Başörtüsü Mücadelesi bağlamında Adalet ve Özgürlükler Platformu

Türkiye halkı, Müslümanların siyasal hayatı düzenleme kudretini kaybettikleri dönemden bu yana Müslümanca yaşamak isteyenler ile dinin tüm görüntülerini silme gayretinde olanlar arasında devam eden, fıkhi bir tartışmadan çıkarak Allah’ın şiarlarından birisine dönüşmüş bir mücadelenin, başörtüsü/tesettür mücadelesinin şahididir.

Dünden bugüne gelen ve fert-toplum-devlet üçgeninde şekillenen başörtüsü/tesettür yasağı ve buna karşı geliştirilen mücadele anlayışını sorgulamak için yöneltilen sorulara vereceğimiz cevaplar uzun soluklu bir direnişin neresinde olduğumuzu da ortaya koyacaktır.

Halkımızın, Müslüman kadınlar üzerinden yürütülen ve inancın sosyal hayattan dışlanması şeklinde tezahür eden bu saldırı ve baskıları, temelde İslam’ın görünen yüzüne yönelik bir saldırı ve İslam düşmanlığı olarak telakki ettiğini söyleyebiliriz.

Halkın inancına ve vicdanına karşı “kamusal alan”, “demokratik gereklilikler”, “kanuni sınırlamalar” ve benzeri terimlerin cepheye sürüldüğü bir örtülü savaşı andıran bu tabloda başörtülü kadın imgesinin İslami değerleri hür biçimde savunabilme hakkını arayan “direnişçi”yi temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Başörtülü kadın, yer aldığı direniş cephesinde aynı akideye sahip erkekler ile bile eşit şartlarda değildir ve çok zaman tecrit edilen, sürgün edilen, toplum önünde hedef tahtasına konulan, sokaklarda, ödül törenlerinde, okul kapılarında, sınıflarda, kampus önlerinde, otobüs duraklarında, dolmuşlarda, devlet dairelerinde yerilen kişidir. Ne var ki, tarih, başörtülü kadının direniş iradesinin özünün Allah’a teslimiyetten ve halkın kendisi olma isteğinden doğduğunu kaydetti.

28 Şubat sürecinde, halkın kendisini İslami bir değerle ifade etmesini sağlayan temel gösterge olan başörtüsünün kullanılması yasaklanılmakla kalınmadı, muhafazakâr aydın ve tüccarlar eliyle de, dini değerleri aşağılar bir şekilde, başörtüsünün “kadın güzelliğinin bir parçası” olarak kullanımına kapı açılmasına da sebep olundu.

Direnişin varlığını devam ettirmesiyle, yasağın kendisi “bin yıl sürecek” bir etki bırakmasa da, bu dönemde, başta İslam’ı bütüncül bir algılayış tarzı olarak kabul edenler olmak üzere halkın tüm kesimlerinde tedavisi güç yaralar açıldı.

Mücadele sürecinin bir noktasında halkın siyasal bir karşı koyuş telakkisiyle AK Parti’yi iktidara taşıması, yasağın/tecavüzün, göreve getirilen siyasiler eli ile sonlandırılacağı kanaatini yaygınlaştırmıştı. Ancak, tarihi şahit tutarak, önceki ve sonraki iktidarların da, siyasi hesapları yasağın sona erdirilmesine öncelediklerini söyleyebiliriz.

Kimi zaman açıklamalar öylesine rencide edici bir hal almıştı ki, hak ve hakikatin temsili, halk iradesine saygı gibi nirengi noktalarına sahip bu mücadele, “yüzde bir buçukluk bir kitlenin meselesi”ne dönüştürülebilmişti. Bu dönemin eleştiri temellerinden birisi, iktidarın, halkın önceliklerini tespitte maddi – manevi alanları bir dengeye oturtamamasıdır.

İktidarın istatistiklere dökebileceği sayısal verilere ulaşma arzusunu ön sıraya koyması, ekonomik kaynakların paylaşımına ilişkin endişe ve mücadelenin halkın haklarına tecavüzü def etme kaygısına galebe çaldığı yönündeki görüşleri yer yer haklı çıkarmıştır.

Başörtüsü yasağının sürdüğünün dikkatlerden kaçmadığını ortaya koymak için MAZLUMDER öncülüğünde yapılmaya başlanan eylem ve haftalık basın açıklamalarında halkın, iktidarın ve siyasi partilerin gözlerinin içine bakarak, kimseden lütuf beklenilmediği ancak haklara sahip çıkmaktan da vazgeçilmeyeceği vurgulanıyordu. Bu sesi yükseltenler savundukları şeyin “yüzde bir buçuk”un hakkı değil, halkın kendisi olma iradesi olduğunun bilincindeydiler.

