Yasağın temeli değişmez maddeler

“Başörtüsü aday yoksa oy da yok” kampanyası ile yola çıkan Hilâl Kaplan ile yürüttükleri kampanyayı konuştuk. Meclis’te başörtülü kadınların temsilinin önemli olduğunu vurgulayan Kaplan, “Bütün etnik ve ideolojik kesimlerin yer aldığı Meclis’te Ergenekon sanığı isimler bile temsil edilecekken, toplumun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan başörtülü kadınlar neden bulunmasın” diyor.

Kaplan, kampanyalarının Başbakan Erdoğan ve bazı muhafazakâr yazarlar tarafından eleştirilmesine de sert tepki gösterdi. Başörtülü kadınlara eğitim, kamuda çalışma, Meclis’e girme hakkı tanınmadığını hatırlatan Kaplan, “4 yıl daha erteleyelim, ne olacak, gözüyle bakamıyoruz, çünkü bizim ömrümüzden ömür gidiyor. Halen hayatımızın ortasında yer alan bir yasak var, bu minvalde biz de oy vermeme hakkımızı kullanıyoruz. Bunun da bu kadar büyütülecek ‘yakışıksız,’ v.s. diye yerden yere vurulacak bir tavır olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.

Yazar Hilâl Kaplan neden başörtülü vekil istediklerini gazetemiz için anlattı.

Ülkemizde, yıllardır süren ve git gide kabullenilen bir başörtüsü yasağı var. Sizce yasak bugün ne durumda?

Yasak hemen hemen tüm hızıyla devam ediyor, ama özellikle medyada sona ermiş gibi bir hava estiriliyor Üniversitelerin çoğunda yasak aşıldı. Nasıl yasak başlangıcında keyfî bir biçimde şahısların iradesi sayesinde başladıysa, şu anda da şahısların iradesi üzerinden defacto olarak aşılmış durumda. Herhangi bir yapısal çözüm getirilmiş değil. Yasağın devam ettiği üniversiteler var, yasağın kalktığını bildiğimiz bazı üniversitelerde de yasağı keyfî biçimde uygulayan hocalar, dekanlar var. Üniversitenin pek çok bölümünde yasak uygulanmasa bile, bazı fakültelerde uygulanıyor. Nihaî bir çözüm halen bulunabilmiş değil.

Kamu alanında yine oldukça kanıksanmış bir yasak var. Üniversite öncesi eğitim için yine yasak sürüyor. Aynı şekilde Meclis’te de başörtülü vekil görme ihtimalimiz oldukça düşük. Çünkü barajı aşması beklenen partiler herhangi bir başörtülü vekil adayı göstermedikleri için, Meclis’te önlerinde yasal engel olmamasına rağmen, devam eden bir yasak söz konusu olacak. Bu anlamda belli konjonktürel bir hafifleme var diyebiliriz, ama onun dışında çok da büyük bir gelişme yok açıkçası.

Peki, özellikle üniversiteler için nihai bir düzenleme nasıl olur?

Diğer hak ve özgürlük mücadelesi sürdürülen alanlarda olduğu gibi, yeni anayasanın derde deva olacağı söyleniyor, ama ben daha önünde yasal bir engel olmayan meclis engelinin bile aşılmaya çalışılmadığı, başörtülü kadın temsilinin olmadığı Meclisten kamudaki yasaklar dahil bütün yasakları kaldıracak türden bir geniş özgürlük sağlama çabası geleceğini sanmıyorum.

