Nûbihar’dan Bulaç ve Taşgetiren’e cevap

Ali Bulaç’ın Zaman gazetesinde yer alan 30 Mayıs 2011 tarihli “15 Haziran” başlıklı yazısı bir kısım milliyetçi-muhafazakâr yazar arasında Nubihar çevresine yönelik bir suçlamaya dönüşmüştür. Özellikle İslami camiada milliyetçi refleksleriyle ön plana çıkan Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç’ın yazısından devşirdiği doğru olmayan belirlemelerle Nubihar çevresi hakkında yeni bir siyasi kurgu üretmiştir.

Bu kurgunun kimlere pazarlandığı ve bu yorumlarla nerelere ulaşılmak istendiği camiamız tarafından düşündürücü görülmüştür.

ALİ BULAÇ’IN İLGİLİ “15 HAZİRAN” BAŞLIKLI YAZISI

AHMET TAŞGETİREN’İN İLGİLİ “HAKKARİ MODELİ Mİ?” BAŞLIKLI YAZISI

Nubihar, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki bildiriyi sunar:
Öncelikle Ali Bulaç’ın “DTK çağrıcılar heyeti” olarak tanımladığı grup, DTK çatısı altına girmiş ve kurumsal bütünlük içinde hareket eden bir heyet değildir. Bu platformun bileşenlerinin farklı ve bağımsız kurumsallaşmalar olduğu bizzat modaratör ve katılımcılar tarafından vurgulanmıştır.

Özellikle Nubihar temsilcisi konuşmasının başında; “Nubihar’ın bir düşünce kuruluşu olduğunu ve aktif politikayla uğraşan bir kurum olmadığını” belirtmesine rağmen Ali Bulaç’ın tanımlamasında bunu yansıtmaması düşündürücüdür.

Bulaç’ı referans alan Taşgetiren ise hızını alamayarak bu heyete “DTK çatısı altında kurulan geniş cephenin sözcüleri” nitelemesi getirmiştir. Türkiye’nin düşünce birikimini yansıtan ve her birisi farklı kesimlerden davet edilmiş olan gazetecilerle Taksim Hill’de buluşan Kürt heyeti hakkında iki yazarın yaptığı tanımlama da yanlıştır.

Biz Nubihar olarak söz konusu toplantıda da vurguladığımız gibi DTK üyesi olmamakla birlikte bu yapılanmanın meşru, Kürt sorununun çözümünde etkin ve Türkiye demokrasisinin geliştirilmesine pozitif katkı üretme potansiyeline sahip bir kurum olduğu düşüncesindeyiz.

Nubihar camiası Kürt sorununda şiddetin bir çözüm yöntemi olmaktan çıkarılabilmesi için her türlü sosyal ve siyasal örgütlenme kanallarının açık tutulmasından yanadır. Kendi özgünlüğünü koruyarak, sorunu diyalog ve siyaset zemininde çözmeyi amaçlayan her ciddi platformun doğal bileşeni olmayı ret etmez.

Çözüm için diyalogu esas alan bu tarz platformları, dağa çıkmaktan beter gösteren stratejilerin bizzat muhafazakâr yazarlarca dillendirilmesi isminde sulh ve selamet olan bir dinin mensupları adına bizleri kaygılandırmıştır.

Bulaç ve Taşgetiren’in “medzehra” takıntısı da bir hayli ilginçtir. Öncelikle bir kısmı DTK bünyesinde yer alan ve önemli bir kısmı da bağımsız kurumlardan müteşekkil Kürt heyetinin içinde ne Zehra ne de Medzehra’yı temsilen bir katılım olmamıştır. Bu iki farklı kurumun hangi nedenle deşifre edilmek istendiği düşündürücüdür.

Yine Bulaç’ın özerklikle ilgili sorularını cevaplayan BDP eşbaşkanı Filiz Koçali, orada var olan kurumlar adına değil tamamen parti programları etrafında anlatmaya çalıştığı “kominlerin belirlediği hakemler” ve “köylerden, ilçelerden kentlere doğru aşağıdan yukarıya bir toplum örgütlenmesi” gibi siyasi argümanlar kendilerine aittir. Buna rağmen Bulaç ve Taşgetiren’in, bu düşünceleri heyetin tümüne mal etmeye çalışması en basit deyimiyle densizliktir.

Katı merkeziyetçi Türkiye siyasal yapısının demokratikleştirilmesi anlamına gelen özerklik yaklaşımı elbette bizler için önemlidir. Ama bu yönetimsel formun içinin nasıl doldurulacağı Türkiye’deki tüm çevrelerin katkısı ve dünyadaki deneyimlerin aktarımıyla anlamlı bir çerçeveye oturacaktır.

