşımadığı şeklinde yorumlanacaktır. Ayrıca olayın sorumlusunun BDP olduğu bu kadar açık ve net ortadayken ve bu durum PKK/KCK üzerinden çeşitli manipülasyonlarla ajite edilirken, tam da onların ve böyle bir çatışmayı yeniden başlatmak isteyen odakların ekmeklerine yağ sürmek anlamına gelecek, “gençlerimizi ve tabanımızı kontrol etmekte zorlanıyoruz” şeklinde açıklamalar, hem camianın öne çıkardığı sivil karakterini zedeleyecek hem de olası provokasyonlara meydan verecek tehlikeli bir sürecin başlamasına sebebiyet verebilecek niteliktedir.

102. madde tahliyelerinde, Abdullah Öcalan’ın sert ve tahammülsüz açıklamaları ile tırmandırılan gerilimin çatışmaya dönmesi özellikle Mustazaf-Der tarafından yapılan aklıselim ve basiretli açıklamalarla önlenmişti. Tabiî ki bu kez ortada bir cinayet var. Bu öyle kolay geçiştirilecek bir durum değil. Ama ne olursa olsun olayın bir Hizbullah-PKK çatışmasına dönüşmesini önlemek amaçlı bir strateji izlenmesi için çaba sarf edilmesi gerekir. Anlık duygusal çıkışlar, öfkeli ve tehdit içeren açıklamalar sonradan önü alınamaz istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Olayın sorumlusunun KCK/PKK olduğu çok açık bir şekilde ortadayken ve buna rağmen hala KCK ve BDP üzerinden olay ajite edilirken yangına körükle gitmenin kimseye faydası yok. Müslüman Kürt Halkı yaşananların farkındadır. Hizbullah adına olayı sahiplenmenin, deklare etmenin ve karşılık verme tehditleri ile çatışma sürecini ivmelendirmenin yol açacağı ölümcül sonuçlar ortadadır ve bunun mutlaka önüne geçilmesi yönünde çaba gösterilmesinin sorumluluğu ve zorunluluğu vardır.

Yapılması gereken olayın failinin ortaya çıkarılmasını sağlamak ve benzer olayların yaşanmaması için gerekli tavır, söz ve davranışları ortaya koymaktır. Aksi halde çıkacak bir çatışma, açılım politikaları ile ülke genelinde yaşanan darbeci sistemin değişimi ve Kürt sorununa dönük kazanımları imha edecek, askeri vesayet sisteminin, düşük yoğunluklu savaş koşullarının yeniden yaşam bulmasını beraberinde getirecektir.

Bu kanlı oyun, Hizbullah ve PKK’nin yanı sıra, adalet ve özgürlüklerden yana tüm kesimlerin ortak duyarlıklar ortaya koymasıyla bozulabilecektir.

HASAN POSTACI,

Islah Haber



Bir cevap yazın