Benim çözüm önerim iki ayaklı bir öneri: birincisi anayasanın değişmez denilen ilk üç maddesini değiştirmesi şart. Çünkü yasağın devam etmesini sağlayan yargı kararlarına baktığınızda ilk 3 maddede özellikle de laiklik ilkesine başvuru yapılarak yasak meşrulaştırılıyor. Bu noktada bizim ilk 3 maddeyi özgürlükçü, çoğulcu, demokratik bir devlet yapısını tamamlayacak bir şekilde ve özellikle vatandaşı devletin karşısında koruyan, vatandaşı merkeze alan bir dille yazmamız gerekiyor. “Devletin karakteristik özellikleri laik, sosyal demokratik bir hukuk devletidir” olarak korunmasında sakınca olmamakla beraber yani bu korunacaksa bile arkasına, “Bu özelliklerin hiçbrisi insan hak ve özgürlüklerine aykırı biçimde yorumlanamaz” gibi bir ibare getirilmesi gerekiyor. Buna ek olarak ayrımcılığa karşı kanun diye ayrı bir kanun maddesi konulması vatandaşın yaşam biçimi, cinsiyeti, sosyal statüsü, dinî inanışları, vb sebeplerle herhangi bir ayrımcılığa uğramayacağı, uğradığı takdirde vatandaşın hakkını koruyacak biçimde olduğunu belirten ayrı bir kanun maddesi konması gerek. Bu hem “Yaşam biçimimize müdahale mi ediliyor” şeklinde mahalle baskısı argümanlarını da yatıştırır, hem de dinî inanışları yüzünden ayrımcılığa uğrayan insanların da korunmasını sağlayan bir madde olur. Böyle bir yasal düzenleme ile aşılabileceğini düşünüyorum.

Sizce Meclis’te başörtülü milletvekili bulunmalı mı?

Şu anda mevcut sistem, parlamenter demokrasi denilen, temsili demokrasi denilen bir sistem. Bu sisteme göre meclisin, milletin bir yansıması olması gerekiyor. Türkiye toplumunda, yüzde 65-70 kadınların başları örtülü ise bunun Mecliste bir karşılığı olması gerek. Bir bu açıdan başörtülü vekil olması gerekir. İkincisi yeni anayasa çalışması yapılacak, bu anayasa bütün milleti kucaklayacak türden bir anayasa olacağı iddia ediliyor. Yeni anayasa düzenlemesi konusunda da başörtülü vekil temsil sağlar.

Yasal olarak başörtülü vekil olması yönünde herhangi bir engel yok. Sadece Merve Kavakçı olayında da bu yüzden onu vatandaşlıktan çıkardılar. Yani biraz katakulliye getirerek bunu yapmışlardı çünkü yasal olarak Merve Hanımın hakkı saklıydı. Bu anlamda yasal bir engel olmamasına rağmen eğer siyasi partiler bu yasağı daha meclise aşamıyorsa, bunu nasıl anayasaya yansıtacaklar. Bu açıdan da başörtülü bir vekilin olmasını gerekli buluyorum.

Bir de bütün etnik kesimlerden, ideolojik kesimlerden, Ergenekon sanığı isimlerin temsil kabiliyetine sahip olacak bir Mecliste; ben açıkçası başörtülü kadınların olmamasını demokrasi adına da eksiklik olarak görüyorum. Bazıları temsilî demokrasi ne kadar doğru ne kadar yanlış diye teorik tartışmalara girerek bu tartışmayı açıyorlar, ama eğer mevcut sistem buysa bu sistemde de başörtülü kadınların temsili gerekiyor.

Şu denebilir başı açık kadınlar ya da erkekler başörtülü kadınları temsil edemez mi evet edebilirler, ama bir yere kadar… Başörtüsü mağduriyetine uğramış bir tane bile kadın vekilin bulunmadığı bir Mecliste, bu mevzunun çok da doğru bir biçimde tartışılacağını ben şahsen düşünmüyorum. Bu anlamda da başörtülü vekilin olmasını gerekli buluyorum.

