İnşa dönemi

Sizler bu yazıyı okuduğunuzda nerede olacağımı bilmiyorum, ama yazıya oturduğum şu anda Rusya Federasyonu’na dahil Karelya Cumhuriyeti topraklarında, Kiji yarımadasındayız.

Ülkenin Volga-Baltık kanal sistemi sayesinde bir taraftan St. Petersburg’a, öte yandan Moskova’ya bağlanmış olan kuzey ucunda… Onega Gölü’nün ortasında.

Ama kırk bir kişilik grubumuzun aklı Türkiye’de ve tahmin edebileceğiniz gibi AKP’nin başarılı olmamasını, CHP’nin en az yüzde 30 almasını umut edenlerimiz çoğunlukta. Dolayısıyla seçim sonuçları genel bir hayal kırıklığı ve gizlenmiş öfkenin dışavurumuyla karşılanıyor. İyi eğitimli kentli hanımlar sözü erkeklere bırakmıyorlar…

Ulusalcılık, AKP karşıtlığı sayesinde mayalanan bir hamur gibi, laik ve modern kesimi kendine getiriyor, ataletten kurtarıyor, onları fikir ve siyasi pozisyon sahibi yapıyor.

İlginç olan ise her şeye rağmen yenilginin kolayca kabullenilmesi. Öyle ki AKP oyunun 54’ten başlayıp 50’nin altına inmesi bile spordaki ‘geri dönüşleri’ hatırlatan bir sevinçle karşılanırken, bazı Ergenekon sanıklarının milletvekili olması çok umut verici bulunabiliyor.

O ‘birkaç iyi insanın’ uçuruma doğru gitmekte olan ‘bizlere emanet edilmiş güzel ülkemizi’ kurtarabileceğini düşünen yok muhtemelen, ama tutunacak bir dala bile razı geliniyor. Kılıçdaroğlu ve CHP ise koca bir hayal kırıklığı…

Bizim grubun dönüşü gelecek pazar… Ama bu Volga seyahatleri kendi içinde bir döngü oluşturmakta. Biri biterken diğeri başlıyor. Gelecek pazar da Türkiye’den buraya yeni bir grup gelecek ve umarım karşılaştıkları doğal ve kültürel zenginlikle hiç olmazsa bir parça teskin olacaklar.

Doğrusu bir sonraki grubun bunu en iyi şekilde kullanacağından eminim… Katılımcılar arasında İlker Başbuğ ve eşi de olacak. Kim bilir ne kadar isabetli Türkiye tahlilleri yapılacak ve belki de tüm gezi bir tür aydınlar hac kavuşması olarak yaşanacak…

Grubumuzu şimdilik Kiji’de bırakıp Türkiye’ye dönersek, bu seçimde en kritik sonuç, esas dört parti dışında kalan toplam oyun uzun zamandan beri ilk kez yüzde 5’in altına inmesiydi. Bu durum, kritik bir geçiş döneminin içinde olduğumuzun idrak edildiğini gösteriyor.

İkinci sonuç İslami duyarlılığa sahip partileri de yanına aldığında AKP oyunun yüzde ellinin üzerinde olması, bu seçimin artık farklı bir Türkiye’de yaşadığımızı tescil etmesidir. Bu idrakin Erdoğan’ın konuşmasına yansıdığı söylenebilir.

Konuşmanın üç mihenk taşı vardı: Farklı yaşam biçimlerinin özgürce birlikte var olabilecekleri bir toplum; herkesin kendine ait hissettiği ve herkesin katılımına açık olarak yapılacak, bütün kimliklere eş uzaklıkta bir anayasa; ve geçmişle uğraşmaktansa yarını kurmak üzere yola çıkan bir toplumun psikolojik zemini olarak helalleşme…

Bu üç mesaj, AKP’nin önümüzdeki on yılı bilinçli bir yeniden inşa dönemi olarak öngördüğünü ortaya koyuyor. Kürt meselesi bu zemin üzerinde, yanlışı hatırlamaktansa, doğruyu yaparak çözülmek isteniyor.

Bunun siyasete bir davet olduğu ve reddedeni toplum nezdinde gayri meşru kılabileceği göz önünde tutulmalı. Özellikle baraj engelini tümüyle anlamsız hale getiren, hatta belki de barajsız bir sisteme kıyasla daha çok milletvekili çıkaran BDP’nin bu davete icabet etmemesi düşünülemez.

AKP bizatihi etnik kimliğe mesafe alırken, Kürt kimliğine milliyetçi bir kaygıyla sarılacak bir Kürt siyasetinin tek sonucu Kürt toplumunun parçalanması olur.

Demokrasiyi kurma yönünde gidildiği takdirde ise toplumun ‘yeniyi’ inşa etmeye talip kısmı an az yüzde 60’ı buluyor, ki CHP’nin de bu gayrete külliyen direnmesi söz konusu olamaz. Bu partinin sorunlar yaşaması doğal… Alınan oy, şişirilen balonun gerçeklere tekabül etmediğini göstermenin ötesinde bu partinin ulusalcı bir çizgiye yönelme ihtimalini de artırıyor.

Buna karşılık MHP’nin oyu Bahçeli yönetimi ve anlayışının konsolidasyonu gibi. Dolayısıyla ulusalcıların daha da sıkışacağı bir sürece giriyoruz… Eğer Kılıçdaroğlu direnebilir, toplum ve medya tarafından desteklenirse, belki de vesayet rejiminin bütün hayalleri ve kalıntıları ile birlikte siyasete gömüldüğü bir dönem geçireceğiz.

Bu tür geçişler bir nesil değişimini ima eder. On yıl bu açıdan da iyi bir süre…

Bundan on yıl sonra yapılacak Volga gezilerindeki Türkiye’den gelen gruplarda, kendi toplumlarına yabancılaşma duygusunun çok daha az olacağını tahmin edebiliriz. Hatta belki de geçmişteki yaklaşımlarını hatırlayarak kendilerine şaşanlar ve bunu açık yüreklilikle anlatanlar bile olacaktır…

ETYEN MAHÇUPYAN, ZAMAN


Bir cevap yazın