İspanya’nın Tahrir Meydanı

İspanya’daki halk hareketi, Madrid’deki la Puerta del Sol (Güneş Kapısı) Meydanı’nın giderek ülkenin Tahrir Meydanı’na benzemesiyle uyanışa geçmiş görünüyor ve ‘Arap Baharı’ şimdilerde sanki uzun bir ‘Avrupa Yazı’ olmaya aday gelişmelerle birleşiyor.

Arap halkları, adalet, barış ve demokrasi için mücadelelerini sürdürdükçe, İspanya’da hayal kırıklığı yaşayan insanlar da bundan ilham almaya başladılar. Başta ülkedeki zorlu ekonomik koşulların sihirli biçimde kendi kendini düzelteceğini uman İspanyollar, nihayet demokratik ve ekonomik adaletle barışın, ülkenin yozlaşmış siyasi elitlerinin eliyle gerçekleşmeyeceğini anladılar.

Her iki gençten biri işsiz

Yerel ve bölgesel seçim kampanyalarının ve ülkenin sokaklarına asılmış değişik partilere ait poster ve flamaların ortasında insanlar ‘Yeter!’ diye bağırıyor. Umutsuz gençler, işsizler, emekliler, öğrenciler, göçmenler ve toplumun diğer imtiyazsız kesimleri, Arap dünyasına bakıp hareketlendiler ve şimdilerde ortak bir sese sahip olmayı ve onurlu bir yaşam sürmeyi talep ediyorlar.

Ülke ekonomisindeki çöküş devam ettikçe, işsizliğin önü alınamıyor ve İspanya’daki çoğu bölgede her iki gençten biri işsizler ordusuna katılıyor. Evlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya birçok insanı barındıran orta sınıfın da çatırdadığı, bankerlerin kendi kayıplarından kâr ettiği, hükümetinse hem savaş yoluyla hem de yurttaşların vergilerini kullanarak silah sanayiini palazlandırdığı bir dönemde insanlar, artık şunu anladılar: İçinde yaşadıkları askerileşmiş siyasi ve ekonomik yıkıntıdan doğrulmak için, birbirlerinden başka medet umacakları hiç kimse yok. Protestolara katılan binler, acaba on binlere, hatta yüz binlere dönüşür mü? Gidişat, böyle olacağını gösteriyor.

Ve umarız ki böylece İspanya, kendi radikal geçmişini, halk hareketlerini, anarko-sendikalist geleneğini ve cumhuriyetçi hayallerini yeniden sahiplenmiş olacak. Yetmiş yıl önce pek muteber General Francisco Franco tarafından tarumar edildikten sonra, İspanya’daki halk muhalefetinin sağcı diktatörlüğün yarattığı boşluktan sıyrılıp kendine gelemeyeceği düşünülüyordu. Ne de olsa ülkedeki tüm muhalif sesler yok edilmişti. Fakat 15 Mayıs 2011, İspanya’da doğrudan demokrasinin hâlâ hayatta olduğunu ve yükselişe geçtiğini gösterdi muktedirlere.

1970’lerde uzlaşmaya dayalı bir süreç sonucu, ülkedeki ekonomik yapılara dokunulmadan, totaliter devlet biçiminden temsili demokrasiye geçildi. Okur-yazarlık oranının çok düşük olduğu bir dönemin yoksulluktan kıvranan halkı için, ülkenin yönetici seçkinlerinin verdiği tavizler alkışlanmaya değerdi. Ne var ki ilerleyen on yıllarda kamuya ait şirketler özelleştirildi, halkın ortak servetine el kondu ve siyaset sahnesi, iki büyük partinin (PP ve PSOE) gerçek demokratik alternatifleri marjinalize ettiği bir sözde demokrasiye dönüştü. Bir zamanlar demokrasi için savaş veren, artık anne-baba olmuş İspanyollar, gençlere başkaldırmanın tehlikeleri hakkında öğütler vermeye başladı.