Halkın değerlerine yönelik saldırı ve tecavüzün şekli ve mahiyeti değiştikçe, yeni uygulamalar dayatılmak istendikçe ve siyasal temsilcilerin kararsızlığı çözümü her geçen gün daha da uzağa öteledikçe Müslüman kadınların onur ve şerefleri ile yaşayabileceği bir toprak parçasının var olup olmadığı, yaşadıkları bu toprak parçasının onlar için ne anlam ifade ettiği, onur ve şerefi çiğnenen tek bir insanın varlığının bile yeryüzünde huzuru yok etmeye yetip yetmeyeceği de sorgulanır hale geldi.

Dikte edilmeye çalışılan yaşam tarzına karşı yürütülen mücadeleyi küçümseyerek, “bununla bir şey elde edemezsiniz” deyip kenara çekilenlere; iktidara, muhalefete, medyaya ve tedhiş politikaları neticesi bir süre sonra yılgınlığa düşen bir kitleye rağmen bu eylemler devam etti.

Direnişin kendi yolunu açacağına inananlar bugün Kocaeli, Sakarya, Van, Konya, Akyazı, Antalya, Ankara, Kütahya, Afyon, Bursa ve Tokat’ın da içinde yer aldığı 11 cephenin daha açıldığına şahitlik ediyorlar.

Eylemlerini düzenli bir şekilde sürdüren bu iller kendi yerel platformlarını kurup kendi mücadele ağlarını da oluşturmaya başladılar ve mücadelenin geldiği aşamayı, direniş ile ilgili haberleri www.platformhaber.net adresinden duyurmaktalar.

Birbirinden farklı üslup ve söylem kullanan bu platformlar, temel anlamda yasağa karşı çıkmada ortak bir nokta ve eylem tarzında buluşup, bir çatı altında toplanma gayesi Şubat 2011’de Bursa’da bir araya gelerek “Adalet ve Özgürlükler Platformu” adını verdikleri bir çatı oluşturdular.

Her ilin bir temsilci ile katıldığı icra kurulunu ve ardından da sekretaryasını oluşturan Adalet ve Özgürlükler Platformu Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan bir deklarasyon ile başta başörtüsü yasağı olmak üzere Türkiye ve dünya genelinde yaşanan hak ihlallerini tespit ve teşhir ederek bu ihlallerin ortadan kalkması için kararlılıkla mücadele edeceğini ilan etti.

Yine bu deklarasyonda dünyanın neresinde olursa olsun özelde başörtüsü konusunda ve genelde diğer hakları ihlal edilen kitlelerle omuz birlikteliği yapmayı, enformasyon ve dayanışma anlamında sıkı bir birliktelik yürütmeyi hedeflediğini de açıkladı.

Platform, yaklaşan seçim sürecini de değerlendirdiği son açıklamasında, AK Parti’nin 2023 yılına yönelik projeksiyonunda başörtüsü yasağının son bulacağına dair açık bir işareti göremediğini, Ak Parti tarafından ilan edilen seçim beyannamesini ve açıklanan planları bayındırlık faaliyetleri ile sınırlandırılmış bir anlayışın ürünü olarak gördüğünü, seçim dönemleri boş vaatler sunan muhaliflerin ise halen yer aldıkları Meclis’te meseleyi çözmeyerek samimi olmadıklarını ortaya koyduklarını belirtti.

Yine bu açıklama ile platform, Türkiye’deki yasakçı zihniyetten esinlenen bir takım ülkelerin kendi halklarına yasağı dayatmaya çalıştığını, Kosova, Arnavutluk ve en son Azerbaycan yönetimlerinin buna birer örnek olduğunu ve yasakla muhatap olan ülkelerdeki mağdurlarla omuz birlikteliği yaparak sınırları aşan güçlü bir direnç göstermeyi vazife bildiğini de ortaya koydu.

Bizler, mazlumların her çağın ve mekânın kendine has şartlarını gözeterek ve her halükarda tecrübeleri yoldaş edinerek yürümeleri halinde mütecavizlerin onların karşısında boyunlarını eğmek zorunda kalacaklarına inanıyoruz.

Kaybedecek bir şeyi olmayanlar ve sahip olduklarını bu uğurda kaybetmeyi, onları karlı bir ticaretin metası yapmayı göze alanlar, kardeşlerimiz; mutlak güç sahibi Hz. Allah bizimledir ve bizlere sabır, sebat ve direnişin ardından gelecek büyük bir zaferi vaat etmektedir.

Bir cevap yazın