297. hafta: Nakba 63. yılında, unutma, unutturma!

Sakarya Adalet Girişimi, Filistinlilerin Nakba olarak adlandırdığı 15 Mayıs tarihini hatırlatarak işgal felaketinin 63 yıldır devam ettiğine dikkat çekti

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 297. adalet ve özgürlük eyleminde, İsrail’in kuruluşunu iddia ettiği tarih olan 15 Mayıs’ın Filistin halkı tarafından Nakba (Büyük Felaket) Günü olarak anıldığına dikkat çekerek, Siyonist işgali protesto etti. Platform adına Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şûbesi’nden Bahaeddin Kuruoğlu’nun okudu.

SAGİR 296. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Siyonist zulüm 63 yıldır devam ediyor

296. kez insan hak ve hürriyetlerine dikkat çekmek, insan onurunu korumaya katkı sağlamak için meydanlardayız

2010’un sonunda az sayıda üniversite dışında birçok kampuste başörtülü öğrencilere fiili serbestlik tanınmaya başlanmıştır. Yine de bazı üniversite ve fakültelerde yasak devam etmektedir. Bu serbestlik toplumsal bir mücadeleyle değil de, YÖK gibi bir kurumun inisiyatifiyle gerçekleşmiştir ve henüz yasal bir güvencesinin bulunmamasından dolayıda riskler taşımaktadır. YÖK süreciyle birlikte üniversitelerle sınırlı bir serbestlik başlamış, yasak sorunu çözülmemiştir. Hâlen kamu kurumlarında ve hatta özel sektörde başörtülü kadınlara yönelik yasakçı ayrımcılık yürürlüktedir. Dolayısıyla kamuoyunda yasağın bittiği şeklinde oluşturulmak istenen algı gerçeği yansıtmamaktadır. Bir yazıyla gelen konjonktürel serbestlik kalıcı değil, şartlara göre değişikliğe uğrayabilmektedir.

Son sıkıntı, Edirne’de üniversiteli öğrenciler sayın başbakana başörtüsünün serbestliğini haykırmışlar, başbakan rektörle görüşüp uygulama esnetilmiş, ama halen bazı bölümlere başörtülü girişler yasaktır. Önemli bir başörtüsü gündemi de ilköğretimlerdeki öğrencilerdir. Başörtüsünü okulun dışında takan öğrenci dahi öğretmen tarafından tartaklanmıştır. Bu keyfi uygulamalara son verilmeli, herkesin hakları güvence altına alınmalıdır. Başörtüsü serbestliği bir lütuf haline getirilmemelidir.

Sakarya Adalet Girişimi olarak başta başörtüsü yasağı olmak üzere her türlü haksızlığa karşı adalet ve özgürlük mücadelemizi sürdüreceğiz. İslam’ın Adalet hedefini gözeterek; dini, mezhebi, ideolojik görüşüne bakmaksızın, her birey ya da toplumsal gurubun Hak ve hukukunu kim tarafından ve nereden gelirse gelsin, her türlü zulüm ve ifsada karşı korumak amacıyla, toplumu esas alan, duruşumuza devam edeceğiz.

Bugün Siyonist İsrail’in korsan kuruluşunun 63. yılı. Filistin topraklarının işgali ile kurulan zulüm 63 yıldır devam ediyor. 1917 yılında imzalanan ve Osmanlı’dan koparılışın ardından emperyalist ülkelerin desteğiyle yüz binlerce Yahudi, Siyonizm projesi kapsamında İngiliz mandası altındaki Filistin’e göç ettirilip, bağımsızlığını 14 Mayıs 1948’de ilan etmiştir. İsrail meşru bir devlet olarak değil, gasıp ve işgalci bir devlet olarak kurulmuş oldu. Terör rejiminin Filistin topraklarında kurulmasıyla birlikte başlayan sürgün, katliam ve soykırımda on binlerce Filistinli katledildi veya yurdundan edildi; Yüzlerce köy de haritadan silindi. Bir çıban olarak da halen kutsal beldeleri çiğnemektedir.

Başörtüsü sorunu, Siyasi Partiler arasında bir seçim kavgası ve oy alma aracı olarak algılanmamalı, bir kez daha önümüzdeki seçimlere malzeme edilmemelidir. Bu noktada başörtüsünün partiler arası bir kavga unsuruna dönüştürülmesinden ve siyasî kutuplaşmanın neticesinde yasağın toplumsal tabana kaymasından endişe etmekteyiz.

Siyasetin nabzı seçim meydanlarında atıyor. Seçimlere bir ay kalmışken, siyasetteki üslûp da iyice çirkinleşti. Liderler artık son kozlarını paylaşırken, milletin karşısında birbirlerine söylemediklerini bırakmıyor. Din, mezhep, aile, özel hayat, namus dinlemeden siyasetin çirkin yüzünü sergiliyorlar. Devlet Bahçeli, Erdoğan’a, “Aşağılık röntgencileri deşifre et, yoksa gök kubbeyi başına yıkarız!” diyerek üslûbunu sertleştirdi. Kaset skandalı neticesinde göreve gelen Kılıçdaroğlu da “kasetler” üzerinden siyaset yapıp. “Recep Bey’in yeni merakı bel altı kaset izlemek, diyerek o da kaset üzerinden siyaset yapmayı tercih etti. İki liderin de suçladığı Erdoğan ise yine kaset üzerinden iki genel başkana da pek de siyasî nezakete sığmayan üslûpla cevap vermeyi tercih ediyor. Siyasetin ahlaklı yapılması gerektiğini hiç mi dikkate almazlar. Siyasetçilerin “aklımızı başımıza devşirelim” diyeceği günler ne zaman gelecek?

Bu aşamada parlamentoya hangi partinin gireceği önemini de kaybediyor. Zira siyasetteki bu ahlakî çöküntü her şeyin üzerine çıktı. Milletin iradesi yerine başka yollara tevessül edilmesi, ahlakî olmayan yollardan suçlamalar yeni oluşacak Meclis’i de, demokrasiyi de tartışılır hale getiriyor. Zaten seçim kanunu ile millet iradesinin tam olarak Meclis’e yansımamasından kaynaklanan sıkıntılar devam ederken bir de böyle bir yansıma yara haline gelecektir. Millet artık, ağız dalaşı istemiyor. Sorunlarına çare olacak sözler bekliyor. Kirli dil, kirli siyaset, ahlaksız siyasetçi, millî ve manevî duyguları ayaklar altına alan milletvekili istemiyor.

Halkımızın artık bu tarz siyasete prim vermemesi de hayatî önem arz ediyor. Bu tür çirkinlikleri alkışlayan, kaset siyasetine prim veren, üslûpsuzluğu ve çirkinliği oylarıyla besleyenler de bu durumdan mesuldür.

Artık vatandaşın hakkını araması ve hesap sorması gerekmektedir. Eğer durumundan memnun değilse, mutlaka sesini yükseltmesi, demokratik çerçeveler içinde hakkını sonuna kadar araması lazımdır.

Sakarya Adalet Girişimi, hukuksuzluğun ortadan kalkması ve adaletin tesisi için duruşunu ve direnişini her zaman ve zeminde sürdürecektir.

Sakarya Adâlet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına

Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şûbesi

Bahaeddin KURUOĞLU


Bir cevap yazın