Yıllar boyunca İspanya’da halk arasındaki yaygın hayat felsefesi şuydu: Geçmişin totaliter rejimine geri dönmektense, böyle yaşamak daha iyi ve eğer sistemi çok sallarsanız, güç bela kazandığınız haklar da elinizden uçup gider. Böylece isyan etmeleri halinde başlarına geleceklerden korkan gençler sessizliğe gömüldü; şimdinin ebeveynleriyse, kendi teslimiyetlerine bakmadan gençleri kayıtsızlıkla suçladılar. Onlara göre ülkeyi dizlerinin üzerine çöktüren, çalışmaya gönülsüz gençliğin ta kendisiydi. Fakat gençler, bu suçlamalara bir son verdi ve geleceklerini tehdit eden risklerin farkına vararak, bütün ülkeyi harekete geçirecek bir eyleme girişti.

Başarısız Avrupa örneği

Başarısızlığa uğramış bir Avrupa projesi, Avrupa’nın sınırlarının yeniden hızla güçlendiriliyor olması, çöken Avrupa parası ve yanı sıra Yunanistan, Portekiz ve İrlanda örnekleri, gençlere kendilerini nelerden ayrıştırmak istediklerine dair örnekler veriyor ve ulaşmak istedikleri özgürlükleri tanımlamada yardımcı oluyor. Ülkenin yönetici seçkinlerinin uyguladığı ekonomik ve siyasi projeler, nesiller boyunca naif ve hissizleşmiş İspanyolların taşıdığı ekonomik hayalleri yerle bir etti. Ülkeyi hisse senedi spekülatörlerinin ve Merkez Bankası memurlarının eline teslim etti ve İspanyollar bunun bedelini ödemek zorunda kalacak. Yine de İspanyol ailelerinin artan borçları, onlara ülkede neler olup bittiği konusunda önemli bir ders verdi ve İspanyol halkı, bu ders sayesinde kendisini hükümet tiranlığından kurtaracak.

İspanyol nidalarını duyun

Madrid’in La Puerta del Sol’unda başlayan ve ülkedeki 52 şehirde yankı bulan şey, ortadan kaybolmaya niyeti olmayan özgürlükçü bir halk hareketinin doğuşunu temsil ediyor. İnsanların başka alternatifi yok; ya mücadelelerinin bir simgesi olarak şehir meydanlarını ele geçirecekler ya da mesajları asla yerine ulaşmayacak. Hükümet bunu biliyor, bu yüzden de derhal baskıcı güvenlik güçlerini kullanarak meydanlarda toplanan kalabalıkları dağıtmaya kalkıştı. Fakat birkaç tutuklamanın ardından halk, daha da güçlenerek geri döndü.

İspanya’da sessiz bir devrim başladı. Demokrasiye demokratik yollarla, adalete adil yollarla, barışa barışçıl yollarla ulaşmak isteyen ve şiddet yanlısı olmayan bu devrim, İspanyol halkını etkisi altına aldı ve geri adım atmak artık imkânsız. Bizi bekleyen görev, bu kolektif ruhu şiddetten uzak tutmak; çünkü güvenlik güçleri, bu hareketi bölmek ve şiddet yoluyla bastırılmasını haklı gösterecek bir kaosa sürüklemek için elinden geleni yapıyor. Halk hareketi, ekonomik yaptırım tehditleri savurarak kitleleri sindirmeye çalışan hisse senedi spekülatörlerine karşı da uyanık olmalı. Yapıcı bir program ortaya koyarak hareketin işlemeye devam etmesi sağlanmalı ve farklı bir İspanya için sürdürülebilir alternatifler önerilmeli.

Umuyoruz ki yakında kitlelelerin içinden, bütün ülkeyi kendine bağlayacak ve siyasi seçkinleri teslim olmaya zorlayacak açık ve uygulanabilir talepler öne süren ve kendini iyi ifade eden bir yürütme komitesi çıkacak. İspanya, hassas bir dönemden geçiyor ve şayet bu kendiliğinden başlayan barışçıl halk hareketi başarıya ulaşırsa, ülke parlak bir geleceğe ‘merhaba’ diyebilir. Başarısızlık durumundaysa, korkarım acı çeken kitleler için şiddet dışında bir alternatif kalmayacak. İspanya dışındakilerin bu ülke için yapabilecekleri en önemli şey, sokaktan yükselen onurlu yaşam çığlıklarını dünyanın her yerinde yankılandırmak. Şimdilik anaakım ve ilerici uluslararası medya, sessiz kalmayı tercih etti. Umalım ki bu sessizlik bozulsun.

PABLO OUZIEL

Znet, 18 Mayıs 2011

Kaynak: Radikal

Bir cevap yazın