Merve Kavakçı’nın 1999’da fiziksel güç kullanılarak Meclis’ten atılmasının ardından 12 yıl gibi bir zaman geçti. Bu süre zarfında 2 genel seçim, 2 yerel seçim geçirdik. Fakat bu süreçte başörtülü hanımlar sandık başlarında bile görev alamadılar. Bugün 28 Şubat sürecinin demokratikleşmeye zarar verdiği her kesim tarafından kabul ediliyor. Başörtülü milletvekiline karşı muhalefetin tavrı da daha yumuşak. Buna rağmen hiçbir parti başörtülü milletvekili adaylarına, seçilebilecek sıralardan listelerde yer verilmedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lafa gelince 28 Şubat bitti demek kulağa çok güzel geliyor, ama eğer gerçekten bittiyse neden 28 Şubatın köşe taşlarından birisi olan Merve Kavakçı’nın meclisten kovulması travmasını tedavi edecek türden bir adım atmadı siyasi partiler. Bunu en başta siyasi partilerin temsilcilerine sormak lazım. Ama bana sorarsanız siyasî partiler olabildiğince uzlaşmacı, toplumu fazla germeden bir adaylık sunumu yapmaya çalıştı Zaten Mecliste başörtülü kadın temsilinin kendisini birebir arzu etmeyen, siyasi partiler de var. Onların aday göstermemesi normal, ama başörtülü kadınların da en az diğer kadınlar kadar hak sahibi olması gerektiğini savunan partiler de aday göstermedi. Bu meselede onların bir eksiği olmakla beraber bazı siyasi kaygıların da olduğunu düşünüyorum. 2008 yılındaki gibi bir kapatma dâvâsı ya da 1999 yılındaki gibi “dışarı” sesleriyle bir milletvekilinin kovulması gibi şeylerin söz konusu olmayacağını, şu an siyasi dengeleri biraz yakından tanıyan birisi, çok rahatlıkla tahmin edebilir. Bu anlamda başörtülü kadınların hakları 4 yıl daha ertelenmiş oldu. Zaten bazı Müslüman erkek yazarlarda girmeyiversin ne olur kabilinden yazılar yazdılar. Entelektüellerin bile böyle dediği bir ortamda siyasî partilerin böyle davranmasına çok da şaşırmamak lâzım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘Başörtülü aday yoksa oy da yok’ kampanyası hakkında ‘yakışıksız’ nitelemesinde bulundu, savunanları ‘gerilim siyaseti’ yapmakla suçladı. Başbakan’ın neden böyle bir çıkış yaptı sizce?

Ben üzerine yazı da yazmıştım öncelikle ben bu kampanyayla herhangi bir ayıp ya da günah işlediğimizi düşünmüyorum. Dolayısıyla başbakanın neden kampanyamızı kınadığını halen anlamış değilim. İkincisi Başbakan o açıklamasında; “gerilim siyasetinin tarafı olmayacağız” demişti fakat hatırlarsanız 2007 yılında AK parti Cumhurbaşkanı Gül’ü aday gösterdiği için gerilim siyaseti yapmakla suçlanıyordu. Neden eşi başörtülü birini aday gösterdikleri için. Fakat bugün biz başörtülü vekil istiyoruz deyince gerilim siyasetinin tarafı olmakla, yani bir zamanlar ak partinin suçlandığı şeyin kendisiyle suçlandığımızı görüyoruz. Ben bu anlamda nasıl bir yargıya ulaşmamız gerektiğini de okuyucuya bırakıyorum.

Bizim kampanyanın sloganı çok tartışıldı birincisi kampanya sloganları dikkat çeksin diye bulunurlar. Yani başörtülü vekil istiyoruz gibi bir slogan etkili olmayacaktı. İkincisi de başörtülü kadınlara baktığınızda; okuma hakkı yok, kamuda çalışma hakkı yok, özel sektör de kabul etmiyor, meclise girme hakkı da partilerde tanınmadığı için, seçilme hakkı da yok… Bizim şu anda vatandaş olarak meşru tek hakkımız oy vermek. Dolayısıyla bu hakkımızı da bu minvalde yani başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyerek kullanmak istiyoruz Bizim bütün başörtülü kadınları kapsıyoruz, temsil ediyoruz gibi bir iddiamız kesinlikle yok, ama bazı erkeklerden farklı olarak “4 yıl daha erteleyelim ne olacak” gözüyle de bakamıyoruz çünkü bizim ömrümüzden ömür gidiyor. Halen hayatımızın ortasında yer alan bir yasak var bu minvalde biz de oy vermeme hakkımızı kullanıyoruz. Bunun da bu kadar büyütülecek “yakışıksız” v.s. diye yerden yere vurulacak bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Herkesi biraz daha hakkaniyetli düşünmeye çağırıyorum.

Elif Nur Kurtoğlu

YENİ ASYA


Bir cevap yazın