Nubihar temsilcisinin Bulaç’ı kişisel olarak çok üzen belirlemelerine gelince; başta Taşgetiren’in “Nubihar temsilcisi Ali Bulaç’a demiş” dediği cümle Ali Bulaç’la şahsi bir görüşmede söylenmiş bir söz değildir.

Temsilcinin yapmış olduğu yaklaşık 15 dakikalık konuşmadan Bulaç tarafından altı çizilmiş bir sözdür. Ali Bulaç’ın herhangi bir bilimsel, sosyolojik tezle karşılaştığında yapması gereken şey üzülmek değil onu tartışmaktır. Bu cümlelerin sarf edildiği mekanda anlamsız bir suskunluğa bürünüp bunu sözün sahibiyle tartışmadan Türkiye’nin trajı en yüksek gazetesinin sütunlarına taşımak fikir adamlığına yakışmaz.

Ali Bulaç’ı üzen, Taşgetiren’i öfkelendiren Nubihar temsilcisinin şu sözleri olmuş: “İslamcılığın ve enternasyonalizmin bulunduğu noktadan Kürtler görülmüyor.”

Elhak bu cümleyi Nubihar temsilcisi, Hilal Kaplan ve Erol Katırcıoğlu’nun “yeni anayasada Kürtler” konusuna liberal-demokratik perspektiften getirdikleri yaklaşımlarına cevap sadedinde kullanmıştır.

Mütekellimin kastını aşan yorumlardan elbette muhatabın zihni mesuldür. Kendisini İslamilik ana ekseninde yapılandıran bir çevrenin, mutlak anlamda “İslamcılık” kavramıyla çelişmesi düşünülemez. Ancak bu durum bizleri siyasal İslamcılığın farklı form ve tonlarının izdüşümlerinin tartışılamazlığına da götürmemelidir.

Özellikle Kürtlerin modern ulus-devletlerle hesaplaşmasında her defasında karşılarına ulus-devletlere ait olmayan manevi kavram setleriyle örülmüş engellerin çıkarılması muhafazakarlığın veya İslamcılığın zaman zaman örtük egemen milliyetçiliğe kılıf olarak araçsallaştırıldığı anlamına gelmemekte midir?

Ayrıca Kürtlerin o veya bu ideolojik okumalarda çoğu zaman unutulduğu veya göz ardı edildiği gerçeğini yok sayamayız. Türkiye’nin İslamcı geleneğinde Kürtlerin siyasal talepleri Kemalistlere benzer bir tepkiyle karşılanmıştır çoğu zaman. Söz konusu edilen sadece pratik orta Anadolu İslamcılığı değil enternasyonal ve liberal politik kurgu ve pratiklikte de durum farklı değildir. Özellikle Mısır, İslamabad, Tahran, Arabistan, Lübnan vesair menşeli İslamcı algıda Kürtler yoktur. Oralardan bakılınca Kürtler görülmüyor. Hatta Kürtlere transfer edilmiş ve ezberletilmiş İslamcı okumalar Kürtleri bile kendilerine yabancılaştırmıştır.

Örneğin İslamcı Kürtler için bir Çeçenistan sorunu vardır ancak Çeçen bir İslamcının Kürdistan sorunu yoktur. Ancak Bediüzzaman’ın İslamcı perspektifinde o veya bu şekilde Kürtler sair unsurlarla eşit düzlemde temsil edilmişlerdir. Beklentimiz o ki, sayın Ali Bulaç bundan sonra sosyolojik tespitlerle karşılaştığında üzülmek yerine ilmi analizlerle kamuoyunu bilgilendirsin.

Sonuç olarak:

a) Nubihar çevresi öncelikle polemiklere açık siyasi bir çevre değildir. Kürt sorunun en sıkıntılı zamanlarında bile tamamen adalet kaygısıyla İslamcı camia içerisinde irade ortaya koymuş bir fikir ve aydınlanma hareketidir.

b) Nubihar çevresinin düşünceleri daha çok Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirlerinden ilham alarak şekillenen bir karakteristiğe sahiptir.

c) Nubihar, Kürt tarih ve kültür geleneğinde yaşanan asırlık kopuşlara rağmen modern çağla Kürt klasizmini buluşturabilmiş bir köprüdür.

d) Nubihar çevresi aktüel Kürt sorununun çözüm yolu olarak; Kürtlerin eşit hak taleplerinin barışçıl ve şiddetsiz yöntemlerle gerçekleştirilmesinden yanadır.

Bir cevap yazın