Obama’nın tatlı dilinden bıktık

ABD Başkanı Barack Obama’yla Arap liderlerin çoğunluğu arasındaki temel ortak payda, sadece uzun konuşmalar yapmakla kalmayıp, ayrıca etkili ama sonuçsuz konuşmalara ve az sayıda yeni tutumlara dayanması. İçerikte yeni bir şey olsa dahi, pratiğe aktarılma şansı oldukça sınırlı.

Obama’nın perşembe günü Ortadoğu bölgesine ve temel dönüşümlerine dair yaptığı konuşma, reformun Mısır ve Tunus’taki yeni demokratik rejimlerin ekonomilerinin desteklenmesi konusunda vaatlerle doluydu.

Obama, Libya lideri Muammer Kaddafi’nin ve rejiminin sonunun yakın olduğunu müjdelerken, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a da demokratik reformlara liderlik etmekle yönetimi bırakmak arasında bir tercih yapması uyarısında bulundu. Ayrıca muhalefetle diyaloğa geçmelerini ve tutukluları serbest bırakmalarını isteyerek, Bahreyn’deki müttefiklerini de unutmadı.

Bunları birçok Amerikalı yetkilinin ağzından dinledik, ancak esas sorun, sahada eyleme dönüşebilecek pratik adımlar atmakta.

İsrail’in hakkı var, Filistin’in yok mu?

Bu sözler kuşku içeriyor, zira Obama’nın benzer bir konuşmasını, iki yıl önce de Kahire Üniversitesi’nde dinlemiştik. Bizlere yine adalete, İslam dünyasıyla güçlü ilişkilerin inşasına, Filistin sorununun iki devletli çözümüne ve İsrail yerleşimlerinin durmasına dayalı yeni bir Amerikan dış politikası vaat etmişti.

Zaman içinde bu vaatlerden döndü; İsrail’in dolduruşlarını benimsedi ve İsrailli müttefiklerini sadece iki ay yerleşimleri dondurmaya ikna edemedi. Arap devrimleriyse, kendilerini Amerikan yönetimine güçlü biçimde dayattı ve bölgedeki İsrail destekçisi politikalarına dayanak oluşturan diktatör rejimleri devirdi.

Washington’ın devrimleri desteklediği iddiası, bir nevi zaman kazanma girişimi. Bugün Obama, bizlere geçmişte olduğu gibi siyasilerle değil, direkt halklarla ilişki kurma kararı aldığını söylüyor.

İyi de Obama’nın şu an ilişki kurduğu halklar nerede? Acaba Suudi halkıyla ilişki kuruyor mu? Seçilmiş parlamento, servetin adil dağıtımı, insan hakları ve bağımsız yargı taleplerini destekliyor mu? Yoksa devrimlere yönelik seçici Amerikan desteği, sadece cumhuriyetlerle mi sınırlı ve anayasal olmayan krallıkları dışarıda mı tutuyor?

Obama, Arapların temel sorununa gelene dek her şeyi tatlı sözlerle destekledi. Filistin halkına yönelik üslubunuysa değiştirdi ve BM Genel Kurulu’nun Filistin lehindeki açıklamasının bu devletin kuruluşuna götürmeyeceği tehdidinde bulundu; Filistin uzlaşısını reddeden İsrail tutumunu benimsedi ve Filistin yönetiminden tedrici olarak çekilmesini ve İsrail’in güvenlik taleplerini yerine getirmesini istedi.

Filistinlilerin İsrail devletinin Yahudiliğini tanıması gerektiğinde ısrar etti. İsrail’in Filistin topraklarını gaspını meşrulaştırmak için sarıldığı yasal kılıfın, BM Genel Kurulu tarafından çıkarılan bir karar olduğuysa, Obama’nın gözünden kaçtı.

Peki neden İsraillilerin kendi devletlerini kurmak için genel kurula gitme hakkı var da Filistinlilerin yok? Bu Amerikan seçiciliği, İsrail’i körü körüne desteklemek ve Arapları hor görmektir.

Obama’nın İsrail’i destekleyen konuşması ve Tel Aviv’e yönelik hafif eleştirileri, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu, Obama’nın konuşmasından hemen önce, Doğu Kudüs’te 1500 yerleşim biriminin inşasına izin vermeye sevk etti.

Obama’nın Amerikan yönetimlerinin diktatör rejimleri desteklemekteki eski yönteminin yanlış olduğunu kabul etmesi, kendi cömertliğinden değil, Arap halklarının bu rejimlere karşı devrim yapmasından ileri geliyor. Zira bu rejimlerin bir kısmı düştü ve rejim kalıntılarının da süpürülmesi için devrimler devam ediyor.

ABD yönetimi, bu değişim hareketini durduramaz. Arap halkları, sadece diktatörler tarafından ayaklar altına alınan saygınlığını geri almayı değil, ayrıca İsrail’e yönelik sınırsız Amerikan desteğiyle somutlaşan Amerikan aşağılamasını da durdurmak istiyor.

Obama’nın Filistin devletinin sınırları hakkındaki konuşması, mayınlarla dolu. Çünkü gelecek müzakereleri güvenlik ve tedrici çekilme konularıyla sınırlı bırakarak, en önemli iki sorunu, yani mülteciler ve İsrail’in Kudüs’ü işgalini görmezden geliyor.

Obama’nın İsrail devletinin Yahudiliğinde ısrar etmesiyse tuhaf. Zira kendisi ve ailesi, Amerika’nın ırkçı yasalarından çok çekti. Üstelik Güney Afrika’da ırkçı ayrımcılık rejiminin devrilmesi çağrısı yapanların da başında geliyordu.

Devrimler ABD’yi sollayıp geçti

Tatlı sözlere ve barış vaatlerine doyduk. Obama’dan dünyadaki terörün ve istikrarsızlığın kaynağı olan İsrail’i Filistin topraklarının işgalinden caydıracak çözümler bekliyoruz. Obama, Arap bölgesinin Amerikan müdahalesi olmaksızın demokrasi, insan hakları ve adalet yönünde değiştiğini itiraf ediyor. Bu güzel, ancak ABD’nin ve bölgedeki politikalarının da mevcut Arap değişimleriyle uyumlu biçimde değişmesini istiyoruz.

Nakba’nın yıldönümü ve Filistin halkının barışçıl direnişleri, ABD Başkanı ve müttefiki İsrail’e açık bir uyarı olabilir. Bugünlerde dönüş haklarını vurgulamak üzere, bu sınırlara birkaç bin kişi yürüyor. Belki de Nakba’nın gelecek yıldönümünde, milyonlarca Arap ve Müslüman her yönden akın edecek. Böyle bir durumda ABD ve İsrail ne yapacak?

Obama, zamanı geçmiş Soğuk Savaş dönemine ait, modern çağla ve bölgedeki gelişmelerle uyuşmayan eski bir dille konuşuyor.

Arap devrimleriyse, ABD’den bile ileride olduğunu ispatlayarak, önceki bütün rejimleri, politikaları ve süslü konuşmaları boşa çıkardı.

Abdülbari Atwan

(Londra’da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, 20 Mayıs 2011)

Kaynak: Radikal

Bir cevap yazın